HATTAT MAHMUT ŞAHİN İLE KOLEKSİYONLARI VE KOLEKSİYONCULUK ÜZERİNE

HATTAT MAHMUT ŞAHİN İLE KOLEKSİYONLARI VE KOLEKSİYONCULUK ÜZERİNE

Hattat Mahmut Şahin günümüzün önemli hat sanatı ustalarından biri. Hat sanatına yeni isimler kazandırmak için haftanın dört günü dört ile; Kocaeli, Bursa, Eskişehir ve Kütahya’ya giden hattat Mahmut Şahin aynı zamanda hatırı sayılır bir hat, kılıç ve ney koleksiyonlarına sahip.

Hattat koleksiyoner Mahmut Şahin’i, Genel Müdür Yardımcımız Aslan Demir Bey’le birlikte 14 Ağustos 2017 Pazartesi günü Küçükköy’deki evinde ziyaret ederek koleksiyonları ve koleksiyonculuk anlayışı üzerine sohbet ettik.

Mahmut Bey koleksiyon yapmaya nasıl başladınız?

Koleksiyon merakım hüsn-i hat sanatı ile tanışmam sayesinde başladı. 1991 yılında Caferağa Medresesi’nde hattat Aydın Ergün Hocadan rik’a yazı eğitimi aldım. Hocam o dönemde bana “El kasibu habibullah” yazısı hediye etti.  Sonrasında bu sanatla alakalı her şeye merakım arttı.

 

KOLEKSİYONCULUK EMANETÇİLİKTİR

Sizce koleksiyon ve koleksiyonculuk nedir?

Benim için koleksiyonerlik emanetçiliktir. Zamanında bir kişinin kendi veya bir başkası için yaptırdığı sanat eserinin bir süre sonra sizin uhdenize geçmesi ve ne yazık ki bir zaman sonra başka birinin emanetine geçmesine verilen addır koleksiyonculuk.                        

Neleri topluyorsunuz?

Ben meşgul olduğum sanat açısından öncelikle hat eserleri topluyorum.  Karadenizli olmam hasebiyle de silaha karşı merakım var. Silah olarak da Osmanlı silahları ve özellikle yatağan ve kılıçla ilgileniyorum.

Nasıl temin ediyorsunuz?

Antikacı tanıdıklarım sayesinde temin ediyorum. Onların eline geçince bana ulaşıyorlar. Ben de gerek ücreti mukabilinde ve de gerekse yazı karşılığı alıyorum.                       

Koleksiyonunuzdan bahseder misiniz?

Az önce de ifade ettiğim üzere kılıç ve hat sanatı eserleri ağırlıklı.  Bunun yanında hatırı sayılır bir ney koleksiyonum var.              

 

ESKİ ÜSTADLARIN ESERLERİNE SAHİP OLMAK HATTATA ŞEVK VERİR        

Hat dediniz. Koleksiyonunuzda hat sanatı önemli bir yer tutuyor. Bir hattat hangi saiklerle koleksiyon yapar?

Öncelikle eski üstatların eserlerine sahip olmak bir hattata şevk veriyor.  Onların nefeslerini evinizde hissediyorsunuz. Kalem hareketlerini satır düzenlerini rûberû inceliyorsunuz. Öğrenciler ile paylaşabiliyorsunuz. Ama her zaman söylerim emanet olarak saklayıp sizden sonraki nesillere aktarmakla sorumlusunuz.                       

Bir hat koleksiyonunda evvelemirde hangi yazılar/ibareler/levhalar yer almalı?

Bu yapılan koleksiyon ile alakalı değişebilir.  Hilye-i Şerif, Kuran-ı Kerim koleksiyonu yapan da var. Hat karalamaları koleksiyonu yapan da…    

Sizin usulünüz/tercihiniz nasıl?

Çok farklı hattatlardan birer eser. Hattatların birer eseri de olsa çeşitlilikten yanayım.                                          

Hat koleksiyonunuzda en çok ilgilendiğiniz yazılar hangi hattatlara ait?

Şevki Efendi’nin, Bakkal Arif Efendi’nin, Muhsinzade Abdullah Efendi’nin yazıları başta gelir. Bu diğerleri önemsiz anlamına gelmez tabi ki...                       

Koleksiyonunuzda yer alıp da sizin için olmazsa olmaz olan bir levhanın hikâyesini anlatır mısınız?

Rahmetli Ali Alparslan Hocama ait bir levha var. Mürekkep yaptığım dönemde hocama bir şişe mürekkep götürmüştüm. Hocam da mürekkebi deneyip çok methiyeler dizmişti fakire. Ve hocamızın arkadaşı Tahsin Amca da “Kuru kuru, sözle olmaz, yaz bunları delikanlıya” demişti

 

‘AFERİN EY RÛZİGÂRIN ŞEHSUVAR-I SAFDERİ’

Ali Alparslan Hocamızın size hediye ettiği yazıda ne/neler yazıyordu?

O levhada "Aferin ey rûzigârın şehsuvar-ı safderi. Arşa as şimdengeru tiğ-i Süreyya cevheri”. beyti yazıyor.

Talik ile mi yazdı?

Şikeste talik ile yazdı. Kabri nur olsun, Rabbim yazdığı hurufat adedince mağfiret buyursun.

Amin. Beğendiğiniz, ilgiyle takip ettiğiniz hat sanatı koleksiyonerler kimler?

Başta Sakıp Sabancı Koleksiyonu olmak üzere Demet Sabancı-Cengiz Çetindoğan, Murat Ülker, Yıldırım Demirören ve Saim Tokgöz koleksiyonlarını takip ediyorum.  Bunun yanında küçük çaplı koleksiyonu olan arkadaşların da takipçisiyim.

Demet Sabancı Çetindoğan ile eşi Cengiz Çetindoğan’ın hat sanatı koleksiyonu Beyoğlu’nda Harflerin Sanata Yansıması sergisinde sanatseverlerin ilgisine sunulmuştu. Siz de sergiyi gezdiniz bildiğim kadarıyla. Nasıl buldunuz?

Çok nezih bir koleksiyon.  Hafız Osman’dan Şevki Efendi’ye; Kazasker Mustafa İzzet Efendi’den Mahmud Celaleddin Efendi’ye kadar çok geniş bir yelpazede. Beyoğlu’nda koleksiyonun sadece bir kısmı vardı. Ama doyurucu bir seçki sunulmuştu.

 

KÜÇÜK BÜTÇELERLE DE KOLEKSİYON OLUŞTURULABİLİR. ÖNEMLİ OLAN HASTALIK HALİNE GETİRMEMEK

Hat sanatına ilgi duyanlar koleksiyona nereden başlamalı?

Ben öğrencilerime öncelikle icazetli arkadaşlarının eserleri ile başlamalarını tavsiye ediyorum.  Sahaflardan, antikacılardan kendi bütçelerine göre fazla acele etmeden yazı toplamalarını öneririm. Ama hiç bir zaman bunu hastalık haline getirmemeleri gerekir.

Eski yeni yüzlerce hat levhasının asılı bulunduğu bir mekânda hat sanatına hizmet etmenin gayreti içindesiniz. Böyle bir ortamda yazı kaleme almak nasıl bir duygu?

Tarifi edilmesi, anlatılması imkânsız bir duygu; yaşamak gerek İbrahim Ethem Bey.  Eski üstatların yanında arkadaşlarımın ve öğrencilerimin yazıları var duvarlarımda. Ben şimdiki zaman için değil sonrası için düşünüyorum. Öğrencilerimden, onları yıllar sonra hatırlamak için yazı istiyorum.  Yetişmesine gayret ettiğiniz bir öğrencinin, aynı yolda, birçok zahmetler çektiğiniz dostunuzun yazısını gece yarılarına kadar seyretmenin keyfini anlatamam.

 

LAVHALAR HAYATIN GEÇİCİ OLDUĞUNU ANLATIYOR

Mezkûr levhalar yahut cennetmekân hattatları size lisan-ı haliyle neler söylüyor?

Biraz delilik diyelim ama onlarla sohbet etmek, onların kâğıda bıraktığı el izlerini takip etmek, nefeslerini hissetmek ve sizin bu sanatta seviyenizin ne olduğunu bildirmeleri çok garip bir duygu. Ama levhalar sizin de, hayatın da geçici olduğunuzu anlatır. Duvarlarımda yazıları bulunan hattatların otobiyografilerini okuduğum zaman kendi amcam, kendi dayım gibi bir hissiyata bürünüyorum.

Kılıç koleksiyonunuza da değinelim dilerseniz. Kılıçlara gönlünüzü nasıl kaptırdınız?

Karadenizli bir aileye mensubum. Silah sevgisi genlerimde var. Çocukluğum Kara Murat, Battalgazi filmlerini izlemek ile geçti. O filmlerde gördüğüm silahların fotoğraflarını çizerdim. Almanya’da tramvay raylarına eğilmiş çiviler koyup düzleştirip kılıçlar yapardım. Oldum olası kılıçları, okları, yayları severim. Yıllar sonra antikacılarda kılıçlar, yatağanlar buldum ve toplamaya başladım.

Ne tür kılıçları topluyorsunuz?

Genelde yatağanlarla ilgileniyorum. Bu tip kılıçları daha çok severim. Serde bir serdengeçtilik var. Yatağanları serdengeçti ve leventler kullanırdı Osmanlı’da. Şam çeliği kullanılmış yatağanlarım var, ayrıca kan oluklu, nadir bulunur çeşitleri var elimde. 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar örnekleri var elimde.

Sizce iyi bir kılıç hangi hususiyetleri haiz olmalıdır?

Tarihte kılıçlara en güzel formu atalarımız vermiş.  Gerek ağırlık, gerek kullanım kolaylığı açısından en işlevsel silahlar bizimdir. Atalarımız bu silahlar ile ilayı kelimetullah için birçok fetihlerde bulunmuşlar. Bu silahlar ile feth ettikleri yerlere ilim, irfan, barış ve bayındırlık, imar götürerek kılıçları hiç bir zaman şerre kullanmamışlar.

Bir miktar neyiniz var. Neylerde ne arıyorsunuz?

Hat odamın duvarlarında gördüğünüz neyler arkadaşlarımın bana hediye ettiği neylerdir. Süpürde, bolahenk, Şah Davut, kız, tam takım neyleyim var. Hepsi kendi konusunda mahir arkadaşların açkıları.

Bahsettiğiniz mahir ustalar kimler?

Eymen Gürtan, Onur Öner, rahmetli Hanefi Kırgız, Mümin Orhan gibi değerli ustaların neyleri var.

 

HER SANATKÂR MUTLAKA BİR YAN UĞRAŞ BULMALI

Sizin ilave etmek istediğiniz hususlar nelerdir?

Bizim sanatlarda üstatlarımızın mutlaka bir yan sanatla meşguliyeti vardır. Şeyh Hamdullah Efendi okçulukla, terzilikle; Ahmet Karahisari terzilikle; Kazasker Mustafa İzzet Efendi musiki ile; Necmeddin Okyay Hocamız ebru, ciltçilik ve okçuluk ile ve dahi ismini sayamadığım üstatlarımız mutlaka bir başka sanatla uğraşmışlardır. Bizimki sadece onları taklitle geçen bir ömür.

Sanatkâr, kendisine mutlaka bir yan uğraş bulmalıdır. Diğer sanatlara vâkıf olmalıdır.  Ama mutlaka kendi alanında uzman olmalıdır.

Son olarak okuyucularımıza nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

Sanatkâr usta fırsatlar dâhilinde, ömrü yettiğince gerek kendi sanatı gerek başka sanatlarla ilgili eserleri toplar. Bunların kıymetini bilir, ama ne yazık ki ondan sonra gelenler bu eserlerin kıymetini bilemez, bilmez. Genelde böyle olmuştur. Tabii ki istisnalar kaideyi bozmaz. 

Yerel yönetimlerin, ilgili sair kurum ve kuruluşların bu konularda hassasiyet gösterip bu tür toplu eserleri, hacet zamanında satışa çıkarılan koleksiyonları takip ederek bir müzede değerlendirmeleri gerekir.

Bir kaç yıl önce, ismi Üsküdar ile özdeşleşmiş Ebrucu Mustafa Düzgünman Hocamızın eserleri bir müzayedede satıldı. Üsküdar Belediyesi bu eserleri alıp müze kuramaz mıydı? Buna vereceğimiz çok örnek var. Sakarya Taraklı’da bir müze kurmuşlar ve rahmetli Saim Özel Hocamızın Mekke-i Mükerreme’ye yazdığı yazıların kalıplarını orada sergiliyorlar.  Demek ki istenince oluyor. Bu destekler gözümüzün nuru eserlerin yurt dışına kaçmasını da engeller. Bunu rant edinen arkadaşlarımızı da frenler diye düşünüyorum.

İlginiz için teşekkür ederim.

Ben de size ve Aslan Demir Bey’e teşekkür ediyorum. Kaleminiz zeval görmesin. Âmin.

 

İbrahim Ethem Gören

{name}
{content}
+
-
{name}
{content}
+
-

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

SİZİ ARAMAMIZI İSTER MİSİNİZ?

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

SİZİ DİNLİYORUZ

ÖZEL MÜŞTERİ HATTI 444 73 23

BİZ SİZİ ARAYALIM