İÇİNDEN HÜZNÜN VE UMUDUN ÇİZGİLERİ GEÇEN SURYELİST RENKLER TOPHANE'DE…

Dr. Shady Eid Suriye’den memleketimize gelen naif bir sanatkâr. Halep Üniversitesi’nde İşletme tahsilinden sonra Uygulamalı Güzel Sanatlar Enstitüsü’nde güzel sanatlar alanında çalışmalar yapan Shady Eid Türkiye’ye gelince Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nde Geleneksel Türk Sanatları alanında önce yüksek lisans, ardından da doktora çalışmalarını başarıyla tamamlamış. 20 yıldır elinden kamış kalem, mürekkep fırça, boya; harfler ve renkler geçen sanatkâr ile Tophane’de 18 Mart 2022 Cuma günü açtığı Suryelist serlevhalı neo klasik hat ve resim sergisi özelinde bir e-mülakat gerçekleştirdik.

İbrahim Ethem Gören: Sizi tanıyabilir miyiz?

Dr. Shady Eid: Ben Suriyeliyim. Halepliyim. Halep’in kuzey tarafında küçücük bir köyde doğdum. Köyümde ilkokul eğitimi aldım, ortaokul eğitimini başka bir şehirde aldım. Halep Üniversitesi’nde İşletme eğitimini tamamladım. İşletme ile beraber Uygulamalı Güzel Sanatlar ve Modern Sanatlar Enstitüsü’nde eğitim aldım.

Suriye’den Halep Üniversitesi’nden başlayarak Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’ndeki sanatta yeterlilik eğitiminize kadar öğrenim hayatınızın hikâyesini anlatınız lütfen…

Halep Üniversitesi’nde okurken aynı zamanda güzel sanatlarla uğraşıyordum. İşletme ile beraber güzel sanatlar eğitimini de alıyordum. Bahsettiğim enstitüler iki yıllıktı ve ben henüz İşletme bölümünde üçüncü yılımı okurken onlardan mezun olmuştum. O esnada sanatımı icra etmeye başlayınca buradan kazanç sağlamaya da başladım. Kazandığım paralarla sanatımı geliştirmek için kitaplar satın alıyordum. Birkaç sene içerisinde icra ettiğim sanatımdan para kazandıkça aldığım kitaplar iki bin adedi bulmuştu. Bu esnada kitaplarım aracılığıyla dünyadaki bütün sanat ekollerini okuma şansım oldu. Başka ülkelerin sanatsal ekollerdeki tekniklerini, mesajlarını ve bütün detaylarını öğrenme şansım oldu. Aynı zamanda hat sanatıyla uğraştığım için hat sanatıyla ilgili detaylı araştırmalarda bulundum ve bu alanda iyi bir hocayla tanıştım. Profesyonel olarak hat sanatı icra etmeyi kendisinden öğrendim. Ardına bana iş teklifleri gelmeye başladı. İşletme bölümünden mezun olduktan sonra yapmış olduğum sanatsal faaliyetlerden dolayı hat sanatı konusunda Suudi Arabistan’dan, Lübnan’dan ve başka ülkelerden bana iş teklifleri gelmeye devam etti. Suudi Arabistan’a gidip İç Mimarlık eğitimi aldım. Ve orada iç mimarlık yaptım. Bu alanda deneyimlerim oldu. Ardından Lübnan’a geçtim ve orada da bahsettiğim bu alanlarda deneyimler elde ettim.  Suriye’de savaş başladıktan sonra Türkiye’ye geldim. Türkiye’ye geldikten sonra Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nde yüksek lisansa başladım ve ardına doktoramı da yine orada tamamladım.

Sergiye ve sanat çalışmalarınıza geçmezden önce gazetecilik ve STK hizmetlerine yönelik tecrübelerinizi konuşalım dilerseniz…

Türkiye’ye ilk geldiğim zaman benim en büyük hayalim Suriye’ye bir kutu ilaç göndermekti. Bu meselelerle uğraşırken güzel insanlarla tanıştım. Pek çok STK ile tanışma fırsatım oldu. Yardım dernekleriyle, hayırsever insanlarla, ağabeylerle ve ablalarla tanışma fırsatım oldu. Suriye’ye gönderdiğim ilk yardım kırk beş tane ilaç kutusu oldu. Sahra hastanelerine de ilaç göndermeye başladım. O zamanlar benim telefon numaramı beni tanıyan Suriyeli arkadaşlar sınırdaki ihtiyacı olan insanlara dağıtmışlar. Haliyle millet beni aramaya başladı. Zor durumda olan, acil ameliyata ihtiyacı olan, Suriye’deki durumlara vâkıf olup orada özel ihtiyacı olan kişilerden haberdar olanlar bana haber veriyordu. Ve ben de burada, Türkiye’de bulunan STK’larla projeler yürüterek o ihtiyaçları karşılamaya çalıştım. Suudi Arabistan, Lübnan ve Katar gibi ülkelerde yaşamış olmamın ve dil biliyor olmamın rolü büyük oldu. Tanışmış olduğum büyük iş adamları oldu. Çalıştığım birçok vakıf oldu. Avrupa’dan, Arap Dünyası’ndan ve Türkiye’den tanıdığım dernekler, vakıflar iş adamları oldu. Ve büyük projelere imza atabildik. Suriye’ye çok büyük sahra hastaneleri gönderme şansımız oldu. Okullar kurma şansım oldu. Bu yardım faaliyetlerinden dolayı Suriye asıllı olup da Londra’da yaşayan başka arkadaşlarla tanışıp onlarla beraber Londra’da Suriyeli savaş mağduru çocuklara özellikle proteze ihtiyacı olan çocuklara bir dernek kurduk. Ve ben bu derneğin İstanbul temsilcisiyim. Fransa’da savaş suçlularını takip etmek için ve onları adalete takdim etmek için hukuki bir dernek kurduk. Aynı zamanda bu derneğin de İstanbul temsilcisiyim. Amerika’da bulunan savaş mağduru çocuklar için kurulmuş olan Medical Child’ın da İstanbul temsilcisiyim. Genel olarak dünyadaki yardım kuruluşlarının pek çoğuyla bağlantım var. Bu yardım faaliyetlerindeki koşturmaca o zamandan beridir hâlâ devam ediyor. Ve bu mesele en çok odaklandığım meseledir. Hâlâ çocuklara protez taktırıyorum. Tabii yardım işleriyle uğraşırken yerli ve yabancı TV kanallarına çıkıp oradaki durumları anlatıyordum. O esnada yeni kurulmuş bir Arap TV kanalında çalışma fırsatım oldu. Ve o kanalda gazetecilik deneyimim oldu. Birçok yetkili insanla röportajlar yapma fırsatım oldu. Gazetecilik eğitimimi de o iki sene boyunca aldım. Ardından TV kanalından ayrıldım ve birçok yabancı ve yerli TV kanalında Suriye’de yaşanan olayları ve kendi sanatsal faaliyetlerimi anlatmaya devam ediyorum.

Sanatla ilk irtibatınız nasıl başladı?

Sanatla ilk irtibatım aslında çocukluğumda başladı diyebilirim. Çocukken etrafımdaki şeyleri sürekli izliyor, gözlemliyordum. Ve gördüğüm şeyleri çizmeye çalışıyordum. Hatta ilk çizdiğim resimler babama ve anneme aitti. Etrafımdaki eşyalar ve objeler, yaşadığımız bölgedeki manzaralar vs. onları çizmeye çalışıyordum. Kitaplarda gördüğüm resimleri taklit etmeye çalışırdım.

“SANAT İLİM VE FELSEFEDEN DAHA ESKİDİR.”

Sizden okuyucularımız için sanatı, estetiği, güzeli, güzelliği tarif etmenizi istirham ediyorum…

Bu çok zor bir soru. Sanat aslında ilim ve felsefeden daha eskidir. İnsanların kendilerini ilk ifade etme şekilleri sanatla olmuştur. Eski mağaralardaki resimleri, çizimleri düşünün… Tarih boyunca sanata çok önem verilmiştir ve de çok tartışma konusu olmuştur. Sanat, güzellik ve estetik arasında büyük farklar da var. Estetik bakan kişiye bağlıdır. Sanat ise yapan kişiye bağlıdır. Bir sanatçı bir şey yaptığı zaman sanat yapmış olur. Ama o icra etmiş olduğu sanatın güzel olduğu anlamına gelmez. Çünkü bazı sanatçılar kötülük de çizebilirler. Hatta bir ara şeytanlıkla sanat, kötülükle sanat bağdaştırıldı.

Mesela…

Francisco Goya’nın çizdiği tabloları örnek gösterebiliriz. Goya’nın Saturn Devouring His Son eseri bu anlamda çok korkunç ve çarpıcıdır.

Sanatı icra eden kişi sanatçı olur. Sanat eseri ise alan, bakan kişide herhangi bir duygu düşünce ve soru işareti uyandırması ile sanat eserine dönüşebilir. Ve güzellik alan, bakan kişiye bağlı bir şeydir. Ondan bağımsız değildir.

Estetik, güzellik ve güzel olan göreceli kavramlardır. Ve bu kavramları tanımlara sıkıştırmak gerçekten zor. Bir tablo farklı iki kişi için apayrı duygular çağrıştırabilir. Bu nedenle bu kavramların kıstasları yok. Ve zamanla değişen şeyler. Her dönemde, tarihte tüm toplumlar kendince sanat hakkında birtakım tanımlamalar, beğeniler geliştirmiştir. Farklı zamanlardaki güzellik anlayışları da dönem dönem değişmiştir.  Estetik beğeni konusunda örneğin bir ülkede sakal erkeğin olmazsa olmaz aksesuarı olarak görülürken başka bir ülkede beğenilmeyebilir. Bunlar toplumların kültürlerine göre de değişen şeylerdir.

Hüsn-i hatta karar kılmanızın özel bir sebebi var mı?

Hüsn-i hat sanatına başlamadan önce ben resimle ilgilendim. Dediğim gibi çocukken resimle olan temasım etrafımdaki eşyaları çizmekle, taklit etmekle başlamıştı. Ardından bu ilgim ileriki yaşlarımda da devam etti. Resimle ilgilendiğim zamanlarda hat sanatı üzerine bir kitapla karşılaştım. Bu kitabı okuduktan sonra hat sanatının varlığından haberdar oldum ve daha çok araştırmaya başladım. Araştırdıkça hayranlığım daha çok arttı. Sevmeye başladım. Resimle uğraştığım için resmin zorluklarını biliyordum. Hat sanatını tanıdıkça onun daha çok emek isteyen, uğraş isteyen, sabır isteyen zorlu yanını gördüm. Ve bu zor olan şeyi aşmak istedim, öğrendim ve sonuna kadar devam ettim.

Hüsn-i hat eğitim serencamınız üzerine büyükçe bir paragraf açalım…

Her şey hat üzerine bir kitapla başladı. Ardından hat sanatını icra eden hocaları araştırdım.

Kimlerden bahsediyorsunuz?

Suriye’de hat sanatıyla uğraşan bir hocayla tanışma fırsatım oldu. O hocanın ismi Heysem Selmo. Ve Türkiye’den hoca Hasan Çelebi’den icazeti olduğunu öğrendim. Onunla tanışıp hat sanatını öğrenmeye başladım. Profesyonel olarak hat sanatının nasıl icra edildiğine dair tüm incelikleri bana öğretti. Öğrenme sürecinde hat üzerine her şeyi araştırıyordum. Mürekkepleri ve gizli mürekkep yapmanın sırlarını öğrendim. Ardına grafolojiyi tanıdım. Ve bu alanda bir proje üzerine çalışıp kitap yazdım. Sonra Suudi Arabistan ve Katar gibi birçok ülkedeki gezilerimin ardından Suriye savaşı meydana gelince Türkiye’ye geldim. Türkiye’de IRCICA (İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi)’da Ferhat Kurlu hocadan, Mümtaz Durdu hocadan hat eğitimi aldım. Cuma günleri Hasan Çelebi hocanın atölyelerine katılıp ondan da eğitim aldım. Ve yüksek lisansa başladıktan sonra Davut Bektaş hocadan ders aldım. O benim gözümde dünyadaki en iyi hattat. Aynı zamanda Ali Toy hocadan Ta’lik yazı dersleri aldım. Yüksek lisans eğitimimi bitirdikten sonra doktoramı yine Geleneksel Türk Güzel Sanatları üzerine yaptım. Memlûkler Döneminde yaşamış Kalkaşendi’nin yazmış olduğu eser üzerine çalıştım.

Hangi yazı nevilerini kaleme alıyorsunuz? Bu alanda neler yaptınız?

Ben Rik’a hattı ile başladım. Rik’adan sonra Divani hattı, ardından Celi Divani ve Nesih hattı, ardından Sülüs, Celi Sülüs çalıştım. Türkiye’ye geldikten sonra Ta’lik yazı nevinin eğitimini aldım. Suriye’de sergi açtım. Uluslararası sergilere de katıldım. IRCICA’nın icra etmiş olduğu hat yarışmasına da iki kez katılma fırsatım oldu. Kahire Bianeli’ne katıldım. Dubai’de ve Katar’da eserlerim sergilendi. Avrupa’da, Amerika’da ve Avustralya’da eserlerim sergilendi.

Eserleriniz nerelerde bulunuyor?

Halep’te Sanayi bölgesindeki bir camide 30 metre uzunluğunda bir çalışmam var. Halep’te pek çok evin girişinde mermer üzerine yazmış olduğum yazılarım var. Aynı zamanda Kıbrıs’ta, Dubai’de ve Suudi Arabistan’da bazı eserlerim bulunmakta.

Sözü, Mekke-i Mükerreme’de Zemzem kulelerinin üzerinde Allah’ın misafirlerine selâm vermekte olan yazılarınıza getirelim…

Suriye'de, Halep Üniversitesi’nde İşletme bölümünü bitirdikten sonra aynı zamanda sanatla da uğraştığım için birçok sergiye katılıp kişisel sergilerimi açma fırsatım da oluşmuştu. Bu süreçte eserlerimle birlikte tanınmaya başladım. 2008’deki Gazze Savaşı’ndan sonra Gazzelileri destelemek için bir sergi açtım. Ve bu sergiyle ilgili çok sayıda haberler yapıldı. Bu haberlerden sonra Suudi Arabistan'dan, Cezayir'den ve Arap dünyasının birçok ülkesinden, Fransa'dan ve Londra'dan birçok iş teklifi geldi. Suudi Arabistan'dan gelen iş teklifini kabul ederek bu ülkeye gittim. Suudi Arabistan'da iç mimarlık eğitimi alıp bu işi yapmaya başladım. İç mimarlık yaptığım şirketin sahibi, Haremeyn-i Şerifeyn’in çalışmalarını üstlenen kişinin oğluydu. Babası kendisinden bir hattat istedi, Zemzem Tower üzerindeki hatların yazılması için. Oğlu kendisine benden bahsetti ve ben o şirkette benden istenen eserleri yazdım. Tabii ki şunu da ifade etmek gerekiyor.

Lütfen, buyurunuz…

Zemzem Tower için yazılan metinleri bir tek ben yazmadım. 7 hattattan çalışmalar da istendi. Ve bu eserler orada sergilendi. Eserler karışık bir şekilde sergileniyorlar.

Hüsn-i hat ile birlikte resim de çalışıyorsunuz. Hat ile resmi mezcetme düşüncesi gönlünüze nasıl doğdu?

Ben evvelemirde resim sanatına başladığım için resmin tabii ki benim için de özel bir yeri var. Ama hat sanatıyla tanıştıktan sonra hat sanatının da ayrı bir yeri oldu. Her iki sanatı çok sevdiğim için, her iki sanatı uzunca bir zamandır icra etmekte olduğum için, bu iki sevdiğim sanatı birleştirme hayalini kurdum. Ve bunu nasıl yapabilirim diye çok uzun süre düşündüm. Ve aklıma böyle bir fikir geldi. Ayrıca genel olarak Türkiye’de hat sanatını okuyabilenlerin, anlayabilenlerin insan sayısı çok az. Ben de resim yeteneğimi kullanarak hat sanatını farklı bir biçimde insanlara sunmak istedim. Klasik hat sanatından daha kolay bir şekilde fark edilmeye, anlaşılmaya, açık şekilde görünmesini sağlamaya çalıştım. Hat sanatının güzelliğini renklerle beraber resimlerle iç içe yansıtmak hedefimdi.

Ve Suryelist Sergisi… İktisat gurusu Mustafa Özel “Her organizasyonun temelinde derin bir fikir olur. İnsanlar bir yola koyuldukları zaman bir ana fikir ve o ana fikir çerçevesinde bir ideale doğru insanlar yürümeye başlar” diyor. Buradan hareketle serginizin ana fikrini ve o ana fikri besleyen ideali teşrih masasına yatıralım.

Serginin isminden başlayabiliriz. “SURYELIST”, yani Suriye ve İstanbul birleşimi. Tabii ki Türkiye’ye geldikten sonra Suriyeli kelimesini çok defa duydum. Bir Suriyeli olarak da bu kelimeyi vurgulamak istedim. Aynı zamanda “İst”, İstanbul’un kısaltması. Bir Suriyelinin İstanbul’daki anlatmak istediği hikâyesine kısaca bu başlığı uygun gördüm. Aynı zamanda Sürrealizm akımını çağrıştıracak şekilde de Suryelist ifadesi çok kullanılışlı oldu. Sürrealizm gerçeğin ötesinden bahseden, sıradan olanın dışına çıkan bir akım. Rüyalarda görülen hikâyelerin sanatı.

İstanbul’a geldiğimden beridir en büyük hayallerimden biri insanlara yardımcı olmakla birlikte kendi sanatımı icra ederek, kendi davama hizmet etmekti. Ve bununla ilgili en mantıklı fikir hat sanatını resim sanatıyla birleştirerek benim uğruna senelerce uğraştığım, onlarca şehit verdiğimiz Suriye’deki devrimi anlatmak için en iyi cevap olduğuna kanaat getirdim. Bu nedenle bu sergiyi açmaya karar verdim. Sergimin açılış tarihi 18 Mart, bu tarih ayni zamanda Suriye devriminin yıl dönümüne denk geliyor.

Ve dahi Çanakkale Zaferi’ne... Serginiz için neoklasik hat ve resim sergisi tanımlamasını yapıyorsunuz? Hatta ve resimde klasik ve dahi neoklasik nedir?

Ne klasikten kastım şu. Neo yeni demek zaten, klasik eski, geleneksel.  Hat sanatını klasik biçimden farklı olarak yeni bir bakış açısıyla sunmak istedim ve bu şekilde tanımlamak çok uyuyor. Burada, eserlerimde hem klasik sanata özgü harflerin eski(mez) kurallarını yerine getirerek, hem çok fazla bozmayarak bu sanatın içine renkler ve şekiller katarak resimle harmanlayıp ortaya yeni bir şey koymaya çalıştım. Klasik olan bir şeyi kullanıp modern sanatla karıştırıp ortaya yeni bir şey koyuyorsunuz. 

Bir ve dahi ilk sergiyle klasik neoklasik tanımlaması biraz iddialı değil mi?

İddialı olduğumu düşünmüyorum.  Burada ben herhangi bir şey iddia etmiyorum. Ben burada sadece var olanları anlatıyorum. İnsanlara burada klasik ve modern sanatın bir birleşimi olduğunu gösteriyorum. Modern sanattaki gölge, ışık teknikleri, hat sanatındaki altın oran, mimari, fiziki kurallar, matematik kuralları… Bütün bunların hepsini bir araya getirdiğimizde neoklasik diyerek bu sanatı tanımlamış oluyoruz.

Serginizde klasik hüsn-i hat eserinizi temaşa etme imkânım olmadı. Bunun özel bir sebebi var mı?

Burada sergimin ana teması neoklasik. Bu nedenle klasik tablolara yer vermedim. Çünkü klasik bambaşka, modern başka, neoklasik apayrı bir tema. Benim uzmanlık alanım klasik hat sanatı, doktoramı da yine klasik hat sanatı üzerine yaptım. Evimde onlarca klasik tablolarım var. Getirebilirdim ama getirirsem serginin amacının dışına taşmış olurdum.

“İSTANBUL’DA SERGİ AÇMAK ZOR!”

Sergi hazırlık sürecini anlatır mısınız?

İstanbul’da sergi açmak biraz zor. Çünkü burada referans devreye girer, burada tanıdıklar devreye girer. Burada şans da devreye girer. Sergi açmak istediğim yerler oldu, lâkin iki sene kadar beklemem gerekiyordu. Bir sergi açabilmek için uygun yeri bulmak lâzım. Bu serginin yerinin sahibi ile pandemiden önce tanıştım. Araya pandemi girince beklemek zorunda kaldık. Pandeminin bitmesiyle birlikte hazırlıkları hızlandırdık ve çok şükür ki sergimizi açabildik.

Genel anlamda sergiyi ve eserleri tanıtır mısınız?

Genel anlamda sergi eski kalıpları kırarak, yeni bir tarzla farklı bir şey sunmak istediğim için herhangi bir metin, cümle içermeden, hat sanatının estetiğini ortaya çıkarmak, ön planda tutmak istedim. Aynı zamanda bunu güçlendirmek için modern sanatın tüm tekniklerinden de yararlandım. Modern sanatlarda kullanılan şekiller, renkler ve ışık ile gölge dengesi, gerçekleştirmek istediğim şekilde eserlerimi zenginleştirdi.

Bittabi Suryelist’te yer alan çalışmalarınızın hemen hepsi çok özel ve bir hikâyeye yaslanıyor. Bir eserinizin öyküsünü dinlemek isteriz.

Suriye'deki öldürülen çocukların hayallerinden bahsetmek istiyorum. Tablonun ismi Hayaller. Suriyeli çocukların hayalleri vardı. Ayni zamanda bu çocukların ailelerinin de çocuklarıyla ilgili hayalleri vardı. Ama maalesef bu çocuklar savaşta vahşice öldürüldü, ölen çocukların ruhları semaya çıktı.  Eserde sema olarak vasfettiğimiz mahalde görülen siyah çizgiler o çocukların çekmiş olduğu acılardır. Ölüm esnasında yaşadıkları dehşetli acıyı anlatıyor.  Ayni zamanda çalışmamızda yer alan beyaz çiçekler çocukların pak, tertemiz ruhlarından bahsediyor. Çocukların ruhlarını temsil ediyor. O çocuklar orada toplanıp ağlamaya başlıyorlar. Ağlayan çocukların gözyaşları aşağıda toplanıyor. Kocaman bir deniz, okyanus haline geliyor. Dalgalı bir deniz... O denizin ortasında yeryüzünü temsil eden yuvarlak bir şekil var. Yeryüzü kocaman bir okyanusun ortasına düşmüş gibi. Burada anlatmaya çalıştığım şey bu kadar vahşete karşı bütün dünya sessiz kaldığı için herkes bir gün bu sessizliğinin bedelini ödeyecektir. Çünkü bu çocuklar çok ah çekti. Ve bu vebali hepimiz ödeyeceğiz.

“ÇOCUKLAR BİZİM DÜNYAMIZ…”

Aynı zamanda bir diğer şekilde ikinci anlamı ortaya koymak istiyorum, çocuklar bizim dünyamız. Ortadaki yuvarlak şekil dünyamızı temsil ediyor. Yine farklı bir perspektifle bakarsak, ortadaki yuvarlağı gözbebeği olarak görürüz. Çocuklar bizim göz bebeklerimiz değil midir? Çocuklarınızı canınızdan sakınırsınız, korur kollarsınız. Ama göz bebeği bunca vahşeti izliyor ve bütün dünya bu kadar acının içinde hiç bir şey yapmıyor, sadece izliyor.

Suryelist bağlamında renk, doku ve çizgi, nezdinizde hangi karşılıkları buluyor?

Tek bir şeye bağlamak tatbiki zor oluyor. Mavi, denizi umudu anlatırken soğuğu, depresyonu da anlatabiliyor. Pembe, her ne kadar Türkçede ifade edildiği şekliyle pespembe hayalleri, iyimserliği anlatabiliyor olsa da başka anlamlar da içerebiliyor. Yeşili, her ne kadar doğayla özdeşleştirsek de, aynı zamanda kalbin çakrasının rengidir. Bu nedenle kalbi de temsil ediyor. Örneğin kırmızı bize aşk rengi olarak empoze edilmiş aşk rengi olarak.

“BİZİM AŞK RENGİMİZ YEŞİLDİR.”

Oysa benim gözümde aşk rengi yeşildir. Kültürel anlamları da var biliyorsunuz. Kırmızı Batılılar için bilhassa aşkı temsili olan bir renktir. Ama bizim aşk rengimiz yeşildir. Çünkü kalbi temsil eden renk yeşildir. Beyaz ve siyah iki zıtlık. Ying yang gibi de bakabiliriz. Bu iki rengin bir arada kullanılması ‘araf’ temsil ediyor. Hayır ve şer olarak da ele alabiliriz. Yani ‘araf’ı anlatmak için griyi kullanmaya gerek yok. Siyah ve beyazın ayni eserde olması da bu anlamı verebilir.

Serginizde hangi âmillerle pastel renklere ağırlık verdiniz?

Pastel renkleri sakinliği anlatmak için kullandım. Savaş öncesi dönemi temsil ediyor. Duyguların çok soğuk olduğu alanlarda da bu renklere yer verdim.

Suryelist sanatseverlere lisân-ı hâliyle neler söylüyor?

Anlatmak istediğim şey şöyle: Burada (Suriye’de) çok şey yaşandı. Karmakarışık duygular yaşandı. Burada vahşet yaşandı. Burada katliamlar yaşandı.

Bütün bu yaşananlara rağmen bu toplum hâlâ yarınlara ümitle bakıyor. Ve bu toplum mücadelesinden vazgeçmedi. Sonuna kadar özgürlük için mücadele etmeye devam edecek.

Ziyaret esnasında sanatseverlerin eserlerinize yönelik teveccühü gözlemleme imkânım oldu. Bu teveccühü de konuşalım dilerseniz.

İnsanların tepkileri tatbiki farklı farklı oluyor. Sanat tecrübesi olan biriyle, bu alanda hiçbir fikri olmayan insanların bakışı farklı olabiliyor. Ama genel olarak fark ettiğim şey, vermek istediğim mesajlar yüzde yüz ulaşmış olmasa da çoğu insanlar anlatmak istediğim duyguları bir şekilde hissediyor.

Bundan sonraki hedefleriniz nelerdir?

Sanatçı bir yandan kendi duygularını ifade edebiliyor, bir yandan etrafındaki insanların acılarına eserlerinde yer vererek onların sesi olabiliyor. Benim hedefim bu yolda yürümeye devam etmek. Başkalarının acılarına sessiz kalmayı becerebilen biri değilim. Yaptığım eserlerle kendi hislerimi ve sesi olmak istediğim insanların sesini duyurabilirim. Her zaman bir öncekinden daha iyisiyle birlikte bu yolda yürümeye devam edeceğim.

İnşallah. Sizin ilave etmek istediğiniz hususlar nelerdir?

Şunu ilave etmek isterim ki ben bu eserleri yaparken hat sanatıyla beraber resim eğitimimi de harmanladım. Aynı zamanda renklerin psikolojik etkisi, renklerin sosyal medya ve televizyonlarda kullanılma amaçları ve insanlar üzerindeki etkisi, bunlarla beraber hangi rengin hangi hastalıkla ne tür bir bağlantısı var bunlar üzerine de eğitim aldım.  Aynı zamanda geometrik şekillerin anlamları ve psikolojik tedavide kullanılma şekillerini bildiğim için tüm bunları katmanlı bir şekilde eserlerimde kullanmaya çalıştım. Üst üste kullanılan bu tekniklerle girift bir anlamlar silsilesini ama tek bir duyguyu hissettirmeye çalıştım. Bir yalnızlık mesajı vermek istediğimde yalnızlığı anlatan geometrik şekilleri kullandım, yalnızlığı anlatan kelimeleri, renkleri ve bir bütün olarak kullanıp yalnızlık kompozisyonu oluşturdum. Hat ile arası iyi olmayanlar, renkler üzerinden vermek istediğim duyguya erişebilecek. Renkler, anlatmak istediğimi hissettirmeyi başaramazsa çizgiler, ya da aralara sıkıştırılmış kelimeleri bilenler oradan anlayabilecek. Üst üste katmer katmer, bir sürü mesaj içeren bu eserler ortak bir şeyi anlatmaya çalışıyor. Bir çaresizliği anlatmanın elbet birden fazla yolu olabilir.

Okuyucularımıza nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Yürümek istedikleri yolda idealleri olsun ve büyük bir inançla yürüsünler. Yalnız kimseyi ezmeden, ötekileştirmeden, kalp kırmadan, insanca... İyi bir insan olmanın hakkını versinler ve kendilerinde asaleti, güzelliği ve iyiliği harmonilermiş bir şekilde taşımaya gayret etsinler.

“Dr. Shady Eid’in içinden hüznün ve umudun renkleri geçen sergisinin 10 Nisan 2022 Pazar gününe kadar İstanbul’un yeni sanat merkezlerinden Tophane’de; Acanthus Sanat Galerisi’nde sanatseverlerin ziyaretini bekliyor” cümlesini kuralım ve sanatkâra ilgisi için teşekkür edelim…

 

İbrahim Ethem Gören/28.03.2022-Yazı No: 291

 

{name}
{content}
+
-
{name}
{content}
+
-

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

SİZİ ARAMAMIZI İSTER MİSİNİZ?

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.

SİTE HARİTASI

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

BİZ SİZİ ARAYALIM

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.