ŞEKERPINAR’DA HAT NEŞESİ

ŞEKERPINAR’DA HAT NEŞESİ

Hattat Mahmut Şahin’in son dönem çalışmalarından oluşan Peygamberimizin (sav) İzinde Hat Sergisi 17 Nisan Pazartesi günü Şekerpınar’daki Kuveyt Türk Bankacılık Üssü’nde açıldı.

Hat Hocası Mahmut Şahin’in sülüs, celi sülüs, nestalik, şikeşte ve celi talik nevilerinde 34 eserinin bulunduğu sergide ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler günümüz insanına Asr-ı Saadet ikliminden kurtuluş muştularından haberdar ediyor.

Kutlu Doğum Haftası kapsamında tertip edilen sergi özelinde Hattat Mahmut Şahin ile Küçükköy’deki evinde hasbihal ettik. İstanbul, Kocaeli, Eskişehir, Kütahya ve Bursa’da yüzlerce talebeye bir yandan hat sanatının inceliklerini diğer yandan da öz sanatlarımızda aslolan edebi ve usulü hâl ve kâl lisanıyla talim eden Mahmut Hoca’ya evvel emirde sanatkârda, talebede ve hemen herkeste olması gereken edeb iklimini sorduğumda aldığım cevap şöyle oldu.

 

TALEBELİĞİN BİRİNCİ ŞARTI EDEBTİR

İbrahim Ethem Bey, malumunuz olduğu üzere hikmet sahibi zatlar buyurur ki: “Bir kimsenin, talebe olabilmesi için üç özelliği olması gerekir: Edeb, saygı ve tevazu.” Talebe ister hocasının yanında olsun ister uzağında olsun veya hocası vefat etmiş olsun onu sağlığında üzecek, gücendirecek hareketlerden, sözlerden ve işlerden kaçınmalıdır. Hocasının öğütlerini tavsiyelerini dikkate alıp verdiği görevleri ihlâsla yapmalıdır. Ayrıca talebe, dünyalık olarak, ne kadar şöhret ve servet sahibi olursa olsun, aslını kaybetmeden tevazu içinde olmalıdır. Allah’a (cc) karşı, Peygamber Efendimize (sav) karşı, hocasına karşı ve talep ettiği ilme karşı edebini muhafaza etmelidir. Şah-ı Nakşîbend Hazretleri “Bizim yolumuzun başı edeb, ortası edeb, sonu yine edebtir. Hiç bir edebsiz, Allah dostu olamaz.” buyuruyor. Talebeliğin birinci şartı edeptir.

Rahmetli Cemil Meriç “Bu Ülke” kitabında bizlere bir bakıma “Hoca nedir?”, “Öğretmen nedir?”, “Talebe nedir?” gibi sorulara güzel bir üslupla cevap vermektedir: “Asırlar geçti, birer birer söndü meşaleler. İrfan asâletini kaybetti. Hafızaya çakıl taşı gibi saplanan bilgi kırıntılarına yeni bir ad bulduk: Kültür. Genç kuşaklar, Batı’nın bitpazarlarından ithal edilmiş bu hazır elbiselere küçümseyerek bakıyor. Hoca öğretmen oldu, talebe öğrenci. Öğretmen ne demek? Ne soğuk, ne haysiyetsiz, ne çirkin kelime. Hoca öğretmez, yetiştirir, aydınlatır. Öğrenci ne demek? Talebe isteyendir; isteyen, arayan, susayan.”

 

MERAK İLMİN HOCASIDIR

Hoca, öğrencilerinden beklentilerini ise şöylece özetledi: “Talebelerden beklentilerimiz, bizlerin onlara nasıl yaklaştığıyla doğru orantılıdır. Talebenin anlayamayacağı, kaldıramayacağı bir ilim verilmemelidir. Gönüllülük ve merak esas alınmalıdır. “Çünkü merak ilmin hocasıdır.” İlimde tekrar olmazsa olmazdır. Bir üstadımız “Müessise, tespit etmek için tekrar lâzımdır, te’kid için terdâd lâzımdır, teyid için takrîr, tahkîk, tekrîr lâzımdır. Hem öyle mesâil-i azîme ve hakâik-ı dakîkadan bahsediyor ki umumun kalplerinde yerleştirmek için çok defa muhtelif sûretlerde tekrar lâzımdır.” der.

 “Lisan-ı hâl, lisan-ı kâlden daha tesirlidir.”

Bir eğitimciye ya da bir insana en yakın olan kişi kendisidir. Onun için eğitime önce kendisini eğiterek başlamalıdır. “Nefsini ıslah edemeyen, başkasını ıslah edemez.” gayet veciz bir ifadedir. Planlı olmak da talebeye gerekli vasıflardandır: “İntizam ile iş görmek ilim ile olur.”

Ali Alparslan merhumdan talik; Hüseyin Kutlu Hoca’dan da sülüs-nesih icazeti alan Mahmut Şahin Hoca ile hasbihalimiz Peygamber Efendimizin (sav) İzinde başlıklı sergisi özelinde devam etti.

Mahmut Hocam, edeble başladık, yine aynı minval üzere devam edelim isterseniz. Hazret-i Ali’nin hat sanatının icracılarına yönelik meşhur sözünü herkes bilir: “Hat, hocanın öğretisinde gizlidir. Kıvamı çok yazmakla, devamı da İslâm dini üzerine olmakta mümkündür.” Hat sanatında Hz. Ali’nin sözü ne kadar düstur ediliyor?

Hazreti Ali Efendimizin de buyurduğu gibi, talebe hocasının bütün tariflerini kendi yorum ve düşüncesini katmadan dikkatle dinlemeli. Kalem hareketlerini takip etmeli, tariflerini gönlüne ve ruhuna nakşetmeli. Çok ama çok çalışmalı hatta bazı üstatlarımızın tarifi ile günde otuz saat bu sanata zaman ayırmalı. Ve yaptığı işi bir yazı sanatı değil ibadet olarak yapmalı. O zaman vaktin bereketini görür. 

 

KURUMLAR HER ALANDA OLDUĞU GİBİ SANATTA DA EMANETİ EHLİNE VERMELİDİR

Bu yönde eksiklikleri tamamlamak için kişilere ve öz sanatlarımızın öğretildiği kurumlara ne türden görev ve sorumluluklar düşüyor?

Tarihimizde gelenekli sanatlarımız hep usta çırak ilişkisi ile öğrenilmiş ve öğretilmiştir. Bir gelir kaynağı ve şan şöhret vesilesi olarak görülmemiştir. Talebe, hocasından aldığı kutlu sanat emanetini kendi talebelerine yozlaştırmadan, bozmadan aktarma derdi ile dertlenmelidir.

Kurumlar her alanda olduğu gibi sanatta da emaneti ehline vermelidir. Kurumlar işinin ehli kişiler eli ile derslerin verilmesini sağlamalıdır. Kendi eğitim sistemlerini diretmekten vazgeçip her sanatın gelenekli eğitim metotları benimsenmelidir. 

Serginiz hayırlı mübarek olsun. Sergi fikri nasıl ortaya çıktı?

Kutlu Doğum Haftası, Diyanet Vakfı tarafından 1989 yılında başlatılan, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından da desteklenerek sadece Türkiye’de resmiyet kazandırılarak her yıl farklı gündem ile Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’in (sav) anlatılmasının amaçlandığı ve doğum gününün miladi takvime göre 20 Nisan kabul edilerek kutlandığı ifade edilen bir etkinlik haftasıdır.

Malumunuz olduğu üzere etkinlik son yıllarda 14-20 Nisan tarihleri arasında düzenlenmektedir. Bizler de gerek ferdi olarak, gerek öğrencilerimiz ile ve gerekse karma sergiler ile bu haftada etkinlikler düzenlemekteyiz.

Gelenekli sanatlarımız son zamanlarda büyük kurumlarımızın ilgi alanına girdi. Çeşitli yarışmalar, sergiler düzenleniyor. Kataloglar basılıyor ve ellerinden geldiğince sanata ve sanatçıya destek olmaya çalışıyorlar. Kuveyt Türk Katılım Bankası bu sene Kutlu Doğum Haftası münasebeti ile ilgili bir sergi açmamızı rica etti. Genel Müdür Yardımcısı Aslan Demir Bey’in koordinatörlüğünde sergimizi açtık.

Hayırlı mübarek olsun. Temanız, Peygamber Efendimizin (sav) izinde olmak… Bu serlevha maddi ve manevi anlamda nasıl okunmalı/telif edilmeli?

Her Müslümanın şiarı; Efendimiz Aleyhisselâm’ın izinden, yolundan gitmek olmalıdır. Biz de sanatımız ile bu konuda elimizden geldiğince hizmet etmeye çalışıyoruz.

Kaç eser yer alıyor? Eserler, hat nevileri ve yazıların içeriği hakkında bilgi verir misiniz?

Otuz dört eser ile açıldı sergimiz. Sülüs, nesih, celi sülüs, celi talik ve şikeste talik yazı nevi ile yazılmış eserlerimiz mevcut.

Eserlerimiz Peygamber Efendimiz (sav) ile alakalı ayet ve hadislerden seçildi. Ayrıca, besmeleler, ayetler, hadis-i şerifler ve hilye-i şerifler yazıldı.

Daha ziyade taliknüvist olarak tanınıyorsunuz? Talik sizin için ne ifade ediyor?

Benim hat sanatı ile tanışmam ve serencamım aslında 1991 yılında Caferağa Medresesi'nde Aydın Ergün Bey’den Rika dersi almakla başladı. 1993 yılında Hekimoğlu Ali Paşa Camii'nde Hüseyin Kutlu Bey ile sülüs-nesih çalışmalarına başlayarak 2002 yılında Hüseyin Kutlu Bey’den sülüs-nesih icazeti aldım. 2000 yılında Kültür Bakanlığı Süleymaniye Kütüphanesi'nde Prof. Dr. Ali Alparslan ile Talik çalışmaya başlayarak 2005 yılında Ali Alparslan’dan Talik Yazı icazeti aldım. Görünenin aksine, sülüs-nesih eserlerim de vardır.

Efradını cami a’yarını mani bir celi talik istif hangi hususiyetleri haiz olmalıdır?

Klasik anlayışı terk etmeden yapılmalıdır. Modern ve çağdaş tabirleri ile yapılan eserlerin, isminde gelenek olan bir sanatta yozlaşmaya sebebiyet vermesi üzüntü verici. Yüzyıllardır kendi kurallarını muhafaza eden bir sanat, o kaideler üzerinden icra edilmeli. 

 

CELİ TALİK YAZIDA RUHU OYNATAN METAFİZİK BİR MUSİKİ VAR

Kadim üstadlar bu hususta ne diyor?

Evvelemirde aklıma Merhum Bedrettin Yazır geldi.  Hattat Mahmud Bedreddin Yazır Hocamızın başından geçen bir hatıra bize bazı şeyleri hatırlatması lazım. Dostu bir Macar ressamın hat sanatıyla ilgili düşüncelerini şöyle dile getiriyor: “Birinci Cihan Harbi’nde askerlik münasebetiyle tanıştığım Macar subay bir arkadaşım vardı, aynı zamanda ressamdı. Ara sıra İstanbul camilerini, müze ve kütüphanelerini birlikte gezer, her çeşit sanat eserini tetkik ederdik. Bir gün Sultanahmet Camii’ndeki Melek Paşazâde Ali Haydar Bey merhumun ta’lik celisi ‘El-kâsibu habibullah’ levhasının önünde bulunuyorduk. Arkadaşım ona dikkatle baktıktan sonra dönerek: ‘Dostum! Bu sizin yazılarda bir hâl var; ilk bakışta sade bir renk, geometrik bir sessizlik görülüyor, dikkatle baktığımda harekete geliyor, canlanıyor, cilveleniyor. Önce bir tatlı bakış, arkasından yavaş yavaş içe süzülen canlı bir akış, sessiz bir armoni içinde ruhu oynatan metafizik bir mûsiki var. Lâkin ondaki ahengi kulaklar duymuyor, içler dinliyor, dinledikçe bir başka âleme yükseliyor. Bakarken ne oluyor anlamıyorum, içimi içine çeken büyüleyici bir çehre, bir güzellik denizi, sevimli titreşimlerle gönlümü ferahlatan bir hava, derken bir melek sesi ve nefesi kadar gizli bir okşayış ve sarılış içinde kalıyorum. Sanki o, ben oluyor; ben de o oluyorum, sizde de böyle şeyler olur mu?” 

Demek ki yazının sade olması o yazının sanat değerini düşürmez… 

Ramazan-ı Şerif ayına kadar ziyarete açık kalacak sergi vesileyle okuyucularımıza nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

Başta böyle bir sergiye vesile olan Kuveyt Türk Katılım Bankasına; Genel Müdür Ufuk Uyan Bey’e, Genel Müdür Yardımcısı Aslan Demir Bey’e ve Kurumsal İletişim Uzmanı Gülsüm Gücük Hanımefendi’ye teşekkür ederim.

Ben de ilginiz için teşekkür ederim.

 

İbrahim Ethem Gören

{name}
{content}
+
-
{name}
{content}
+
-

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

SİZİ ARAMAMIZI İSTER MİSİNİZ?

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

SİZİ DİNLİYORUZ

ÖZEL MÜŞTERİ HATTI 444 73 23

BİZ SİZİ ARAYALIM