AYDIN GÜLAN HOCA İLE SANAT, ESTETİK, EBRÛ ÇALIŞMALARI VE EMANET ŞUURU ÜZERİNE…

AYDIN GÜLAN HOCA İLE SANAT, ESTETİK, EBRÛ ÇALIŞMALARI VE EMANET ŞUURU ÜZERİNE…

Geçtiğimiz hafta “Prof. Dr. Aydın Gülan Hoca ile Cilt, Ebru ve Mustafa Düzgünman Üzerine…” başlıklı mülakatımızı yayınlamıştık. Mülakatımızın bu haftaki bölümünün öznesinde Prof. Gülan’ın sanat, estetik algısı, ebru çalışmaları ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilim Dalı müdür odasında bulunan sanat eserleri var.  

Aydın Hocam “Sanat ve estetik ruhun derinliğinde beraberdir” diyecek olursam nasıl mukabelede bulunursunuz?

Bilgi ve hareket boyutu, sanat ve estetik boyutunu da gerektirir. İnsanın kendini tanıması yolundaki içe doğru seyahatinin anlamlı ve verimli olabilmesi için her halde sanattan beslenmesi gerekir.

Zor meslekler yapanların bir sanatla uğraşması onları fevkalade rahatlatır, mesleklerini daha iyi yapmalarına katkıda bulunur, mesleki kültürleri de sanat boyutuna katkıda bulunur.

“Milli”liğin sağlanması ve “milli”lik yoluyla dünyaya, insanlığın zevk ve estetik birikimine katkıda bulunması için milli sanat ve zanaatlerin yaygınlaştırılması gerekir. Bunlardan biriyle meşgul olan insanlar huzurlu ve mutlu olurlar. İyi yönleri beslenir, kötü yönleri törpülenir. Milli sanatların zanaat boyutunun yaygınlaştırılması sayesinde büyük sayıda insan ek gelir sağlar, evlere, çalışma mekanlarına güzellik sızar. Şimdi kendilerini kasan sanatçılar yüksek karşılıklar beklentisine girdiklerinde kültürün sanat boyutunun yaygınlaşması gelişmemektedir. Hatta kimi kolleksiyonerler, uzmanlar, ticaretini yapanlar bu milletin ürettiği, bu milleti yeniden üretecek sanat eserlerini hiç çekinmeden yurt dışındaki koleksiyonlara satabilmektedirler. Yaygınlaşma, ucuzlama, hayata girme, her haneye dahil olma kültür seviyesini nispeten de olsa yükseltecektir. Esas olarak insanı besleyecektir. Beslenme sadece ağızdan, mideden olmaz; kulaktan, gözden de olur. Bedenin hayatiyetini devam ettirmesi ve güçlenmesi için beslenmeye önem verdiğimiz gibi, ruhumuzu da güzelliklerle beslememek gerekmez mi?

 “İnnallâhe cemîlün yuhibb’ül-cemâl/Allah güzeldir, güzeli sever” şeklinde çokça bilinen bir kutlu söz; kelâm-ı kibar var. İnsan-çevre; düşünce-uygulama; eser-müessir bağlamlarında arz ettiğim kelâma ilişkin mülahazalarınız neler olur?

Turgut Cansever Bey de, "insanın vazifelerinden birisi de dünyayı güzelleştirmektir" mealinde bir sözün hadis olup olmadığını araştırır, sorardı. Elbette güzel besler, güzelleştirir. Ahmet Haşim denemelerinden birinde çirkin binaların insana yönelik bir şiddet hareketi olduğunu yazıyor. Kötü romanı okumazsınız olur biter, ama çirkin binadan kaçamazsınız sizi sürekli olarak aşağıya çeker mealinde yazıyor. Gerçekten de, insanın kendini tanımada ve Yaradanı'nı tanımada sanatın hayati bir önemi, kapsamlı kavramayı sağlayan bir etkisi ve idraki arttıran bir işlevi olsa gerektir.

 

 

GÜLAN: SANATTAN BESLENMEYE ÇALIŞIYORUM

Ayda bir tekne açıyorsunuz. Teknenizden hangi ebrular çıkıyor? Ebrularınız nelerde bulunuyor, kimlere hediye ediyorsunuz?

Bazen ayda bir, bazen yılda, bazen de yıllar geçtikten sonra bir. Belirtmek isterim ki, bendeniz kendimi bir ebrû sanatçısı saymıyorum. Hukuk eğitimi odaklıyım, sanattan beslenmeye çalışıyorum. Çokça hediye ettim. Bir dönemin bütün meslektaşlarımda var. Sonra hepsinin aynı derecede önem vermediğini gördüğüm için, artık fazla hediye de etmiyorum. Hiç satışa çıkarmadım. Türk Kültürüne Hizmet Vakfının bir sergisine ebrûlar vermiştim. Sonra sergilenenler onlarda kaldı. Bu kadar. Dolayısıyla bendenize ebrû sanatçısı demek isabetli olmaz kanaatindeyim. Ebrû çalışmış bir insanım sadece.

SANAT BİR MEDENİYETİN TEZÂHÜRÜDÜR

Öz sanatlarımızın icrasında edep, tevazu, mahfiyet, marifet, iltifat anahtar kelimelerinin nezdinizdeki karşılıklarını öğrenmek isteriz…

Sanat bir medeniyetin tezahürüdür. Ve yeniden yapılanmasını sağlar. Dolayısıyla o medeniyetin temel kavramlarını idrak etmiş sanatçılar o medeniyetin sanatını ortaya koyarlar. Bir zamanlar Türk Ebrûsu tartışmaları vardı. Yapanının Türk olması değil, ebrûnun yüklendiği değer onu Türk yapar herhalde. Bir medeniyetin tüm kavramları üzerinde düşünmüş, çalışmış, bir kanaat geliştirmiş sanatçının yaptığı ebrûnun farklı olduğunu düşünürüm ve bunu anlayabilmek isterim. Eskiden klasik usulleri bu bakımdan önemserdim. Şimdi önemsemiyorum. Önemli olan sanatçının, klasik usulleri kullanmasa bile, mücehhez olduğu kültür. Eğer o kültüre varis değilse, ürettiği güzel de olsa “farklı” bir şey olsa gerektir. Muhtemelen yüksek kültüre ve sanat gözüne sahip uzmanlar, bir esere baktığında bu hususları okuyabiliyorlardır. Kimi çok güzel gözüken örnekleri ruhsuz ellerde yapılmış zanaat eserleri iken, birçok insani hata taşıyan derin zevki yansıtan nüshalar sanatçısından sirayet eden bir sanat yükünü taşıyor olabilir zannediyorum. Maalesef bendenizde böyle gelişmiş nitelikte, bilgiye dayalı sezgi içeren bir sanat gözü yok. Ama kavram olarak böyle olabileceğinin örneklerini gördüm. Buyurduğunuz kavramlara sahip, edep, tevazu ve mahfiyetle yoğrulmuş insanlar gerçek sanatçılardır ve bunların marifetinin gerçek iltifatı, asıl olarak Yaradan'dan beklenir.

GÜNÜMÜZDE PARA SANAT ALANINI MEDENİYET YAĞMASINA DÖNÜŞTÜRDÜ

Eskiler, ‘marifet iltifata tabidir, müşterisiz meta zayidir’ demişler. Bu meyanda sanatkârın mali kıymetlerle irtibatı nasıl şekillenmeli?

Bu sözdeki “müşteri” kelimesinin derin anlamı, bunu satın alacak kişiden ziyade, bunan istifade edecek kimse bulunmasını ifade eder. İktisadi terimlerle manevi bir alışveriş tarif edilmiştir kanaatimce. İnsanlara olumlu katkıda bulunmayan çaba, para da getirse aslında zayi olmuştur. Müşteri gibi günlük meta alışveriş kavramı aslında sadece kıyas için kullanılmış olsa gerektir. Günümüzde para odaklı yaklaşım, sanat alanını bir medeniyet yağmasına dönüştürmüştür. Para önemlidir ama para için sanat yapılırsa, sanat ürünü bir parasal değeri taşımak için kullanılan araç haline dönüşür. Gün görmüş, eskileri yaşamış, parayı konuşmayı dahi ayıp sayan kuşağı görmüş kıdemli insanların, hatta kendi alanında isim yapmış önemli sanatçıların dahi, para için bugün yaptıkları, yurt dışıyla olan garip bağlantıları, paradan uzak duran eski kuşağın ne kadar haklı olduğunu göstermiştir.

Bu yolculukta tanıştığınız kişiler arasında sizi en çok kimler etkiledi?

Sanatçılardan Mustafa Düzgünman, İslam Bey. Hattat Hamid Bey. Kültür insanlarından Mehmed Şevket Eygi Bey, Ali İhsan Yurt, İsmail Özdoğan, Nuri Arlasez, Ahmet Yüksel Özemre, Ahmet Haluk Dursun, Ahmet Güner Sayar, Nezih Uzel ve daha birçokları.

İÜHF İdare Hukuku Anabilim Dalı binasında kullanmakta olduğunuz ‘Müdür odası’ için de bir paragraf açalım dilerseniz. Kimler gelmiş kimler geçmiş buradan? Duvarları tezyin eden birbirinden güzel eserler, raflardaki tarihi kitaplar, dolaptaki cübbeler okulunuza kimlerden miras kalmış?

Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar'ın merkez binasında bulunan odasının eşyaları buraya taşınmış. Kont Ostrorog'un büyük boy yağlı boya tablosu var. Ayrıca kütüphanesinden de bir kısım kitapları. Damat Şerif Çavdaroğlu, Ahmet Ağaoğlu da kitaplarının bir kısmını buraya bağışlamış. Duvarda bir Elif Naci resmi var. Şeref Akdik'in Sıddık Sami Onar tablosu ve yanında hattat Tevfik Efendinin hattı bulunmakta. Sıddık Sami Onar'ın ordinaryüs profesör cübbesi ile meşhur rektör cübbesi ise, hediye ettiği Prof. Dr. İl Han Özay tarafından bize bağışlandı.

Burada 18’inci yüzyılda Avrupa’da basılmış çok özel kitaplar bulunuyor. Birinin hikâyesini anlatır mısınız?

Mesela Gustave Le Bon'nun "La civilisation des Arabes" isimli kitabına kısaca değinebiliriz. Türkler aleyhine ifadeler içeriyor. İslam Medeniyeti kavramını, aslında bu sadece arap medeniyetidiri dolaylı olarak kabul ettirmeye çalışmak suretiyle yıkmaya çalışan bir kitap olarak ilgi çekici. Bizdeki nüsha Saray Kütüphanesinden intikal etmiş. Kitap kapağında padişah tuğrası var. Demek ki aleyhe kitapları da aldırmışlar, okumuş veya okutmuşlar.

BAZI İBARELER HİKMET İLE ANLAŞILIR, SÖZE GELMEZ

Duvarda hattat Tevfîk Efendi’nin “El Hakk’u ya’lû velâ yû’lâ aleyhi/Hakkın hatırı yücedir hiçbir hatıra fedâ edilemez” ibaresini hâvî celî sülüs, zerendûd bir yazısı var. Bu eserin ifade ettiği manaları bir hukukçu gözüyle okuyucularımızın irfanına arz eder misiniz?

Estağfirullah. Ehli daha iyi bilir. Ama müthiş değil mi? Kişinin ilmi, irfanı, sanatı, medeniyet veraseti hepsi birleştiğinde ancak bu tür bir bir sözün katman katman anlamını, kapsamını açabilir. Bu tür sözlerinin kelime anlamından çok daha ileri olan derin anlamı ancak insanın kalbinde hikmet ile açılabilir. Söze gelmez.

Buradaki eserler İÜHF’nin öğrencisinden mezununa ve oradan da tüm ülkemize lisan-ı haliyle neler söylüyor?

Belirttiğiniz gibi bu eserler bize; bu topraklarda birçok medeniyet gelmiş geçmiştir. Hukuk açısından Roma Hukukunun en önemli eserlerinden oluşan Corpus İuris Civilis de, Osmanlı Hukukunun Hanefi Fıkhını en veciz şekilde kanunlaştıran Mecelle de, İstanbul'da hayat bulmuştur. Muhteşem bir birikimin oluştuğu topraklarda büyük bir gayret göstererek, geçmişten gelen bu çok yönlü, çeşitli medeniyetlerden yararlanarak oluşmuş bir birikimle geleceği aydınlatacak hukuk yaklaşımlarını siz yapamazsanız kim yapacak diyor. Gayret edin, daha fazla çalışın, orijinal eserler çıkarın diyor sanki. Ama kendi adıma söyleyeyim duymamazlığa geliyoruz galiba.

Eskimez güzelliklerle irtibatınızı sıcak tutuyorsunuz. Pek çok hat, ebru, tezhip, resim ve yazma eserin emanetçiliğini yapıyorsunuz. İlk aldığınız, edindiğiniz eser hakkında bilgi verir misiniz?

Müsaade ederseniz kolleksiyonun hediye ile genişleme biçiminden bahsedeyim. Nuri Arlasez çok önemli kolleksiyonlara sahip bir insandı. Evlenmemiş, hayatını bir medeniyeti yaşatmaya vakfetmiş bir insandı. Süleymaniye Kütüphanesinde öğle yemeği yer, pilav varsa bir kavanoza biraz koydurur onu da akşam yemeği olarak yerdi. Uzun boylu, çok zayıf, papyon takan herkesten çok farklı bir insan. Bazen hafta sonları bize yemeğe gelmek ister, hangi yemekleri yapmamızı istediğini yazdırır, gelirken de bir hat getirirdi. Şimdi yıllar sonra anlıyorum ki, aslında onları "emanet" etmek için yemeği bir vesile görüyormuş. O, çok cüz'i bir gelirle geçiniyordu. Kütüphaneye bağışladı bir eseri satsa bütün hayatı boyunca refah içinde yaşayabilirdi. Kesinlikle paraya çevirmedi. İlk başlarda çöpe atılanları topluyormuş. Daha sonra  elinde önemli eserler olanlar ise, onun gerçek bir emanet bilinciyle çevrilmiş, yüksek bir kültür muhafızı özelliği gördüğünde ellerindekileri ona bağışlıyorlarmış. O da biriktirdi, korudu ve çoğunluğunu İRCİCA ve Süleymaniye kütüphanesine, bazılarını da bendeniz gibi tanıdıklarına emanet etti. Bu eski insanların emanet edecekleri insanları seçmelerine de kısaca değineyim. Ayrıca üzerinde çokça konuşulması gereken bir husus olduğu hiç kuşkusuz. Mutlaka sınıyorlar. Sabrını, gelgeç hevesli olup olmadığını, para için, şöhret için kullanıp kullanmayacağı, ticaret metaı olarak görüp görmediğini... Ancak ondan sonra açılıyorlardı. Bir gün bu sınama biçimlerinden fark ettiğimi sandıklarım üzerinde sizle fikir alışverişinde bulunmak isterim. Şimdi onlardan gördüğüm tarzda bendeniz de gelen kuşaklara sınav yaparak bir şeylervermeye çalışıyorum. Ya ben sınavı başarılı değerlendiremiyorum, istismarcılara kaptırıyorum. Ya da sınav olduğunu espriyle söylememe rağmen, en ufak bir zorluğu aşamayıp sınavdan kalabiliyorlar.

Koleksiyonunuzda bulunan eserleri de öğrenmek isteriz…

Bendeniz de ciddi bir kolleksiyon yok. Sağdan soldan hediye edilenler, edinebildiklerim. Sayıp dökmek övünmek sayılırsa bendeniz için kötü huy hanesine yazılır; okuyanlardan haset edenler çıkarsa onlar için günah oluşturur. En iyisi söylememek. Ama bu tutumun oluşturduğu kanaatin aksine çok küçük ve düzensiz, az sayıda olduğunu samimiyetle belirtmek gerekir.

İSTANBUL KENDİNİ TANIYAMIYOR

Sözün bu yerinde İstanbul’a değinelim dilerseniz. İstanbullular İstanbul’u ne kadar tanıyor?

İstanbul da artık kendini tanıyamıyor, İstanbullular nasıl tanısın?

Öğrencilerinizi İstanbul’un, dâhil-i surun, kadim şehrin güzelliklerini keşfi tekne kiralıyorsunuz. Yüzlerce öğrencinize İstanbul’un güzelliklerini, tarihi dokusunu, boğazı anlatıyorsunuz. Talebeleriniz Üsküdar’ı, İstanbul’a, Asitane medeniyetine ne kadar âşinâ?

Aslında öğrencilerle ders kapsamında yapıyoruz. İmar Hukuku dersi diyoruz ama her isteyen öğrenci gelebiliyor elbette. Aşina olsalar bile; nazik, aile terbiyesi görmüş kişiler çoğunlukta olduğu için, sanki ilk defa duyuyormuş gibi ilgiyle dinliyorlar. Yeni kuşaklar genel kanaatin aksine, bizim yaş kuşağımızdan çok daha meraklı, ilgili ve gayretli. Sadece onların niyetini ve gayretini kıran yol kesiciler çok fazla. Bir de tehlikeleri gösteren kılavuzlar yok.

Bir üniversite öğrencisi okuldan mezun olurken medeniyet umdelerimize yönelik heybesine neleri katabilmeli?

Üniversiteler teknik bilgi veriyor. Meslek ahlâkı, medeniyet bilincini gündemine almıyor. Halbuki teknik bilgi kitaplardan alınabilir. Esas mesele, meslekleri hayatın bütüncüllüğü içinde ele alarak bir farkındalık oluşturmak. Medeniyet bilincini sanki bir dünya görüşü, ideolojiymiş gibi algılayanlar, bir medeniyetinin şerefli mensubu olarak evrensel katkıda bulunmanın önemini anlayamıyorlar. Evrensel olmak için öykünmeci bir yaklaşım tercih etmenin yanlışlığını görmek istemiyorlar. Hangi dalın öğrencisi olursa olsun, bir öğrencinin mesleki bilgileri yanında kişiliğini geliştirecek şekilde sanat, kültür, tarih, coğrafya gibi bir çok boyutu içeren kısaca bir medeniyet gündemi olmazsa, elbette yüksek değerler edinecek şekilde vaktini değerlendirmiş, okumuş, konuşmuş, düşünmüş ve hazmetmiş olamıyor.

SAĞLIKLI BİR SANAT ORTAMI İÇİN MÜNEKKİTLERE İHTİYAÇ VAR

Sohbetimize sizin ilave etmek istediğiniz hususlar nelerdir?

Lütfettiniz, değer verdiniz geldiniz.

Estağfirullah Aydın Bey…

Günümüzde sizin yaptığınız işin, sanatkârların yaptığı iş kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Sağlıklı bir sanat/kültür ortamının gelişebilmesi için alenileşmesini sağlamak, tanıtmak, tanımak, kimi zaman da yapıcı değerlendirmelerle bilinçli ve eleyen bir sanat âlemi oluşturmak gerekir. Pavorotti'yi, bir opera parçasını icra ederken üç notayı iyi vurgulayamadı diye alkışlamayan, hoşnutsuzluk gösteren seyirciye sahip İtalya'da, sanat elbette gelişir. Ama ilkokul müsameresi düzeyinde tiyatro eserlerinin "sanat" kabul edilerek ayakta alkışlandığı bir ülkede, sanat adına ne verilirse "demek ki böyle olurmuş" zannedilip, kalitesiz müntesipler ve istismarcılar eline kültür alanı bırakılmış olur ve bu yüzden gelişmez. Sağlıklı bir sanat ortamı için mutlaka çok kültürlü sanat münekkitlerine acilen ihtiyaç vardır.

Bendeniz bir sanatkâr değilim. Ciltle, ebrûyla, lavtayla sadece uğraşmış bir insanım. Bunlarla ilgilenmem az ilgileneni olduğu içindi. İlgilenenler başlayınca da geri çekildim. Kolleksiyonum var denemez. Hediyeler, az sayıda alınan eserler bir koleksiyon sayılmaz. Ama evimizden içeri sanat girmiştir çok şükür. Aslında kendimi bir emanetçi olarak da değerlendirmiyorum. Emanet fikriyle yaşayanları gördüm. Onların yüksek bilinç ve fedakârlıklarına sahip değilim. Emanetçilerin kısmî olarak kullandıkları muhibbandan olabilir miyim bilmiyorum. Yüzyıllık eski bir mayayı muhafaza ederek devam ettiren emanet sahipleri (Edirne’de bu derece eski bir maya tedavülde), maya kullanılmadığı, bir kenarda beklediği dönemlerde, maya yaşamaya devam etsin, ölmesin diye nasıl biraz un katarak mayayı besliyorlarsa; işte bendeniz de o, başkaca bir özellik taşımayan, sadece devamlılığı sağlanacak mayayı devam ettirme kapsamında serpilen un tanelerinden olabilirim, kendi başına bir emanet muhafızı veya hamili değil.

Son olarak okuyucularımıza nasıl bir mesaj iletmek istersiniz.

Allah hepimizi, bu kadim medeniyetin varisi ve mensubu olmaya layık insanlar eylesin.

Nazik kabulünüz, ikram ve hediyeleriniz için müteşekkirim…

 

İbrahim Ethem Gören

{name}
{content}
+
-
{name}
{content}
+
-

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

SİZİ ARAMAMIZI İSTER MİSİNİZ?

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.

SİTE HARİTASI

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

BİZ SİZİ ARAYALIM

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.