EBRUNUN ZİKRİ YAHUT TÜRK EBRÛSU KİTABI

EBRUNUN ZİKRİ YAHUT TÜRK EBRÛSU KİTABI

“Türk Ebrûsu Nakş-ı ber âb”, ebru sanatı alanında şimdiye kadar yazılmış en önemli eser olma özeliğini haiz bir kitap.

Tevfik Alparslan Babaoğlu’nun titiz gayretler ve yoğun çalışmalar neticesinde tamamlamaya muvaffak olduğu kitap geçtiğimiz aylarda Klasik Türk Sanatları Vakfı tarafından yayınlanarak sanat sevdalıların dikkatlerine arz edildi.

 

KİTAP, MUSTAFA DÜZGÜNMAN ÜSTAD’IN AZİZ HATIRASINA…

Ebrucu Babaoğlu 2012 yılında yazmaya başladığı kitabı 5 yılın sonunda ehl-i irfanın nazarına, “Türk ebrûsu onun geleneği ve tekniği konusunda ebrû yapanlara bir nebze de olsa katkı sağlayacağına inandığım bu kitap, ömrünün son 9 ayına yetişebildiği hocası Hezârfen İbrahim Edhem Efendi’den öğrenebildiği çok az şeye, kütüphanelerde yaptığı araştırmalar ve deneyerek bulduklarıyla misliyle katkıda bulunan, Edhem Efendi ile Mustafa Düzgünman arasında köprü olarak ebrûnun İstanbul’da ikinci defâ kaybolmasına mânî olan, ustamın ustası Hezârfen Necmeddin Okyay ile 50 seneyi bulan ebrûculuk hayatının ilk 35 senesi boyunca hiçbir karşılık ve takdir beklemeden, kâğıt bulamayınca gazete kâğıtlarına ebrû alacak derecede aşk ile ebrû yapan ve fakirin, ebru yapmayı değil, sanatın edebi, âdâbı ve ahlâkı dâhil ebrû ile ilgili bildiği her şeyi öğrendiği, Hz. Hüdayî türbedârı, Ehl-i Beyt âşığı ustam Mustafa Düzgünman’ın azîz hâtıralarına ithâf edilmiştir” cümleleriyle sundu.

 

EBRU SANATINA DAİR YAYINLANMIŞ EN ÖNEMLİ ESER

Yazımızın giriş cümlesinde ifade ettiğimiz üzere Alparslan Babaoğlu’nun telif ettiği kitap şimdiye kadar yazılmış en önemli eser olma sıfatını bitamamiha hak ediyor. Alparslan Babaoğlu’nun bir nevi ömrünün semeresi mahiyetinde olan kitap mütalaa edildikten sonra bu satırların yazarının niçin böyle yazdığı/konuştuğu anlaşılacaktır.

Ebru hocası Alparslan Babaoğlu kadim sanatımıza bir yandan yeni eserler ve isimler kazandırırken diğer yandan da uzmanı olduğu sahada görülen kaynak ve başucu kitap eksikliğini; bir adım öte büyük boşluğu fark ederek üzerine düşeni yapmış. Yayıncı Klasik Türk Sanatları Vakfı da kanaatimce tarihi bir vazifeyi yerine getirmiş.

 

DOĞRU EBRUYA ADANAN BİR ÖMÜR

Alparslan Hoca yıllardır yaptığı çalışmalarda, açtığı sergilerde, katıldığı konferanslarda ebrû ile ilgilenenlerin yanlış bilgilenmesini ve yönlendirilmesini önlemeye matuf çalışmalar yapıyor. Kitap da bu yolda atılmış hamle çapında adımlardan birini teşkil ediyor.

Doğru ebru, gelenekten beslenme, ustaya sadakat, sanata tazim, vefâ, azim, sabır, tevazu, dikkat, iyi malzeme seçimi ve yaptığını rıza-i Bari için yapmak kitabın anahtar kelimelerini oluşturuyor.

 

SANAT, KİTAPLARDAN ÖĞRENİLEMEZ

İstisnaları hariç tutarak söyleyecek olursak hudayinabit sanatkâr olunamaz. Sanat, kitaplardan ve dahi sanal âlemden öğrenilemez; bir ustanın dizinin dibinde uzun yıllar aşk ile meşk edilerek kesp edilebilir. Dolayısıyla ebru sanatında da keyfiyet böyledir.

 

EBRUDA DOĞRULARI GÖSTEREN BİR REHBER

Türk Ebrûsu kitabı bir ebrucunun kendi kendine ebru yapmasını sağlayacak bir referans kitap değil, ebruda doğruları gösteren bir rehber.

Babaoğlu kitabını ebru öğretmek için değil, ebrunun doğrularını göstermek için, ebru ile ilgili yanlış yollardan, çıkmaz sokaklardan dönülmesini temin için, isimleri unutulmuş yüzlerce üstadın yanı sıra Hatip Mehmet Efendi’nin, Edhem Efendi’nin, Necmeddin Okyay’ın ve Mustafa Düzgünman ile oluşan Türk ebru geleneğinin tesbit edilmesi için, ebru konusundaki başıboşluğa ve düzensizliğe dur demek için, kadim sanatımızın geleneğimiz doğrultusunda nasıl icra edilmesi gerektiğinin tarif edilmesi için; hâsılı, gelecek nesillere ebru sanatımızın doğru biçimde aktarılmasını sağlamak için kaleme almış.

 

BABAOĞLU EBRU İLE İLGİLİ TANIMLARI YAPMIŞ

Kitapta Türk ebrusunun teknik özellikleri ve ebru sanatımızın estetik hususiyetlerinin yanı sıra ebrunun ne olduğu, ne olmadığı; yazarın sanatla ilgili düşünceleri ve ebruyla tanımları yer alıyor. Son cümlemize kadim sanatımızın püf noktalarını da ilave etmek vakıa mutabık olacaktır.

Türk ebrusu bu toprağın sanatçılarının tanımlarıyla tarif ve tavsif edilebilir. Batı sanatına ait tanım, terminoloji ve argümanlarla bizim sanatlarımız yargılarsa o zaman bittabi yanlış yerlere gidilir. Ebru sanatında yaşanmakta olan karmaşanın azaltılması için Alparslan Hoca ebrunun ve terminolojisinin tanımlarını yapmış.

 

EBRU KONUSUNDA KAMUOYUNUN ZİHNİ BERRAK DEĞİL

Ebru konusunda kamuoyunun zihni maalesef berrak değil. Neyin ebru olup olmadığı net bir şekilde ayırt edilemiyor. Bu noktada Alparslan Usta’nın birikimlerine müracaat ediyoruz: “Ebrû tekniği kullanılarak ebrû yapılabildiği gibi resim de yapılabilir. Türk ebrûsunda çiçek üslûplaştırılarak resmedilir çünkü çiçek ve diğer figürlerin üslûplaştırılması, Türk-İslâm sanat geleneğinin bir geleneğidir. Üslûplaştırmadan aynen resmedilen bir çiçeğin ebrû diye isimlendirilmesi yanlıştır.

Benzer şekilde boyayı suyun üzerine damlatmak veya serpmek yerine dökerek yapılan işlerin ebrû sınıfına sokulması ve ebrû olarak isimlendirilmesi de asla kabul edilemez. Çünkü bunlar yüzyıllardır yapılan ve ebrû diye bilinen bezemelerden çok farklı görüntüler ortaya çıkarmakta ve ebrûnun yanlış anlaşılmasına sebep olmaktadır. Ebrûnun kelime manası bulut gibi demektir. Boyayı suyun üzerine dökmek suretiyle elde edilen desenlerin bulutla bir benzerliği bulunmamaktadır.

 

EBRU KÂĞIT BEZEME SANATIDIR

Türkiye’de ebrû; suda erimeyen, güneşten etkilenmeyen, kâğıda zarar veren yabancı kimyâsallar ihtiva etmeyen, içine sığır ödü katılan doğal boyaların, yaşlı atın kuyruk kıllarının bir dala sarılmasıyla yapılan fırçalar yardımıyla, kıvamı artırılmış bir sıvı üzerine serpilmesi ya da iğne yardımıyla damlatılması ve şekillendirilmesi ile oluşturulan desenin, kâğıda tespit edilmesi suretiyle gerçekleştirilen bir kâğıt bezeme sanatıdır.”

Alparslan Babaoğlu yaklaşık 40 yıldır eslâfın yoluna hizmet eden bir sanatkâr. Eslâfın yolunda olmak, geleneği devam ettirmek sanatlarımızın izzetinin muhafazasında önem arz ediyor. Bu hususta Çinuçen Tanrıkorur merhuma kulak verelim:  “Eslâfın kültür mirasına karşı işlenen günahlar kolay affedilir şeylerden değildir ve kendi aslına küfür suçundan yargılananlar için mâşerî vicdanda beraat yoktur.”

 

KİTAPTA ORİJİNAL BİR BATTAL EBRUSU OKUYUCULARA “MERHABA” DİYOR

Ustaların biyografileri, doğru ebrunun tarifi, tarihçesi, geleneği, tekâmülü, tekniği, estetiği, boyaları, desenleri, çeşitleri ve kullanıldığı yerlerle ilgili olarak eskilerin, efradını cami ağyarını mani dedikleri tarzda bir içerik sunan kitabı eline alanları bir de sürpriz bekliyor: Battal ebru sürprizi.

Her kitaba 11,5x16,5 cm ebadında imzalı, orijinal bir battal ebrusu yapıştırılmış. Okuyucular böylelikle has ebruya, battal ebruya, kâğıdına, boyasına, ustanın marifetine dokunabiliyor. Bu uygulama bildiğim kadarıyla geleneksel sanatlar alanındaki yayınlarda ilk olma özelliğini taşıyor. 

 

KLASİK EBRU BATTAL EBRUDUR

Türk ebrusunun esası temeli battal ebrudur. Ebru öğrenmeye battalla başlanır. Mustafa Düzgünman Hoca böyle yapmış, halefi Alparslan Babaoğlu böyle yapıyor, Babaoğlu’nun artık her biri usta olmuş talebeleri de kurs merkezlerine ebru öğrenmeye gelenlere evvelemirde battal ebruyu öğretiyor.  Çünkü klasik ebrumuzun en önemli, ana deseni battaldır. Bu keyfiyeti Alparslan Babaoğlu “Bu desen sadece bizim kullandığımız at kılı fırçalardan gelir. O içi boş olan at kılının gül dalı etrafına sarılmasıyla oluşturulan fırçalarla boyayı serptiğiniz zaman boya teknenin üzerine öbekler halinde düşer. Bu sadece bizde var. Bizden başka kimsede olan bir şey değil. Dolayısıyla bizim ebrumuza has olan bu battal deseninin ebruda yaşatılması lazım. Bizim en önem verdiğimiz ebru çeşidi battal ebrudur.”

 

GELENEK ÖNEMLİ

Ebrû, felsefesi olan, yaşayan, yaşatılan, keşfedilebilen tüm güzellikleri kuşaktan kuşağa, hocadan talebeye aktarılan, sırlı bir sanat... Sanatta; özellikle İslâm-Türk sanatlarında gelenek önemli. Bu gelenekte meşk, icazet, usul, azim, adab önemli yer tutuyor.

Günümüzde hemen her şehirde icracısı bulunan ebrû, kimi zaman, bir takım ellerde kadim sanat geleneğimizden uzaklaşarak fırçaların ucunda modern şekillere bürünüyor; kimi zaman da mahiyet değiştirip resim ve minyatür sanatıyla bütünleşerek evrim geçiriyor!

Gelenek önemli diyoruz çünkü hemen her sahada gelecek, gelenek üzerine inşa edilir. Alparslan Babaoğlu’nun gelenek üzerine cemiyet ve sanat bağlamında yazdıklarını dikkatlice okunmak gerekiyor: “Sâdece Türk sanatçılar tarafından uygulanan, başka toplumların sanatçıları tarafından bilinmeyen ya da kullanılmayan özellikler, kadîm sanatlarımızın geleneklerini oluşturur.

Genel mânâda gelenek, toplumda kültürel devamlılığı sağlayan sosyolojik olgular ya da toplumsal kurallar topluluğudur ve kişinin içinde bulunduğu topluma âidiyet duyabilmesi, bir topluluğa âit olduğunu hissedebilmesi açısından önemlidir. Geleneğin mutlaka bir sebebinin ya da faydasının olması gerekmez. Nereden ve neden kaynaklandığı da açıkça ortaya konulamayabilir ancak bireyler kendilerini, geleneklerine bağlı kaldıkları ve geleneklerini yaşadıkları sürece içinde bulundukları toplumun bir parçası olarak hissederler.

İngilizler öğleden sonra saat beşte sütlü çay içerler. İçmezlerse hiç bir şey olmaz. Saat beş yerine üçte içseler de bir şey olmaz ama onlar bu çayı saat beşte içerler, çünkü bu onların geleneğidir ve bu onları İngiliz toplumunun bir parçası yapar. Amerikan aileleri için pazar akşamı yemekleri özeldir, çocuklar ve torunlarla bütün âile pazar akşam yemeğinde bir araya gelir. Pazar yerine cumartesi akşamı toplansalar da sonuçta amaçlarına ulaşmış ve bütün âile bir arada yemek yemiş olurlar ama Amerikan geleneği pazar akşamı toplanmayı öngördüğü için bütün âile pazar akşam yemeğinde toplanır. Bu gelenek de onlara Amerikan toplumuna âit olduklarını hatırlatır, onları Amerikan toplumunun bir parçası yapar.

Bizim toplumumuzda da meselâ askere giden delikanlıya, kurban edilecek koça ve evlenecek kıza kına yakmak bir gelenektir. Kına yakılmamış bir koçun kurbanlığına hâlel gelmez ya da kına yakılmamış bir delikanlıyı askere almamazlık etmezler ama biz bu gelenekleri yaşadığımız ve yaşattığımız sürece kendimizi Müslüman Türk toplumunun bir parçası olarak hissederiz ve geleneklerimizi yaşamaya özen gösteririz.

Noel geldiğinde çam ağacı süsleyen, ağacın dallarına hediyeler asan, çocuklarına bu hediyeleri Noel babanın onlar için getirdiğini anlatan, Noel hindisi pişirip yiyen bir âilenin kendisini Müslüman Türk toplumundan daha çok Hıristiyan batı toplumuna âit hissedeceği aşikârdır.

Aynı şekilde gelenekli diye sınıflandırdığımız sanatlarımızın hepsinde, kiminin sebebi ya da faydası çok açık bilinemeyen ve yakın zamana kadar yazılı olmayan bir takım kurallar vardır. Sözgelimi geleneğine bağlı kalmaya çalışan hattatlar, son derece lâtif renklerde kâğıtlar bulunmasına rağmen hâlâ çayla, soğan kabuğuyla ya da eski kaynaklarda târif edilen diğer malzemelerle kâğıt boyar ve bu kâğıtların üzerine yazarlar. Aynı şekilde son derece kaliteli çini mürekkepleri bulunabilmekte iken hâlâ isten mürekkep yapıp kullanırlar. Müslüman bir toplumun fertleri olarak her işe besmele ile başlıyor olmamıza rağmen meselâ sülüs yazı meşkine başlayan talebesine, hocası önce “Rabbi yessir” duâsını verir ve bunu doğru yazmadan hurûfat meşkine başlatmaz çünkü bu Türk hat sanatının bir geleneğidir. Aynı şekilde Şeyh Hamdullah’ın kabrine kalem gömülmesi ve meşke bu kalemle başlanması ya da hattatların açtıkları kamışların yongalarını saklamaları Türk hat sanatının geleneğindendir. Bunları kimse sorgulamaz.

Tüm bunlar Türk hat geleneğini yaşatmak, o geleneğe bağlı kalmak adına yapılır. Hattatlar bu gelenekleri yaşadıkları sürece kendilerini Şeyh Hamdullah’ın, Hâfız Osman’ın, Kazasker’in, Yesarîzâde’nin, Hulûsi Efendi’nin, Sâmi Efendi’nin yolunda ve onların mânevî desteğini yanlarında hissederler.”

326 sayfalık büyük boy bir prestij kitabı olan “Türk Ebrûsu” albüm ile nihayete ediyor. Albümde Hatip Mehmed Efendi’nin, Şeyh Hezârfen Edhem Efendi’nin, Necmeddin Okyay’ın, Mustafa Düzgünman’ın, Alparslan Babaoğlu’nun, Uğur Taşatan’ın, Nihal Türe’nin, esna Ünal’ın, Sema Yücesoy’un, İsmaile Taşatan’ın, Meryem Uçar’ın, Kübra Karakaya’nın ebru örnekleri yer alıyor.

 

EVLÂ OLAN BİR ESERİN ORİJİNALİNE SAHİP OLMAKTIR

Evlâ olan bir eserin orijinaline sahip olmaktır. Bu mümkün olmuyorsa hat sevdalıları kadim camilerdeki hat levhalarını ziyaret ederek bu alandaki sevdalarını giderebilir.

Ebruda doğruları öğrenmek, küçük ebatta da olsa orijinal bir battal ebruya sahip olmak ve dahi kadim ebru sanatımızın birbirinden âlâ örneklerini temaşa etmek için ise Türk Ebrûsu kitabını edinmek gerekiyor.

 

İbrahim Ethem Gören

{name}
{content}
+
-
{name}
{content}
+
-

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

SİZİ ARAMAMIZI İSTER MİSİNİZ?

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

SİZİ DİNLİYORUZ

ÖZEL MÜŞTERİ HATTI 444 73 23

BİZ SİZİ ARAYALIM