HÜSN-İ HAT SANATININ BUGÜNÜNE DAİR BİR DENEME…

HÜSN-İ HAT SANATININ BUGÜNÜNE DAİR BİR DENEME…

Hüsn-i hat, gerek hadisenin sanat-levha, tedrisat-ahlâk boyutları ve de gerekse sanatı, kelâm-ı ilahi ile buluşturan Mushaf kitabeti yönüyle büyük bir umman… Dolayısıyla hat sanatının günümüzdeki durumunu ele almak başlı başına bir mesele ve dahi iddia gerektiren büyükçe bir makale, bir adım öte kitap, tez konusu... Buradan hareketle yazımızda mühim bir kültür-irfan umdesi olarak hat sanatının yakın tarihteki dönüşümüne başlıklar halinde değinme gayretinde bulunacağız.

Çeyrek asrı aşan bir zaman diliminde muhtelif yayın mecralarında hat sanatı ağırlıklı olmak üzere geleneksel sanatlara ve medeniyetimizden kaybolup giden güzelliklere dair yazılar kaleme almakta olan birinin hüsn-i hatla irtibatına kısaca değinmesi vakıa mutabık olacaktır!

Hat sanatı ile tanışmam çocukluk yıllarıma uzanır. Hayrabolu’daki baba ocağımızda birkaç hüsn-i hat eseri vardı. Bunlardan biri Hattat Aytaç’ın celî sülüs kalemiyle yazdığı ‘Re’sül hikmeti mehâfetullah/” hadis-i nebevîsiydi. “Hikmetin başı Allah korkusudur” meâlindeki celî sülüs yazıyı hemen her gün kemâl-i edep ve hürmetle incelerdim. Yine evimizde Anadolu işi, ketebesiz, iri nesih hatla kaleme alınmış bir levha ile yazma bir dua-havâs risalesi vardı. Risaleyi zaman zaman elime alıp ince bir rik’a hattını haiz dualara âmin derken havâsla ilgili bölümlerin esrarını çözmeye çalışırdım. 20’li yaşlarımın ortasında iş hayatına henüz atıldığım bir dönemde Çukurcuma’da, Galatasaray Eczanesi’nin sahibi, değerli büyüğüm Ata Tokgöz’den İstanbul kadılarından, Galatasaray Sultanisi müderrisi Mehmed Rıza’nın ta’lik yazı terekesini aldım. Mezkûr tereke, yazıya rağbetimi pekiştirdi. Akabinde eşim Özlem Hanım da tezhibe başladı. Hâsılı, o gün bugündür hurufatla, yazıyla, tezyinatla iç içeyiz.

GELENEKSEL SANATLARIMIZIN LOKOMOTİFİ!

Geleneksel sanatlarımızın bir nevi lokomotifi olan hüsn-i hattın bugünkü durumunu tarif ve tayin etmek baktığınız/durduğunuz yere göre değişir. Biz sürekli bardağın dolu tarafıyla ilgileniriz. Bununla birlikte gözlemlediğimiz menfi durumları da eleştiririz. Şu bir hakikattir: Öz sanatlarımız özellikle son 20-25 yılda epeyce mevzi kazandı. Asliyet ve terkip şuuru ve dahi keyfiyeti sorgulanmaya açık olsa da kemmiyet itibarıyla bu topraklarda kanaatimce bugünkü kadar hiçbir zaman kamış kalem açılmadı. 50-60 yıl önce yazının zikri hafi manada işitilirken şimdi cehrî âvâzı çıktı ortaya. Durum tezhipte, ebruda, minyatürde, katı’da, çinide ve sair sanatlarımızda da böyledir.

Adı, “Hattatlar Mektebi” olarak da anılan Medresetü’l-Hattâtîn’de Osmanlı’nın son münevverlerinin eliyle hat, tezhip, ebru, cilt ve çini sanatlarımız tabiri caizse küllerinden yeniden doğdu. Özellikle hüsn-i hat sanatında isimlerini teberrüken birazdan tâdâd edeceğimiz üstadlar, kaleme aldıkları yazılar ve yetiştirdikleri talebelerle İstanbul’u hüsn-i hat sanatının başkenti ilan etti.

20’nci yüzyılda Muhsin Demironat, Rikkat Kunt, Süheyl Ünver ve Cahide Keskiner gibi ustaların yetiştirdiği öğrenciler klasik döneme sahip çıkarak Batı etkisinde bir nevi yönünü kaybeden tezhip sanatımızı ana eksenine; klasiğe oturttu. Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’in bu konudaki çabaları Topkapı Sarayı Nakışhanesi’nin 1950’li yılların başında tekrar faaliyete girmesiyle müşahhas bir hâl aldı. Medresetü’l-Hattâtîn’in bir nevi devamı mahiyetinde olan Şark Tezyîni Sanatlar Mektebi, geleneksel sanatlarımız alanında ve özellikle hüsn-i hatta ve tezhipte usta isimlerle sanatımızı yaşama ve yaşatma yönünde gayretler sergiledi.

Önceleri Sanayi-i Nefise Mektebi ismiyle anılan ve daha sonra Mimar Sinan Üniversitesi bünyesine katılan ve şimdiki ismiyle Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümünde ve ülkemizin sair hüsn-i hat mektep ve merkezlerinde teneffüs edilmekte olan Medresetü’l-Hattâtîn’in ruhu, Türkiye’nin en mahir sanatkâr hocaları eliyle tezyîni sanatlara serrehberlik görevi üstlendi.

Son çeyrek asırda İstanbul’da ve Anadolu’da birbiri ardına açılan Güzel Sanatlar Fakülteleri de kıymetli kadrolarıyla hat, tezhip, ebru ve minyatür başta olmak üzere sair öz sanatlarımıza hamle çapında araştırma ve uygulama hizmetleri verdi. Yerel yönetimler ve STK’lar da açtıkları kurslarda geleneksel sanatlarımıza katkıda bulundu.

HÜSN-İ HAT SANATINDA KÖPRÜ İNSAN: HATTAT HAMİD AYTAÇ

Hüsn-i hat sanatı Osmanlı Cihan Devleti ile günümüz Türkiye’si arasında köprü vazifesi gören Hamid Aytaç, Kamil Akdik, Mustafa Halim Özyazıcı, İsmail Hakkı Altunbezer, Necmeddin Okyay, Hacı Nuri Korman (Beşiktaşlı Nuri Efendi), Macid Ayral, Kemal Batanay vb. üstadların gayretli çalışmalarıyla dünden bugüne ulaştı.

Hattat Hamid Aytaç (1891-1982), hat sanatının bu topraklarda olduğu kadar kardeş coğrafyalarda da neş’et etmesini temin eden mühim bir yazı siması oldu. Hattat Hamid Bey bereketli ömründe binlerce yazı kaleme almasının yanı sıra onlarca talebe yetiştirerek Anadolu coğrafyasını yazı yurdu haline getirdi. Hamid Bey’e rahmeti vesile kılarak icazet verdiği talebelerinin isimlerini zikretmeyi üzerimize vecibe addediyoruz: Haşim Muhammed el-Bağdâdî (d. 1917-ö. 1973), Muhammed Sâlih el-Musûlî (d. 1894-ö. 1975, Hâzim Azvü Mecîd (d. 1933-ö. 2005, Yusuf Zennûn (d. 1931-ö. 2020, Mustafa Bekir Pekten (d.1913-ö.1998), Ali Rüştü Oran (d. 1925-ö. 1998), Ahmet Fatih Andı (d. 1930-ö 2021), Hasan Çelebi (d. 1937), Hüseyin Tâhâ (d. 1934), Mahmûd Saîd el-Hevvârî (d. 1939-ö. 2010), Refet Kavukçu (d. 1930), Şemma’ el-Halebî, Mehdî el-Cubûrî (d. 1928-ö. 2015), Abdülkerîm Hüseyin er-Ramazan (d. 1939), Sâdık Ali ed-Dûrî (d. 1942), Hüseyin Kutlu (d. 1949), Mervânü’l-Harbî (d. 1954-ö. 2018), Ferah Adnan Ahmed İzzet (d. 1962), Cennet Adnan Ahmed İzzet (d. 1965), Abdülganî Abdülaziz el-Ânî (d. 1938), Saim Özel (d. 1937-ö. 2005), Salah Şirzâd (d. 1948), Ammar Abdülgınâ er-Rifâî (d. 1954), Eyâd el-Hüseynî (d. 1956), Abbas Hüseyin et-Tâî (d. 1945), Muhammed Fahreddin Bilgiç (d. 1928-ö. 2013), Abdullah Rıza (d. 1935-ö. 2014), Turan Sevgili (d. 1947), Ali Hâmid er-Râvî er-Rifâî (d. 1944-ö. 2011), Abdurrezzâk el-Hamdânî (d. 1957), Fuad Başar (d. 1953), Tâlib Ahmed Bekir el-Azzâvî (d. 1948), Bâsim Zennûn (d. 1946), Hüseyin Öksüz (d. 1944), Yusuf Sezer (d. 1961), Talip Mert (d. 1953), Cemaleddin Demirok (d. 1964), Ali Hüsrevoğlu (d. 1956), Mustafa Acet (d. 1921-ö. 1990), Yusuf Ergün (d. 1956-ö. 1985), Ziya Aydın, Ahmed Ziya İbrahim Kurucu, Maçiko Nagata, Abdulvahab Avanoğlu, Şahab Arunç (d.1910-ö.1991) ve Hüseyin Gündüz (d.1961). Vefât edenlere rahmet niyaz ediyorum.

Hamid Bey’in talebeleri ve onların öğrencileri ve onların talebeleri günümüzde yazı ufkumuzu şenlendirip genişletmeye devam ediyor.

Osmanlı asırlarında kadın hattatların sayıları oldukça mahdut. Arşivlerde on sekizinci yüzyılda Esma İbret Hanım, on dokuzuncu yüzyılda Fatma Mevhibe Hanım gibi birkaç isme rastlanmakla birlikte, özellikle yirminci yüzyılda kadın hattatların sayısının arttığı görülüyor. Bu alanda 40 yıl önce sadece Müşerref Çelebi, Sütude Çelebi ve Nükhet Çelebi’nin esamesi okunurken günümüzde çok değerli hat hocalarımızdan icazet alan onlarca kadın hattat bulunuyor.

HATTAT HAMİD AYTAÇ SEMPOZYUMU

2020’nin önemli sanat-vefâ aktivitelerinden biri hiç şüphesiz 16-18 Ekim tarihlerinde Artuklu Üniversitesi nezdinde düzenlenen Uluslararası Geleneksel İslâm Sanatları ve Hattat Hamid Aytaç Sempozyumu’ydu.  Malum olduğu üzere bir medeniyetin yapı taşları olan ilim, irfan ve sanat, yazılı metinler ve şifâhi anlatımlar ile tespit edilip değerlendirilmekte, üzerinde yapılan çalışmalar ile zenginleştirilerek bir sonraki kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarılmaktadır. Sempozyum, son devir Osmanlı döneminin ve Cumhuriyetin ilk devrinin yaşayan şahitlerinden ve ender hattatlarından biri olan, yetiştirdiği ustalar eliyle hüsn-i hat sanatının günümüze ulaşmasını sağlayan, bu süreçte büyük sıkıntılar yaşayan Hattat Hamid Aytaç gibi bir değerin, onlarca akademisyen tarafından her yönüyle ele alınıp değerlendirilmesi muhalled bir çalışmanın ortaya çıkmasına vesile oldu

Sempozyuma katılan Hattat Hamid’in kıymetli talebelerinin, hâtıralarını, meşklerini, hocaları Hamid beyin çalışma tarzını, sanat anlayışını, çalışma disiplinini, kullandığı malzemeleri, istifade ettiği kaynakları birebir müşâhedeleri ile aktarmaları; akademisyenlerin titiz çalışmaları ile ortaya çıkan biyografisi, hat sanatına etkileri, çok yönlü bir sanatkâr olması, hat sanatının her tarzı ile yazdığı kıymetli eserlerinin değerlendirilmesi, icazet verdiği talebelerinin aldıkları icazetleriyle tespiti ve diğerleri, hat sanatı adına önemli bir eksikliği gidermiş, hat sanatı ustaları zincirini örnek bir şahsiyet üzerinden günümüze ulaşmasını sağlamıştır. Ayrıca sempozyumda sunumları yapılan Diyarbakırlı hattatların hayatları ve eserleri, Diyarbakır’da hat sanatı ile ilgili edebî yazılar hat sanatı tarihine kazandırıldı.

HÜSN-İ HAT MÜZE VE KÜTÜPHANELERİ

Ülkemizde hat sanatına dair tesis edilmiş müzelerin adedi bir elin parmaklarının sayısını maalesef geçemiyor. Topkapı Sarayı Müzesi, Türk ve İslam Eserleri Müzesi ile Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi gibi Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren kurumların yanında yazı sanatına müstakil yer veren diğer kurumlar Sakıp Sabancı Müzesi ve Sadberk Hanım Müzesi’dir. Son cümleye Süleymaniye Kütüphanesi’ni ve Beyazıt Yazma Eserler Kütüphanesi’ni eklememiz gerekiyor.

Yakın zaman önce Amasya Belediyesi ve Bursa Büyükşehir Belediyesi tesis ettikleri hüsn-i hat müzeleriyle kentlerine yazının zikrini taşımaya gayret etti.

Türk hat sanatının kurucularından Şeyh Hamdullah, Amasya’nın münbit irfan ikliminde neşvü neva bulan en meşhur sanatkâr üstad. Amasya Belediyesi 2018 yılında Şeyh Hamdullah’a vefâ göstererek ‘Şehzadeler Kenti’ne yazının güzelliğini, vefânın müşahhas örnekliğinde arz etti. Her yıl binlerce sanatseverin ziyaret ettiği müzede Şeyh Hamdullah’ı takliden yazılmış orijinal levhalar ile yazı araç ve gereçleri sergileniyor.

‘Yeşil Bursa’, 2019 yılında Ulu Camii’den sonra ikinci bir hat gülşenine kavuştu. Bursa Büyükşehir Belediyesi Muradiye Medresesi’ni restore ettirerek Kur’an-ı Kerim ve El Yazmaları Müzesi’ne dönüştürdü. Kadim medresenin eğitim odaları daimi sergi mekânı olarak düzenlenirken revaklara geçici sergi alanı hüviyeti kazandırıldı. Müzede Mushaf-ı Şeriflerin ilk yazılmaya başlandığı zamandan günümüze gelinceye kadar tüm kitâbet sanatının aşamaları ve buna bağlı olarak yazının gelişimi kronolojik olarak ziyaretçilerin ilgisine sunuluyor.

İKİ MÜHİM SERGİ, SORUNLAR VE PİYASA HURUFATI

Türk hat sanatının kurucu şahsiyeti Şeyh Hamdullah (1436-1520) vefâtının 500’üncü yılında Sakıp Sabancı Müzesi’nde (SSM) düzenlenen “Ölümünün 500. Yılında Şeyh Hamdullah” serlevhalı sergide çağdaşlarıyla birlikte yâd edildi.

SSM’nin, ‘Hattatların Piri’ Şeyh Hamdullah’ın vefâtının 500’üncü yıl dönümü vesilesiyle Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nden, Sadberk Hanım Müzesi’nden ve Kubbealtı Akademisi Kültür ve Turizm Vakfı’nın Ekrem Hakkı Ayverdi Koleksiyonu’ndan seçme eserlerle hazırladığı sergide, 15. yüzyılın ikinci yarısı ve 16. yüzyılın ilk yarısında kaleme alınmış nadir elyazması kitaplar, Kur’an-ı Kerim nüshaları ile kıt’alar ve murakkalar sergilendi.

1995 yılında Beyoğlu Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde düzenlenen Hüsnü Aşk Klasik Sanatlar Sergisi kanaatimce İstanbul’da düzenlenen geniş katılımlı ilk geleneksel sanatlar sergisi olarak tarihe geçti. Geride kalan 26 yılda Asitane’de onlarca hat-tezhip sergisi düzenlendi. 12 Nisan 2021 günü Yıldız Holding Çamlıca Sergi Salonu’nda düzenlenen Kadın Sanatçılar Esmalar ve Hilyeler sergisi ise bu mevkute yayına hazırlandığı dönem itibarıyla İstanbul’da gerçekleştirilmekte olan son sergi oldu. Sergide kadın hattat ve müzehhibelerin göz nurlarına dikkatlice bakanlar gönüllerin rahmet iklimi Ramazan-ı Şerif ayında yufka gibi inceldiği bir zaman diliminde yazıların nurunu gözlemleme imkânına sahip oldu.

Geçen yirmi beş otuz yıla yakından bakıldığında hattatların bir araya gelmelerinde, meşklerini birbirlerine göstermelerinde, yazı alet ve edevatıyla ilgili tecrübe paylaşmalarında oldukça ketum davrandıklarını söyleyebiliriz.  Son cümleye hattatlar arasında belirli grupların oluştuğunu bir gruplarda yer alan sanatkârların diğer grupların sanat aktivitelerinden geri durduklarını da net bir şekilde ilave edebiliriz.

Hüsn-i hat sanatına yönelik faaliyetler icra eden vakıf ve derneklerin sayısı oldukça sınırlı. Klasik Türk Sanatları Vakfı, Tarih ve Tabiat Vakfı, Kubbealtı Akademisi Kültür ve Turizm Vakfı, Geleneksel Sanatlar Derneği, Bursa Bab-ı Nun Gelenekli Sanatlar ve Kültür Derneği, Eskişehir Vel-Kalem Gelenekli Sanatlar ve Kültür Derneği, Kütahya Vav Gelenekli Sanatlar ve Kültür Derneği, Bilim Kültür ve Sanat Derneği (BİKSAD), Konya Destegül Güzel Sanatlar Merkezi, İstanbul Klasik Sanatlar Merkezi ve Cafer Paşa Kültür ve Sanat Merkezi ülkemizde öz sanatlarımıza yönelik hizmetleri bulunan belli başlı STK’ları oluşturuyor.

Günümüz hat sanatının önemli sorunlarından biri de kalem hareketleriyle kamış kalemden çıkması imkân dâhilinde olmayan sicim gibi yazılar… Bir yazı matbaadan çıkmış gibi üzerinde kamış kalemin hiçbir izi, kalemin zikri belli olmadan, şeffaf, renkli mürekkeple kusurdan pür hali bir vaziyette nasıl yazılabilir? Ve böylesi yazılara bakarak ara başlıktaki soru işaretine odaklanıp kalıyorum: Hat sanatı nereye gidiyor?

'Elif'lerin zülfesine; 'ayın'ların kaşına, 'ra'ların ucuna, 'he'lerin gözüne bakıyor ve soruyorum: Bu türden yazıları Rakım Efendi, Halim Efendi, Hamid Bey, Neclmeddin Efendi, Ali Alparslan tek kalemde kalıp gibi çıkartamamış da siz bunları kamış kalemin ucundan nasıl çıkartıyorsunuz?

Yakın zamanlara kadar bir hat eseri incelendiğinde hangi ekolden geldiği; kimin yazdığı belli oluyordu. İmzasız yazılar bile, harflerindeki şivelerden hangi hattatın kaleminden neş’et ettiğini haber veriyordu. Şimdi bu ne mümkün? Basmakalıp, birbirinin aynı, bilgisayar ekranlarından aharlı kâğıtların üzerine düşen; usta hattatların istiflerinden kotarılarak oluşturulan ve yazıcılardan dökülen hurufat var piyasada. Üstelik bu türden yazılar rağbet görüp ödüllendiriliyor.

TEŞEKKÜRLERİMLE…

Yazımızı hazırlarken kendileriyle istişare ettiğim Prof. Dr. Faruk Taşkale’ye, Hattat Mahmut Şahin’e, Hattat Necmi Atik’e ve sanat danışmanı Murat Kılıç’a teşekkür ederken Reîsülhattâtîn Hasan Çelebi’nin tarifiyle ‘‘cismani aletlerle icra edilen ruhani mühendislik” şeklinde tarif ve tavsif edilen hüsn-i hat sanatının bugünümüzü olduğu gibi yarınlarımızı da tenvir etmesini niyaz ediyorum.

 

İbrahim Ethem Gören 12.08.2021-Yazı No: 259

İktibas-İbrahim Ethem Gören, Hüsn-i Hat Sanatının Bugününe Dair Bir Deneme, ZKS Kültür Sanat Yıllığı-2021-Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları Kitap No: 71, İstanbul, Temmuz 2021, S. 286-290.

 

 

{name}
{content}
+
-
{name}
{content}
+
-

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

SİZİ ARAMAMIZI İSTER MİSİNİZ?

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.

SİTE HARİTASI

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

BİZ SİZİ ARAYALIM

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.