MİMAR İBRAHİM HAKKI YİĞİT İLE EBRU KOLEKSİYONU ÜZERİNE BİR HASBIHAL

                                                                                              

MİMAR İBRAHİM HAKKI YİĞİT İLE EBRU KOLEKSİYONU ÜZERİNE BİR HASBIHAL

Mimar İbrahim Hakkı Yiğit ülkemizin önde gelen koleksiyonerlerinden biri. Türkiye'nin en önemli ebru koleksiyoneri olan İbrahim Hakkı Yiğit, aynı zamanda icazetli bir ebrucu. Fuad Başar Hoca'dan 2002 yılında ebru icazeti alan Yiğit, gönlünde ebruya açık kapılar bulunanlara ebru sanatının inceliklerini öğretiyor. Bir dönem Prof. Dr. Ali Alparslan'dan ve Hattat Davut Bektaş'tan hat meşk eden İbrahim Hakkı Yiğit'in hatırı sayılır bir hat koleksiyonu da mevcut. Mimar Yiğit ile ebru, Türk ebrusu ve ebru koleksiyonu üzerine hasbıhal ettik.

İbrahim Bey geleneksel sanatlara ilginiz nasıl ortaya çıktı?

Rahmetli pederim İsmail Yiğit (1942-2017), İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü 1968 mezunu olup, İstanbul’da imam hatip lisesinde meslek dersleri öğretmeni idi. Dolayısıyla evimizde Osmanlı dönemi gerek yazma; gerekse baskı ilmiye kitapları bulunmaktaydı. Bu eserlerin özellikle deri ciltleri beni etkilemişti. Ayrıca babam hüsn-i hattı sever ve kendi halinde yazardı. Hatta kendisinin bir güzel yazı defteri vardı, o deftere imam hatip lisesinde hüsn-i hattı iyi olan talebelere çeşitli yazılar yazdırıyordu. Evimizin duvarlarında her zaman orijinal hüsn-i hat levhaları da vardı. Dolayısıyla sanata ilgim, direkt bir yönlendirmeden ziyade kendiliğinden oldu. Fatih’te Atikali İlkokulu’ndaki öğretmenim Sıdıka Saydam’ın bizlere kazandırdığı özgüveni de hatırlatmak isterim. Yine evimizde Rahmetli Validem Esengül Yiğit’in (1948-2018) ödevlerim sırasındaki, özellikle harita çizimleri ve resim yapma hususundaki yardımları da bir nevi yol açıcı olmuştur benim için.  Fatih’teki çocukluğum sırasında cam misketlerin içerisindeki müthiş renklerin, kendi uçurtmalarımızı yaptığımız kâğıtların desen ve renkleri ile ahşap tornada yaptırıp boyadığımız topaçlarımızın renk zevkimize büyük katkısı olmuştur. İstanbul İmam Hatip Lisesi’nde öğrencilik yıllarımda da hocalarımızın yönlendirmesi olmuştur. Özellikle tarih ve sanat tarihi hocamız, Hattat Yusuf İzzeddin Sav, gerek hüsh-i hat dersi vererek, gerekse de kendi derslerindeki not tutma, mimari çizimler vb. eğitici tavırları ile bizlere bu hususta yol gösterici olmuştur. Ayrıca lisedeki tarih hocamız Süleyman Zeki Bağlan da bizlere farklı ortamlarda gelenekli sanatlar hususunda yönlendirici ve bilgilendirici olmuştur. Sonuç olarak gerek aile ve okul çevremiz; gerekse kültür çevremiz olan Fatih, bizim bu sanatlara ilgimizin kaynakları olmuştur.

Son olarak bir hususu arz etmem elzemdir.

HATİCE YİĞİT HANIM’A VE YÜKSEK MİMAR AHMET YILMAZ BEY’E MEDYÛN-U ŞÜKRANIM

Lütfen, buyurunuz İbrahim Hakkı Bey.

Tüm koleksiyonumu oluştururken arkadaş çevrem ve dostlarımın katkısı muhakkak önemlidir. Yalnız iki isim bana olan sabırları ve destekleri için bahse konu olmalıdır: Zevcem, diş tabibi ve müzehhibe Hatice Hanım ile iş ortağım yüksek mimar Ahmet Yılmaz Bey’e bin kez medyun-u şükranım.

“TÜRK EBRUSU İLE 9 YAŞINDA TANIŞTIM”

Ebru ile ilk temasınız nasıl oldu?

1981 yılında, Mahmud Bedreddin Yazır tarafından kaleme alınmış olan muhterem hocamız Uğur Derman beyefendinin yayına hazırladığı; Medeniyet Âleminde Yazı Ve İslâm Medeniyeti’nde Kalem Güzeli (1. ve 2. Kitap), isimli kitap yayınlanmıştı. Babam, kitabı eve getirdiğinde özellikle kitabın arka tarafındaki renkli resimlerde gelenekli sanatlarımızın çok güzel örneklerini görmüş oldum. Türk ebrusunun güzel örneklerini de ilk defa 9 yaşımda bu kitapta gördüğümü hatırlıyorum.

“EBRUDA GEÇMİŞTEKİ USTALARIMIZIN ARADIKLARINI ARIYORUM”

Ebruda ne/neler arıyorsunuz?

Ebruda, geçmişteki ustalarımızın aradığını arıyorum. Bu sonu gelmez bir vahadır, ucu bucağı pek yoktur. Ama bu sözüm tüm sa’nat ve sanatçılar için teşmil edilebilir kanaatindeyim. Sa’nat vadisinde yürümeye başlamak ve bu yürüyüşünüzü devam ettirmek başlı başına takdire şayan bir eylemdir. Bu vadide yürürken her geçen gün başka kapılar açılır, başka coşkulara muhatap olursunuz.

“İNSANIN BİR VAZİFESİ DE DÜNYAYI GÜZELLEŞTİRMEKTİR”

İnsanın bir vazifesi de dünyayı güzelleştirmek ise, san’at disiplini bu güzelliğe en büyük katkıyı yapacağınız alandır. Dolayısıyla san’atkar bir taraftan uğraşısı ile dünyayı güzelleştirip, tezyin ederken; bir taraftan da başta kendisini ve yakın çevresini güzelleştirmiş olur.

Arayageldiklerinizin ne kadarını buldunuz?

Henüz bulduğumuz bir şey yok, fark ettiğimiz şeyler oldu. Geçmişte bu işin çok yüksek bir nitelikle inşa edildiğini görmüş oldum. Alt yapısı çok iyi olduğu için geleneği günümüzde devam ediyor. Çok derine inince yukarı çıkamadık, fakat ummanın büyüklüğünü bir nebze olsun müşahede ettik. Şimdilerdeki tüm ortamların kaos içerisinde bulunduğu gözükmektedir. Dolayısıyla biz değil; belki bir sonraki nesillerde arayışlarımızın sonuçlarını görmek mümkün olacaktır.

Türk ebrusu deyince ne anlamamız gerekiyor?

Kavram kargaşası yaşanan ve kafaların karışık olduğu bir dönemden geçiyoruz. Türk    ebrusu, batı ve doğu dünyasındaki diğer ebru çeşitlerinden ayıran vasıfları vardır.

TÜRK EBRUSU BİR BÜTÜNDÜR

Bahsettiğiniz vasıfları açar mısınız?

Tabii ki… Kullanılan renkler, boyalar ve boya türleri, kâğıdı, altyapısı ve alet edevatı ile Türk ebrusu bir bütündür.

“GEÇMİŞTEKİ USTALARIMZIN YAPTIKLARINA “TÜRK EBRUSU” DİYORUZ.”

Geçmişteki ustalarımızın yaptıklarına “Türk ebrusu” diyoruz. Türk ebru geleneği içerisinde geniş bir yelpazeyi içerir bu tanım. Yani farklı yüzyıllarda geleneğinin başka başka veçheleri temsil edilir. Dolayısıyla bu kavramı bir milliyet bağlamında değil; aynı ortak duyuş ve seziş bağlamında ele alarak sonuçlandırabiliriz. Yani bir Amerikalının bizim geleneğimizden neş’et eden bir ebru yaptığında Türk ebrusu yapmış olduğunu söylediğimiz gibi; bir Türk’ün de bizim geleneğimiz dışındaki üretimine Türk ebrusu diyemeyiz.

Şu an ülkemizde tarihinin hiç bir döneminde olmadığı kadar çok tekne açılıyor, kurslar düzenleniyor, birbiri ardına ebru sergileri tertip ediliyor. Kontrollü/kontrolsüz ebru kurslarının ebru sanatımıza geri dönüşleri nasıl oluyor?

Bardağın dolu tarafına bakacak olursak, her kursiyerin ebrucu olmasını beklemesek de; en azından gelenekli sanatlarından birisi olan ebru sanatı hakkında bilgilenmiş ve görgü sahibi olmuş olacaktır ki bu kısmı çok önemlidir. Fakat kursların mevcut imkânlar dâhilinde ehil olmayan eller tarafından verilmesi de olumsuz yönüdür. Ancak bu durum ehliyetli hocalara sunulacak raporlar ile ele alınabilir, yoksa genel geçer tesbitler ile bir yere varamayız.

“BUGÜN İÇİN EBRU EKOLLERİNDEN BAHSEDEBİLİRİZ”

Günümüzde bir ebru üslubundan söz edilebilir mi?

Bir üsluptan ziyade, ebru üstadlarının ve hocalarının başını çektiği ekollerden bahsedebiliriz ancak. Çünkü bir üslup için sanatçılar arası bir mutabakat ve konsensusa ihtiyaç vardır ki, bu gün böyle bir ortam maalesef yoktur.

“KEMMİYETİ ÇOK; KEYFİYYETİ ZAYIF BİR ZAMANDAYIZ.”

Ebru sanatında gelinen seviyeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? 10-Mevcut seviyenin hem keyfiyet hem de kemmiyet noktasında artırılması için sanatkarlara ve konunun sair ilgililerine ne tür görevler düşüyor?

Kemmiyeti çok; keyfiyyeti zayıf bir zamandayız. Üretim çok, fakat nitelik düşük. Ayrıca ebru bugün fonksiyonel olarak kullanılmıyor. Yani sadece duvara asılan bir eser olarak üretimi yapılıyor. Bu işin aslında yardımcı unsurlar olarak, yani kitap ve defter ciltlerinde, iç ve dış kısımlarında, levhaların çevre pervaz ve cetvellerinde, yazı, tezhip ve minyatür gibi sanatların zeminlerinde, günümüzde grafik sanatlara bir verim olması açısından, gerek kitap kapakları ve tasarımında ve uygun grafik tasarımlarda kullanılması ile bir zenginlik ortaya çıkabilir. Bunun içinde farklı ebat ve formlarda yeniden bir planlama ve düşünce gerekmektedir. Bunun için Türk ebrusu dinamiğinin yeniden ele alınması ve günümüz şartlarına göre yeni kullanım alanlarında doğru bir şekilde üretimi, geleneğinin devamı için bir gerekliliktir.

Günümüz ebruculuğunu teknik ve kavramsal açıdan Osmanlı dönemiyle mukayese edecek olursak nelerle karşılaşırız?

Aslında Osmanlı döneminde ebrunun hem kullanım sahalarının sayısı; hem de niteliğinin günümüzden daha yüksek olduğunu ifade etmek mecburiyetindeyiz. Özellikle Osmanlı dönemindeki tüm kamu, maliye defter kaplarında kullanılmasını göz önüne aldığımızda bu durum aynı zamanda 19. yüzyılda Türk ebru geleneğini sekteye uğratmıştır.

Som cümlenizdeki hükmü açar mısınız?

Tabii. Şöyle ki, bu gün 19.yy’da batıda üretilmiş olan Yahudi ebrusu veya İspanyol ebrusu diye ifade ettiğimiz ve büyük kısmı dalgalı ebrulardan oluşan ebrular, her ne kadar el yapımı olsalar da bazı hızlı üretim modülleri ile teknede seri üretime imkan verdiğinden fiyatları çok düşük mertebelerde Osmanlı pazarına girdiğinde, iktisadi olarak Türk ebrusunun üretimi bitmiş oldu. Yani bizdeki ebru fetret devri yaşadı diyebiliriz.

“EBRUDA FETRET DEVRİNİ ÖZBEK ŞEYHİ SADIK EFENDİ İLE AŞTIK.”

Fetret devrini nasıl aştık?

Ebruda fetret devrimiz Buhara’dan ebru yapımını öğrenerek gelen Özbek Şeyhi Sadık Efendi (Ö. 11 Temmuz 1846) ile son bulmuştur. Şu an yaşadığımız zorluk aslında geçmişimizle olan sanat görüşü, duyuş, seziş ve üretim biçimi ile kopan zincirin tamamlanamamasından kaynaklanan gerilimdir. Bu gerilim dahi yeni ufuklara açılmamız için bir fırsata dönüştürülebilir kanaatindeyim.

Ebru koleksiyonunuz hakkında bilgi verir misiniz?

Koleksiyonumuzun önemli bir yekününü Osmanlı dönemi Türk ebruları oluşturmakta. Buna ek olarak Osmanlı-Cumhuriyet geçiş dönemi ebruları, ayrıca Osmanlı döneminde 19. yüzyılda kullanılmış olan Yahudi ebrusu veya İspanyol ebrusu diye ifade ettiğimiz ebrular bulunmaktadır. Ayrıca cumhuriyet dönemi çağdaş Türk ebruları ve modern ebrular da bulunmaktadır.

Ebru koleksiyonunuzda Osmanlı ustalarından kimler var?

Şebek Mehmet Efendi (tanımlayamadığımız bazı ebruların ustamıza ait olduğunu düşünüyoruz.), Hatip Mehmed Efendi, Hezarfen İbrahim Edhem Efendi ve diğer ustalar…

Fakat bu meyanda şunu açıklamam gerekir.

Buyurunuz İbrahim Hakkı Bey.

Bizler elimizdeki ebru eserlerini genel öğrenme metodumuz ve kısıtlı sayıdaki yayınların bizlere kazandırdığı bilgiler neticesinde tasnif etmekteyiz. Bu durum aslında büyük bir açmazı da beraberinde getirmektedir.

“GÜNÜMÜZÜN TEKNİK ANALİZ İMKÂNLARI İLE EBRU SANATIMIZ YENİDEN ELE ALINMALI.”

Nasıl bir açmazdan bahsediyorsunuz?

Şöyle ki ebru sanatının icrası sanatçılar eli ile olmakla birlikte, ebru sanatı tarihi çalışmaları ve çağdaş bir konu olan sanatın eleştirisi veya değerlendirmesi çok cılız kalmıştır. Dolayısıyla günümüz teknik analiz imkânları ve sanat tarihinde ele alınma biçimi ile ebru sanatımız kesinlikle yeniden ele alınmalı ve gerek tarihlendirme; gerekse isim tesbitlerinin daha isabetli yapılması yoluna girilmelidir.

Günümüz sanatçılarından kimlerin eserleri koleksiyonunuzu tezyin ediyor?

Hezarfen Necmeddin Okyay (1883-1976), Hezarfen Mustafa Düzgünman (1920 -1990), Nusret Hepgül, Niyazi Sayın, Sami Okyay, Fuad Başar, Alparslan Babaoğlu, Timuçin Tanarslan, Sabri Mandıracı, Sadreddin Özçimi, Hikmet Barutçugil, Osman Şimşek, A. Sacid Açıkgözoğlu, Uğur Taşatan, Önder Cankurtaran, Yılmaz Eneş, Alaattin Zengin gibi sanatçıların farklı sayıda ebrusu koleksiyonumuzda bulunmaktadır.

Klasik ebru koleksiyonunda kendiniz için bir hedef/limit belirlediniz mi?

Bunun için bir limit belirlemedim, zaten bu limit konusu koleksiyonun mantığına ters görünmekte. Fakat şunu ifade etmem lazım; ilk önce sadece bir toplama haline girmiştim, niteliğine bakmaksızın, şimdilerde koleksiyon belirli bir kıvama ulaşınca ise haklı olarak seçici olduğum söylenebilir. Dolayısıyla eserler süzüle süzüle niteliği en yüksek olanlardan müteşekkil bir hâl alacaktır zamanla.

Avrupa ebrularına da koleksiyonunuzda yer veriyorsunuz. Avrupa ebrularının Türk ebrusuyla benzeşen/ayrışan yönleri nelerdir?

Ebru koleksiyonu yaparken yapılacak büyük hata, sadece ebru kâğıdı arayışına girmektir. Çünkü geçmişte hem batıda, doğuda ve bizde kitap sanatlarında, örneğin ciltlerde çokça ebru kullanılmaktaydı. Buradan hareketle koleksiyonumuzda batı menşeli 17. ve 18. yüzyıllardan bazı ciltlerde batı ebrularını görüyoruz. Bu ebrular bizim klasik ebru üretimimize benzer üretimleri içerdiği için, bizim ebrulara benzemekte. Daha çok battal ve farklı tarak ve şal ebrularını görüyoruz. Renkleri ise ağırlıkla, kırmızı, sarı, mavi ve yeşildir. Sonraki 19. ve 20 yüzyılda ise yarı otomatik diyebileceğimiz teknede yapılan Yahudi veya İspanyol ebrusu dediğimiz ebrular bizim ebrulardan ayrışmaktadır.

Koleksiyonunuzu dijital ortama aktarmayı düşünüyor musunuz?

Evet düşünüyoruz. Şimdilerde önemli olan bir envanter çalışması yapıyoruz. Akabinde ise internet ortamında dijital olarak yayınlamayı düşünüyoruz. Bu meyanda galeri.kalem.guzeli instagram adresinde bir kısım ebru koleksiyonumuzu dijital ortamda yayınlıyoruz. Bazı dostlarımıza ait dijital ortamlarda ebrularımızın bir kısmı Galeri Kalem Güzeli koleksiyonu olarak bulunmakta. Ayrıca çeşitli sergilerde koleksiyonumuza ait ebrular sanatseverlerle buluşup kataloglarda yer aldı.

Fuad Başar Hoca'dan ebru icazeti aldınız. Ebruda icazet geleneğine dair kanaatlerinizi öğrenmek isterim...

Öncelikle Muhterem Üstadımız  Mehmed Şevket Eygi’yi burada anmamız gerekiyor. Kendileri 9 Nisan 2000 Pazar günkü Milli Gazete’deki köşe yazısının bir yerinde “Hattat-ebrucu Fuad Başar, Küçük Ayasofya semtindeki atölyesinde ebru dersleri vermeye başladı.” notunu düşmüştü. Ayrıca adres ve telefon da yazılı olduğu için, hemen telefon ile arayıp bir sonraki hafta derse başlamış olduk. Bu hususta Üstad Mehmed Şevket Eygi’ye medyûn-u şükranız.  Aslında 1996 senesinde Fuad hocamın kapısını çalmıştım, lakin o zaman kendisi ebru dersi vermiyordu.  2000 senesinin nisan ayında başladığımız ebru derslerinde bir çaba gösterdik, ayrıca hocamız da çok iyi bir metod ile bize ebru öğrettiler, hatta 2001 senesinde Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği 11. Devlet Türk Süsleme Sanatları Yarışması’nda ebru dalında başarı ödülü almış olduk. 2002 senesinin haziran ayında yapılan bir sergi ve tören ile Fuad Başar hocamızdan ebru icazeti aldık.

EBRUDA İCAZET KONUSU YERLİ YERİNE OTURMUŞ DURUMDA

Ebruda icazet konusu son yıllarda daha da oturmuş bir durumdadır. Gördüğümüz ilk icazet Necmeddin Okyay’ın Akademi’den mezuniyet belgesi de olabilecek Süheyl Ünver’e verilen icazettir. Sonrasında Mustafa Düzgünman’ın talebelerine verdiği icazetler vardır. Günümüzde de bir gelenek olarak devam eden yapıya dönüşmüştür.

Ebru dersi veriyor musunuz?

Filli olarak ebru dersini 2003 senesinde vermiş olduk. Bir dönem sürdü sonra kurs merkezi kapanınca bıraktık. Fakat ebru ile meşgul her seviyede arkadaş ve hocalarımız ile karşılıklı olarak bilgi, belge ve görgü aktarımlarımız her zaman olmaktadır.

Ebruda modern yorumlara dair neler düşünüyorsunuz?

Hangi ebrudan bahsettiğimiz önemlidir. Geleneği olan ebru sanatımız aksayarak da olsa devam etmektedir, inşallah düze çıkacak ortam ve imkâna sahip olur. Şayet sizin kasdınız gelenekle herhangi bir bağı olmayan (sadece su üstünde boya yüzdürmek gelenek değildir çünkü) bir üretim yöntemi ile yapılan ebruları söylüyorsanız, o da kendi sınır ve kuralı dairesinde devam eden bir süreçtir, gelenekten beslenmediği için ona Türk ebrusu demektense, modern ebru demeyi yeğleriz.

Koleksiyonunuzda hocanızın hocası, ebru sanatınızın son büyük üstadı Mustafa Düzgünman’ın ebruları var. Düzgünman Hoca'nın ebru sanatımıza yaptığı hizmetlere dair neler söylemek istersiniz?

Hezarfen Mustafa Düzgünman (1920-1990) gelenekli sanatların hiç iltifat görmediği 1940’lı yıllarda klasik ebru ve cilt sanatı ile meşgul oldu. Özellikle 1980’li yıllardan sonra atölyesini talebelerine açarak bu işin devamı için en büyük çıkışı yapmış oldu. Fakat bu aradaki 40 yılda kendinde bir emanet olarak duran gelenekli ebru bilgisini muhafaza etmek için ne kadar gayret edip fedakârlık yaptığını anlatmak benim haddim değildir. Üsküdar’daki bir attar dükkânında hayatını idame etme gayreti ve atölyesinde yaptığı özverili çalışmalar çok önemli. Şayet Düzgünman Üstad en küçük ümitsizliğe düşmüş olsa idi Türk ebrusu bugün tarih sahnesinden silinmiş olurdu. Sırf bu davranışı bile hizmet olarak yeter de artar.

GENÇLERİN SANATLA MEŞGULİYETİ TOPLUMUMUZ İÇİN BÜYÜK BİR KAZANIMDIR

Sizin ilave etmek istediğiniz hususlar nelerdir? 

Özellikle gençlerimizin sanatın farklı dallarında meşguliyeti toplumumuz için büyük bir kazanım olacaktır. Gençlerimiz bu işlerle meşgul edilmez ise zararlı alışkanlıkların içerisinde kaybolup gitme tehlikesi söz konusudur. Ayrıca sanat altın bir bileziktir. Bir meslek dışında altın bir bileziğe sahip olmak insanı dünyada daha bir güvenli kılacaktır. Bu hususta yeni bir çalışma olarak Milli Eğitim Bakanlığı da meslek liselerinde sanatlarımıza ait branşlar koyarak katkı yapmayı planlamaktadır. Dünyanın önde gelen büyük ekonomileri sanat da dâhil her alanda bu güce sahiplerdir. Önümüzdeki yıllarda dünyanın en büyük 10 ekonomisine girme planı yapan ülkemizin sanat yönü henüz bu hedefini destekleyecek mahiyette değildir. Bu konunun acilen masaya yatırılması elzemdir.

Not: Ebru koleksiyonunun en seçkin örnekleriyle bankamız sanat galerisinde sergi düzenleyeceğimiz Mimar İbrahim Hakkı Yiğit'in koleksiyonculuk deneyimleri ile önümüzdeki hafta huzurunuzda olmak ümidiyle…

 

İbrahim Ethem Gören

 

{name}
{content}
+
-
{name}
{content}
+
-

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

SİZİ ARAMAMIZI İSTER MİSİNİZ?

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.

SİTE HARİTASI

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

BİZ SİZİ ARAYALIM

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.