PROF. DR. FARUK TAŞKALE İLE TUĞRA TEZHİPLERİ ÜZERİNE

PROF. DR. FARUK TAŞKALE İLE TUĞRA TEZHİPLERİ ÜZERİNE

Ülkemizin önde gelen sanatçılarından Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Faruk Taşkale ile tuğra tezhipleri üzerine hasbihal ettik.

Tuğra, sanatkârların ilgisini hangi mülahazalarla çekmektedir?

Tuğralar, yazı ile resim arasında yer alır. Tuğra ve tuğra formu Osmanlı Türklerine aittir.  Yüzyıllar boyu hattatların ve müzehhiplerin ilgisini çekmişlerdir.

Tuğralar için padişahların imzasıdır diyebilir miyiz?

Tabii ki. Dîvân-ı Hümâyûn’da hazırlanan belgelerde en göze çarpan unsurlardan olan tuğra, Osmanlı sultanlarının bir tür imzasıdır. Tuğralar sadece Osmanlı sultanlarının nişanı ve imzası değil, aynı zamanda estetik özellikleriyle tezhip ve hat sanatını da etkileyen sanat eserleri olmuşlardır.

Tuğraların kullanım alanlarına dair bilgi verir misiniz?

Ferman, berat, vakfiye gibi belgelerin baş kısmına metin başlamadan önce konulan tuğranın kullanım alanları farklılıklar arz eder. Tuğra kullanımı zamanla yaygınlaşmış ve mühürler, paralar, pullar ve kitabelerde de görülmeye başlanmıştır.

Tuğralar bir nevi hat. Tuğraların içinde yazılar yer alıyor. Tuğra formlarında sıklıkla ne tür metinler yer alır?

Muhtelif metinler… 19. yüzyıldan itibaren tuğra formu içerisine âyet, hadis, besmele, mâşallah ve güzel sözler yazılmış; bazen de şahıs isimleri yazılarak levhalar meydana getirilmiştir. 

Padişah tuğraları koleksiyonlerlerin, ilgililerinin ve müzelerin en âlâ eserleri arasında yer alıyor. Tuğra tezyinatında sanatkârlar hangi renkleri tercih ediyor?

Tuğra levhalarda, koyu renk zemin üzerine altın ile yazma şekli olan zer-endûd tekniği sıkça uygulanmaktadır.

Tuğralarda sıklıkla hangi yazı nevilerine yer verilmektedir?

Tuğra yazımlarında sülüs, celî sülüs ve dîvânî yazıları kullanılmıştır. Nadir de olsa ta’lîk yazısı ile müsenna olarak yazılan tuğralara da rastlamak mümkündür.

Tuğraların bölümlerinden bahseder misiniz?

Sere: Sere ile başlayalım. Tuğralarda sereyle isimlendirilen bir bölüm vardır. Buna kürsü de denilir. Tuğranın alt kısmı olup, padişahın ve babasının adının yazılı olduğu bölümdür.

Beyzeler: Dış beyze ve iç beyze. Tuğranın sol tarafında yer alan ve tuğra metninde geçen han ve bin kelimelerinin son harfi olan nun harfinin uzantılarıyla, bazen de başka bir kelimedeki dal harfinin uzantılarıyla oluşan iç içe iki kavse verilen isimdir. İç beyzede kürsünün üst kısmında bulunan ‘‘el-muzaffer’’ sözünün devamı olan “daima” kelimesi bulunur.

Tuğlar: Yukarıdan kürsüye doğru inen elif harfi şeklindeki üç kalın çizgiye verilen isimdir. Tuğlar metinde geçen elif, lam ve zı harflerinin uzantıları olduğu gibi bazen de yalnızca şekli tamamlamak amacıyla da yapılabilir.

Tuğranın kolları (hançer): Kollar beyzelerin devamı olup muzaffer kelimesinin üstünden birbirine paralel olarak tuğranın sağına doğru uzanmaktadır.

Zülfeler: Tuğranın solunda flama şeklinde kavislerdir ve üstten tuğlara yapışık bir biçimde yer alır.

Metinler genelde siyah is mürekkebiyle yazılıyor. Bu hususa dair düşmek istediğiniz bir not var mı?

Evet, genelde siyah mürekkep tercih edilerek ferman ve beratlarda metin genellikle dîvânî ve celî dîvânî yazı çeşitleriyle yazılmıştır. Bunun istisnaları da vardır. Bazı önemli belgelerde metnin sırasıyla bir satır siyah mürekkep, bir satır kırmızı mürekkep ve bir satır altın kullanılarak da yazılmıştır, bunlara ait örnekler mevcuttur. Bazen siyah ve kırmızı mürekkep ile yazılan satırlara altın ile zerefşan atıldığı görülmektedir.

Tuğraların tarihçesine dair neler söylemek istersiniz?

Tuğra hakkında bilgi veren en eski kaynak Kaşgarlı Mahmud’un  (11. yy) Dîvânü Lügati’t Türk adlı eseridir. Kaşgarlı Mahmud, tuğra kelimesinin aslında Oğuzca tuğrağ şeklinde söylendiğini ve hakanın mührü ve buyrultusu olduğunu bildirir.

İlk tuğrada kimin imzası var?

Bilinen ilk Osmanlı tuğrası, Orhan Gazi tarafından 1324’de verilmiş bir vakfiye üzerindedir. Bu tuğrada sultanın kendi adı ve babasının adı, “Orhan bin Osman” şeklinde yazılıdır. 

 

TUĞRALAR KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN DEVRİNDE GERÇEK KİMLİĞİNİ BULMAYA BAŞLAMIŞTIR

Osmanlının erken dönem ve geç dönem tuğraları arasında ne türden farklılıklar göze çarpar?

İlk tuğralar son derece basit bir şekilde düzenlenmiştir. Aynı sadelikte Fâtih Sultan Mehmed zamanına kadar devam eden tuğra, bu devirde gerçek kimliğini bulmaya başlamış ve Kanûnî Sultan Süleyman döneminde daha belirgin bir kimlik kazanmıştır.

Tuğrada öne çıkan Osmanlı hattatları kimlerdir?

Zamanla şekil olarak daha gelişen tuğra en gelişmiş şekliyle II. Mahmud devrinin hat üstadı Mustafa Râkım tarafından düzenlenmiştir. Mustafa Râkım’dan sonra hattatlar günümüze kadar aynı üslupta tuğra yazmayı tercih etmişlerdir. Râkım Efendi’den sonra Hâşim Efendi, Vahdeti, Abdülfettah Efendi, Sâmi Efendi ve Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer tuğra yazma geleneğini sürdüren hattatların başında gelmektedir. 

 

İSMAİL HAKKI BEY OSMANLI DEVLETİ’NİN SON TUĞRAKEŞİDİR

Tuğrakeş İsmail Hakkı Bey’in ismini de üstadlarla birlikte andınız. Rahmet olsun.

Evet, tuğranın son üstadlarından İsmail Hakkı Altunbezer aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun son tuğrakeşidir.

Buradan, tuğra ve ferman tezhiplerine geçelim dilerseniz.

Tabii ki. Ferman ve beratlarda tuğranın boşlukları ve etrafı hükümdarlığın ve saltanatın birer nişanesi olarak kabul edildiği için altın, renk ve çeşitli motiflerle itina ile tezyin edilmiştir. Bunun yanında sade olanları da görülür.

 

TUĞRALAR BAŞLANGIÇTA SİYAH MÜKERREPLE ÇEKİLİRDİ

Başlangıçta, dönemin zevkini yansıtan bir sadelik içinde olan tuğralar, yalnızca siyah mürekkep ile çekilmekteydi. Tuğralar, II. Bâyezid dönemi ile birlikte siyahın yanında altın ile de çekilmeye başlanmıştır. Ayrıca altınla çekilen tuğraların daha net görülebilmesi için bazılarının kenarına ince siyah bir çizgi de (tahrir) çekilmiştir.

Fatih dönemindeki tuğra tezyinatına baktığımızda ne görürüz?

Fâtih Sultan Mehmed dönemindeki tuğralarda ciddi anlamda tezhip geleneği görülmemektedir. Bunun nedeni ferman ve berat gibi belgelerin sanat eseri olarak kabul edilmemeleri olabilir Çok nadir de olsa Fâtih Sultan Mehmed tuğralarının üzerinde dönemin tezhip özelliğini yansıtan Rûmî motiflerinden oluşan başlık şeklinde yatay dikdörtgen formlu bir tezyinat bulunmaktadır.

Ferman ve tuğra süsleme geleneği ne zaman başlamıştır?

Ferman ve beratlarda bulunan tuğra tezhipleme geleneği, Sultan II. Bâyezid döneminde başlar. 16. yüzyıl başlarında II. Bâyezid döneminde Osmanlı tezhip sanatında büyük bir gelişme görülür.

 

İRAN VE TEBRİZ’DEN GELEN SANATKÂRLAR OSMANLI TEZHİP SANATINING ELİŞİMİNDE ÖNEMLİ ROL OYNAMIŞLARDIR

15’inci yüzyıldan 16’ıncı yüzyıla gelindiğinde tuğra tezyinatı adına neler değişti?

Çok şey. Bu gelişmenin iki önemli nedeni vardır. İran ve Tebriz’den gelip, saray nakkaşları arasına katılan müzehhipler Osmanlı tezhip sanatının gelişiminde önemli rol oynamışlardır. Bu dönem tezhip sanatındaki gelişmede etkili olan diğer neden de Şeyh Hamdullâh gibi Türk hat sanatına yön vermiş bir sanatkârın yetişmiş olmasıdır. Müzehhipler, Şeyh Hamdullâh gibi padişahın takdirini kazanmış ve hat sanatına yön vermiş bir sanatkârın elinden çıkan eserleri en iyi şekilde tezhiplemek gibi bir görev üstlenmişlerdir. Dolayısıyla II. Bâyezid tuğralarında, beyzelerin,  Hatâyî motifleri ile itinalı bir şekilde tezhiplendiği görülür.

Hangi renkler tercih edilmiştir?

Çiçekler oldukça renkli, zemin rengi laciverttir. Bazılarında ise çiçekler altınla boyanıp siyah renk ile tahrirlenmiş; zemin, kâğıdın kendi rengi olarak bırakılmıştır. II. Bâyezid tuğraları siyah mürekkep veya altın ile çekilmiştir.

Kanuni dönemine gelecek olursak…

Kanûnî Sultan Süleyman dönemi birçok yeni üslubun ve tekniğin uygulandığı son derece zengin bir dönemdir. Kanûnî döneminde diğer sanat dallarında olduğu gibi tezhip sanatında da yükseliş dönemi başlamıştır. Klasik motif ve tekniklerin büyük bir ustalıkla kullanılmasının yanı sıra, dönemin en önemli müzehhibi Karamemi ile lâle, gül, karanfil, sümbül, servi ağacı ve bahar dalı gibi birçok bahçe çiçek ve bitkilerinin yarı stilize olarak tezhip sanatında ilk kez kullanıldığı bu döneme tezhip sanatında Klasik Dönem adı verilir.

Kanûnî Sultan Süleyman tuğralarının tezyinatında çiçek motiflerinden oluşan kompozisyonlar, Karamemi’nin devreye girmiş olması itibariyle büyük değişikliklerin olduğuna işaret eder. 16. yüzyıl Kanûnî tuğralarında yarı stilize çiçekler, laleler, sümbüller, karanfiller, güller ve bahar dallarının, bulut ve Rûmîlerin büyük olasılıkla Karamemi’nin elinden veya saray nakışhanesinden çıktığı söylenebilir.

Kanûnî tuğraları adeta çiçek bahçesini andıran bir tezyinatla zenginleştirilmiş olup, dönemin ve hükümdarlığın ulaştığı düzeyi yansıtır niteliktedir. Tuğra tezhiplerinde 16. yüzyılın sonlarına kadar özellikle Kanûnî Sultan Süleyman döneminde helezoni kıvrık dallar üzerine kendine özgü çiçek ve yaprak motifleriyle Haliç işi tarzı çokça uygulanmıştır. Haliç işinin çoğunlukla altın, lacivert ve kırmızı renklerle yapıldığı görülür. Ayrıca bu görkemli tezyinatın hiçbirisinin birbirine benzememesi dikkat çeker.

Haliç işi tarzı evvelemirde Karamemi’ye mi ait?

Evet. Tezhip sanatında Şiraz üslubundan geliştirilmiş olarak kabul edebileceğimiz Haliç işi tarzı ilk kez Osmanlı tezhibine Karamemi tarafından tanıtılmıştır.

Az önce Klasik Dönem’e değindiniz. Klasik Dönem’de önemli sanat eserlerinin ortaya çıktığını biliyoruz. Yakın zaman önce tıpkıbasımı sanatseverlerin hizmetine sunulan Muhibbî Divanı da bunlardan biri. Divandan ve müzehhibi Karamemi’den söz eder misiniz?

İbrahim Bey, bilindiği üzere Kanûnî Sultan Süleyman sanatkâr bir padişahtır. Divanında güçlü şiirleri vardır. “Muhibbî” mahlasıyla yazdığı şiirleri içeren ve Karamemi tarafından tezhiplenmiş olan “Dîvân-ı Muhibbî” Türk tezhip tarihi açısından oldukça önemlidir. Divanın tezyinatında da lâle, gül, karanfil, sümbül gibi çiçekler, bulut, Rûmî ve Hatâyî motifleri çoğunlukla şikâf halkârî tarzında renklendirilerek kullanılmıştır.

Karamemi’nin sanırım Karahisari’nin ketebe koyduğu mushaf-ı şerifte de imzası var.

Evet, var. Karamemi’nin önemli diğer bir eseri 16. yüzyılın hat üstadı Ahmed Karahisârî’nin yazdığı 1546 tarihli Kur’ân-ı Kerîm’e yaptığı tezyinattır.

Mushafın tezyinatında hangi tezyit unsurları ön planda?

Mushafın serlevha tezhibinin, bahar açmış ağaçlar ile değerlendirilmiş yan panoları muhteşemdir. Panolar Karamemi’nin imzası gibidir.

Saz yolu bezemesi de sanırım Kanuni zamanına tarihlenebilir.

Doğru. Türk tezhip sanatında “saz yolu” üslubu Kanûnî döneminde ortaya çıkarak etkin olmuştur.

Saz yolunun ana motifleri nelerdir?

Saz yolunun ana motifleri, zenginleştirilmiş ve yeni formlar kazandırılmış Hatâyî çiçek ve tomurcuklarıyla sivri uçlu, çok dilimli ve kıvrımlı, birbirini delip geçen hançeri yapraklardır.

Saz yolu üslubunu geliştiren sanatkâr Tebriz asıllı ve Karamemi’nin hocası olan Şah Kulu’dur.

16. yüzyıl tezhip sanatının altın yılları. Yeri gelmişken 16. Yüzyıl tezyinatı için de bir paragraf açalım dilerseniz.

16. yüzyıl tezhibin yanında diğer kitap sanatları açısından da çok önemli. Tezhip formlarında Rûmî, Hatâyî, çintemâni, lâle, gül, bulut desenleri, karanfil, sümbül, saz yolu ve bahar dalları kullanılıyor. Bunlar tuğra tezyinatlarının uyumlu çizgilerinin yanında, eşsiz zarafeti ile bu devirdeki Osmanlı uygarlığının parlaklığını yansıtması bakımından da önem arz etmekte.

 

16. YÜZYIL TUĞRALARI KALASİK DÖNEMİN TÜM İHTİŞAMINI YANSITIYOR

16. yüzyılda hemen hemen tüm tuğralarda klasik dönemin ihtişamını görmek mümkündür. Özellikle tuğraların beyzelerinde hurde rûmîler ve sarılma rûmîler büyük bir ustalıkla kullanılmış ve bu motiflerin aralarından Haliç işi kusursuz biçimde dolandırılmıştır. Lacivert ve altın dengeli ve uyumlu bir biçimde tuğra tezyinatlarında uygulanmıştır.  Kanûnî Sultan Süleyman, Sultan II. Selim ve Sultan III. Murad ‘ın tuğralarında 16. yüzyılın tüm sanatlara yansıyan ihtişamı göze çarpar. Saray nakışhanesinin ustaları tuğraları özenle tezhiplemişlerdir.

16. yüzyılda tuğralar siyah mürekkep, altın ve lacivert renk ile çekilmiştir (yazılmıştır). Lacivert renk ile çekilmiş tuğralar genellikle altın ile tahrirlenmiştir. Altın ile çekilen tuğraların çoğu siyah mürekkep ile tahrirlenmiştir. Lacivert boya ile çekilip altın ile tahrirlenmiş olan tuğralar, Kanuni döneminin sanat zevkini ve özelliklerini yansıtan görkemli tezyinata sahiptir. Tuğranın beyzeleri, rûmî motifleri ve Haliç işi tarzıyla itinalı bir şekilde tezhiplenmiştir. Tuğranın tuğları içerisinde bulunan altın zeminli renkli bahar dalları, hurde rûmîler, yarı stilize gül, lâle ve karanfil çiçekleriyle tuğra adeta saray bahçesine dönüştürülmüştür.

17’inci yüzyıla gelindiğinde tezyinatta farklılıklar söz konusu mu?

17. yüzyıl başlarında Osmanlı tezhip sanatında klasik üslubun devam ettiğini görüyoruz. Ancak daha sonraki yıllarda tezhip sanatında gözle görülür bir duraklama başlıyor. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren klasik motiflerin bozulduğu ve dikkat çekici bir değişimin gerçekleştiği görülmekte. Haliç işi bu yüzyılda da etkisini sürdürür. Rûmî ve hatâyî motifleri oldukça sade ve işçilik kabadır.

Bu keyfiyet tuğra tezyinatına da yansıyor mu?

Mutlaka yansıyor. 17. yüzyılda tuğra tezyinatının zayıflayarak devam ettiği görüyoruz. Buna rağmen, tuğların üzerinde sık sık rastlanılan servi formu gibi bazı yeniliklerin bu döneme, kendine has bir çekicilik kazandırdığını görüyoruz. 

Serviden esinlenilerek oluşturulan formun bazı değişikliklere uğramasına rağmen 19. yüzyılın sonlarına kadar devam ettiğini söyleyebiliriz. Genellikle Haliç işi tarzı ile tezhiplenmiş olan bu formların iç kısımları, daha sonraları ise halkârî tarzı ile tezyin edilmiştir. 17. yüzyıl ve sonrasında çekilen tuğralarda siyah mürekkep, altın ve kırmızı mürekkep kullanılmıştır. Mekke-i mükerreme ve Ravza-i Mutahhara’nın temizliği ile ilgili verilen ferâşet fermanlarında tuğralar dini bir geleneği olan yeşil mürekkep ile çekilmiştir.

 

SULTAN III. AHMET DÖNEMİNDE TEZHİP SANATI YENİDEN CANLANMIŞTIR

18. yüzyıl için neler söylemek istersiniz?

18. yüzyılda bir canlanma var. Özellikle Sultan III. Ahmed’in saltanat yılları, tezhip sanatının yeniden canlandığı ve yeni akımların geliştiği bir dönem olmuştur. 

18. yüzyıl denilince çiçek ressamlığı ile birlikte Ali Üsküdari’nin ve Abdullah Buhari’nin isimleri hafızalara tedai ediyor.

Evet. Çiçek ressamlığı bu yüzyılda ortaya çıkmıştır. Tezyinatta üçüncü boyutun verildiği gölgeli renklendirmelerle yapılan natüralist tarzdaki çiçekler, çiçek ressamlığı denebilecek bir akımın ortaya çıkmasına neden olmuştur.

İki isim saydım, lakin başka hangi ustalar var bu asırda?

Türk çiçek ressamlığında ilk akla gelen isimler, 18. yüzyıl’ın en önemli müzehhibi ve çiçek ressamı Ali Üsküdarî ve Abdullah Buhârî’dir. Yedikuleli Seyyid Abdullah’ın yazmış olduğu Kur’ân-ı Kerîm’leri tezhiplemekle övünen ve yüzyılın Şahkulu’su olarak da kabul edilen, lake üstâdı Ali Üsküdarî, tezhip ve halkârîlerinde klasik tezhip üslubunu ve saz yolunu sıkça kullanarak yeni bir yorum getirmiştir. 

18. yüzyılda Batı etkisi her alanda olduğu gibi tezhip sanatına da yansımıştır.  Haliç işinin bu dönemde de etkisini sürdürmesine paralel olarak natüralist tarzda çiçekler ve halkârî tarzının da tuğra tezyinatlarında etkili olduğu görülür. Altın ile yapılan halkârın tuğraların adeta vazgeçilmez bir süsleme unsuru olduğu rahatlıkla ifade edilebilir. Renk ve altın ile uygulanmış saz yolu üslubunun da tuğra tezhiplerinde sıkça kullanıldığı örnekler bulunur.

Batı etkisinden söz ettiniz. Öz sanatlarımız sanırım 18. Yüzyılda Rokoko ile yüzleşmeye başlıyor?

18. yüzyılın sonlarına doğru demek daha doğru olacaktır. Çünkü sonradan Türk rokokosu olarak adlandırılacak olan akım 18.  yüzyıl sonlarında başlayıp 19.  yüzyıl sonlarına kadar devam ediyor. Osmanlı tezhip sanatında bir yüzyıl etkili olmuştur.

Rokoko üslubunda ne tür motifler ön plana çıkar?

Rokoko üslubunun en önemli motifleri; iri ve geniş kıvrımlı yapraklar, sepet içinde çiçek buketleri, vazoda çiçekler, güllü girlandlar, kurdela ve fiyonglar, ışın ve zikzaklar, içinden çiçek buketleri çıkan bereket boynuzları, C ve S kıvrımlar, sütun ve perdelerdir.

 

ROKOKO TEZYİNATINDA SIKLIKLA GÜL KULLANILMIŞTIR

Bu dönemde en fazla kullanılan çiçek gül olmuştur. Türk kültürü, sanat ve edebiyatında Hz. Muhammed’in (sav) sembolü olarak kabul edilen gül, rokoko üslubunun adeta vazgeçilmez bir unsuru olmuştur.

19. yüzyılda rokoko tezyinatına tuğra bezemelerinde yer verilmiş mi?

18. yüzyıl sonları ve 19. yüzyıllarda ferman ve beratlarda tuğra içleri ve tuğraları da içine alacak şekilde üçgen ya da kubbe oluşturacak biçimde tezhiplenmiş ve aynı zamanda üçgenlerin dışına natüralist tarzda çiçek buketleri de yapılmış, hatta bazı ferman ve beratlarda tezyinat tuğrayı ve tüm boş alanları kapsayacak şekilde tasarlanmıştır. Üçgen ve kubbe formlu tasarımlarda dış çizgi ve cetveller çoğunlukla yaprak ve kıvrık tirfillerden oluşan tığlar ile sonlandırılmıştır.

19. yüzyıl tuğra süslemelerinde, tuğrayı üstten bir üçgen çerçeve ile içine almak ve bu üçgen çerçevenin içini değişik formlu paftalar ile tezyin etmek oldukça yaygındı. Haliç işi bu dönemde de etkisini sürdürmektedir.

Sultan Abdülmecid’den itibaren tuğra süslemelerinde altın ışık oklarının sıkça kullanıldığı görülmektedir. Sultan II. Abdülhamid tuğralı bir beratta metin ve tuğra dışında kalan üst ve sağ boşluğa cetvel çekilmiş ve dış kısmı zer-endûd tarzında, rokoko üslubunda bir kompozisyon ile tezyin edilmiş olup tuğrayı da içine alacak şekilde ışık okları yapılmıştır

Tuğra tezhiplerine dair son olarak neler söylemek istersiniz?

Ferman, berat ve vakfiye gibi belgelerdeki tuğralara uygulanmış olan tezyinatlar yapıldıkları dönemler itibarı ile farklılıklar gösterir ve o dönemlerin tezhip özelliklerini taşır.

Tuğranın tek başına Osmanlı kültür, sanat ve egemenliğini temsil etmesiyle birlikte hat sanatının etkin olduğu ülkeler arasında Türklerin hat sanatına getirdikleri yaratıcılığı temsil etmesi açısından da önemli olduğu söylenebilir.

Tuğraları yalnızca ferman ve beratlarda Osmanlı sultanlarının nişanesi olarak görmek doğru değildir. 19. yüzyıl ortalarında itibaren tuğralar hattat ve müzehhiplerin yazı ve tezhip sanatlarını itinalı ve görkemli bir şekilde uyguladıkları konular olarak da değerlendirilebilirler. Ayet ve hadisler, güzel sözler ve hatta şahıs isimleri tuğra formunda yazılarak, tuğralara geniş bir kullanım alanı sağlanmıştır.

İlginiz için teşekkür ederim.

 

İbrahim Ethem GÖREN

{name}
{content}
+
-
{name}
{content}
+
-

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

SİZİ ARAMAMIZI İSTER MİSİNİZ?

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

SİZİ DİNLİYORUZ

ÖZEL MÜŞTERİ HATTI 444 73 23

BİZ SİZİ ARAYALIM