‘AMEL-İ HAKAN’A KISA BİR NAZAR…

Sedefkâr Şevket Hakan Üç ile gerçekleştirdiğimiz e-mülakatımızın ikinci bölümünün öznesinde sedef sanatının uygulama alanları, usta işi bir sedef eserinin özellikleri ve muhatabımızın Fatih Sultan Mehmed Han türbesinde yaptığı restorasyon çalışmaları yer alıyor.

Sedefte uygulama alanlarınız neler? Kimlerle çalışıyorsunuz?

Ceviz, koyu renkli abanoz, maun, Pelesenk vb. ahşap yapıtların üzerine çeşitli formlarda açılan yuvalar uygulama alanlarıdır. Genellikle Kendi talebelerim ile birlikte çalışıyorum.

Zaman zaman bazı firmaların antika eserlerini restorasyonunu yapıyoruz. Kuyum işi yaparak, ayrıca takılar ve yüzükler tasarlıyoruz. Bu işler özel tasarımlar olduğu için piyasada alıcı bulunuyor. Tabiidir ki tüm dünya pandemi sürecinde olduğundan bu durumdan haliyle ülkemiz de etkileniyor. Bilirsiniz, öncelikler yaşam içinde her zaman değişiklik gösterir. Biz de bu salgın döneminde üretim ve tasarıma yoğunlaşmış durumdayız.

Sivil mimari ve günlük kullanım için neler üretiyorsunuz?

Eser-i İstanbul tarzı, ince işçilik kesimi nedeniyle aynı zaman da kuyum işini de kapsıyor. Bu minvalde tasarımı bize ait özel takı yüzük kolyeler, çeşitli hat ve motif duvar levhaları, sandıklar mücevher kutuları üretiyoruz. Sivil mimari piyayası Pandemi koşulları nedeniyle uzun bir süredir çok durgu…

Maliyet hesapları sanırım…

Evet, bir bakıma öyle İbrahim Ethem Bey. Sedefin maliyetinin yüksek olması Pandemi sürecindeki iş hacmimizi belli bir şekilde etkiliyor.

Sıklıkla kullandığınız motiflerinizi de konuşalım...

Yola, Ustam Hüsamettin Yivlik’in ekolünden devam ettiğimiz için ‘Selçuklu Tarzı’ ve Rumi motifleri genellikle severek çalışıyoruz. Rumi motiflerin kapsamı geniş olduğundan çok kullandığımız motif grubunu oluşturur. Bir başka önemli husus da bu motiflerin oluşum nitelikleri ve içerdiği manalardır. Her biri derin anlamlar taşıyan Rumi motiflerinin arka planı araştırıldığında eskimez zamanların hakikatli sedef ustalarının her motife ayrı bir anlam yükledikleri ve yine her bir ustanın kendine özgü motifsel bir tarzının olduğu ortaya çıkacaktır.

Tarif ettiğiniz hakikatli ustaları anladım!

Var olunuz İbrahim Ethem Bey, Tahmin etmiş olduğunuz üzere Karahisari’den,  Kara memi’den Sedefkâr Mehmet Ağa’dan bahsediyorum.

Eserleriniz sanatseverlerle nasıl buluşuyor? Nerelerde bulunuyor?

Eserlerimiz genellikle sergilerde ve Kültür Bakanlığı Somut Olmayan Kültür Mirası Sanatçısı olduğumuz için çeşitli festivaller ve etkinliklerde sanatseverlerin irfanına arz ediliyor. Buralarda sergiliyoruz. Ayrıca çalışmalarımız özel koleksiyonlarda ve atölyemizde bulunuyor.

Sedef sanatına rağbet nasıl?

Sedef kakma sanatı kaybolmaya yüz tutmuş bir sanat. Sanatımızı Unesco Kültür Mirası’nın içine bu sene dâhil ettirme gayreti içerisindeyiz. Bu sanatı devam ettirmek için kurulan Geleneksel Sanatlar Meslek Liseleri ve Belediye Kursları ve özel kurslarla devam ettirmeye gayret ediyoruz. Erişimi kolay olmayan ve maliyetli bir sanat olduğu için de rağbet çok fazla değil. Ancak Kurslarımıza gelen talebeler ve özellikle gençler evvelemirde meraklı. Ancak ürün çıkarmaya başladıkları zaman merakları daha fazla artıyor. Bir de malzeme temini kolay bir sanat değil. Ustası da az. Dolayısıyla sedef ehli ile çalışılması gerekli bir sanat. Talebe sedef istediğinde sedef, kemik boynuz istediğinde kemik boynuz temin edebilmek çok önemli.

“KEM ÂLÂT İLE KEMÂLÂT OLMAZ.”

Usta işi bir sedef eseri hangi özelliklerdedir?

Bir defa malzemenin kalitesi önemli. Eskiler “kem âlât ile kemâlat olmaz” demişler. Sedef ustası tüm işlerinde kaliteli sedef tercih etmeli ki –işini de güzel yaparsa- ortaya güzel bir eserler çıksın. Osmanlı asırlarında “Arusek” şeklinde adlandırılan sedef en kaliteli sedeftir. Bahsettiğim ürün temin edildikten sonra sırayı desen tasarımı ve akabinde kıl testeresi ile kesim alır. Kesim hatasız olmalıdır. Ahşabın oyulması ve sedefin içine geçirilip alıştırılmak suretiyle kakma işlemi de önemlidir. Bu işlemi uygularken sıkı sıkıya içi içe geçmesi ustalık gerektirir. Eski ustalar kestikleri sedefi ahşaba alıştırırken tahta çekiçler kullanırlarmış.

En son işlem ve ustalık işini gösteren nihayet bölümü Gomalak cila aşamasıdır.

Gomalak cila zahmetli ve dahi elde hazırlanması gerekiyor bildiğim kadarıyla…

Evet. Ne yazık ki günümüzde Gomalak cila kullanan pek fazla sedefkâr kalmamıştır. 40 kat Gomalak cila ile bir işi nihayetlendirmek ustalık gerektirir. İbrahim Ethem Bey, bahsettiğim 40 kat cila kolay bir iş değildir. Sabır ve hassasiyet gerektirir ve dahi zaman alır.

Usta işi ve piyasa işi sedef birbirinden nasıl ayrılır?

Az önce cevap verdiğim bu soruyu da kapsıyor. Piyasa işi sedef, sedefin özelliği ve kakmanın kenar boşluğunun olup olmaması ve cilasının Gomalak olup olmaması ile kendini belli eder.  Şam işi dediğimiz sedef kakmada sıva tekniği vardır. Bu teknik doğru kullanıldığında uzun yıllar kalır. Burada da sedefin kalitesi önem arz eder.  “Çöp sedef” ya da “taş sedef” dediğimiz sedef cinslerinden hangisinin kullanıldığını bilmek gerekir. Sıvamada çöp sedef tozları zamanla macundan sıyrılmaktadır.

Bu bağlamda sizin bir alametifarikanız var mı? Benzer sedef çalışmaları arasında ‘Amel-i Hakan’ nasıl fark edilir?

Fark edilir biiznillah.

Nasıl fark edilir?

Ustamızdan aldığımız icazet olan “kıl testeresi üzerinde 7 yıldızı” yaptığımız işlerin altına gümüş materyal ile imza olarak çakarız. Kıl testeresi motifi üzerine yedi yıldızdan oluşan imzamız bizi tarif eder. Bu da bizi tarif, tavsif ve dahi temsil ettiği için Amel-i Hakan’ın alametifarikasıdır.

Sedef eserleri nasıl muhafaza edilmelidir? Kullanımda nelere dikkat edilmesi gerekir?

Sedef eserler genellikle kakma olduğundan su ile çok temas edilmemesi gereken nadide işlerdir. Çünkü ağaç ve sedef kakma birbirine kakıldığı için ahşap esneme yapar. Bu da sedefin yuvasının bozulmasına neden olur. Sonrasında kullanılan tutkal eğer boncuk tutkalsa patır patır dökülür.

Mesela yakın zaman önce İstanbul’da yerli ve yabancı turistlerin gözdesi olan kadim bir camimizin kapısındaki sedeflerin dökülme nedeni budur. Yoksa kündekâri kapının sedefleri neden dökülsün! Boncuk tutkal ucuz ve kolay ulaşılan bir tutkaldır. Bu vesile ile restorasyon yapanlara da bu bilgiyi vermiş olalım.

Talebe yetiştiriyor musunuz? Sedef sanatına gönül verenleri ustasının yanında hangi süreçler bekliyor?

Evet yetiştiriyorum.  Bu süreç uzun bir süreç aslında ama size kısaca şöyle ifade edeyim... Talebelerimizi öncelikle kitâbî bilgilerle kuşatarak işin uygulama aşamasına geçmeden önce ürün bilgisini ve sanatımızın felsefesini öğretiyoruz. Sanat-tasavvuf ve sanat-sanatçı kavramlarının yanı sıra hammadde, âlet, edevât bilgilerini veriyoruz. Sonrasında kıl testere ve kullanım aşamalarını gösterip “Bismillah Yâ Hakk” diyerek temrin dediğimiz aşamaya geçiyoruz. Temrin aşaması talebenin kesimine göre, gönül yolcuğundaki emek ve çabası ile ahşap kesimini geride bırakıp bu sefer sert malzeme olan pirinç-metal temrinine doğru aşama aşama yol alıyor. İşte bu aşamada gönül yolculuğu şekillenir. Talebenin mizacı ve hâlet-i rûhiyesi, kestiği malzeme ile kurduğu ilişkiyi ve kestiği zamandaki durum ve halini bize gösterir. Bu temrini de geçen talebeler artık sedef kesimine başlar. Her temrin sonunda talebe temrini bitirmek için bir eser çıkartmalıdır. Bu da onun hem hammaddeyi işlemesini hem de işlenmiş malzemeyi başka bir malzeme ile birleştirmesini sağlar. Aynı zamanda bizim de değerlendirmemize imkân tanır. Böyle olunca da bir talebe sedefe geçene kadar en az iki adet iş çıkartmış olur ve motivasyonu da böylelikle artmış olur.

Elinizden sedef eserlerinin restorasyonu da geçiyor. Bu bağlamda yakın zaman önce Fatih Sultan Mehmed Han’ın türbesindeki sedef eserlerini restore ettiniz. Restorasyon öncesinde üzerinde altı asrın yaşanmışlığı bulunan sedef eserlerinin genel durumu nasıldı?

Hüsamettin Yivlik ustam, ben ve talebem Yusuf Bey kardeşim ile birlikte, üç kuşak bir arada çalıştığımız bu restorasyonda biz sedef olarak çalışmadık.

“ŞİFRELERİ ÇÖZEMEZSENİZ BAŞLANGICI BULAMAZSINIZ.”

Fatih Sultan Mehmed Han’ın türbesinin içindeki sanduka kenarları Sultan Abdülmecid Han’a kadar ahşap ve sedef kakmadan yapılmış. Kaynaklar bunu söylüyor. Abdülmecid Han zamanında söz konusu sedef kakmalar söktürülmüş ve sanduka kenar muhafazaları gümüş şebekeli olarak yenilenmiş. Biz türbedeki restorasyonun keşfine gittiğimizde bu şebekeleri ve bu şebekenin birbirine geçme şifrelerini çözmekle uğraştık. Çünkü bu gümüş şebekeli korkulukların şifresini çözemezseniz başlangıcı bulmazsanız, üç bine yakın geçme vidalarını söker, dağıtır ve bir daha da toparlayamazsınız. Tabiidir ki bunun bir şeması yok, biz sökerken markalama yaptık.

Elhamdülillah, biiznillah, ‘Ulu Hakan’ın himmeti ile ve Rabbimizin izniyle şifreleri çözüldükten sonra gümüş şebeke sökümü bir hayli zamanımızı aldı. Sonrasında bu şebekeleri temizledik. Eksiklerini tamamladık ve onarımını yaptık.

Ne kadar sürdü çalışmanız?

Yaklaşık beş ay. Yüz otuz iki gün süren bu aşama bittikten sonra tekrar aynı şifreleme tekniği ile markalama yaptığımız şebekeli gümüş korkulukları tekrar yerlerine monte ettik. Netice itibarıyla da yüz kırk beş günde tamamladık.

Kültür Bakanlığı uhdesindeki İstanbul Türbeler Müze Müdürlüğü’nün kontrolünde yaptığımız bu restorasyon, manevi yönden ‘İstanbul’un Fatihi’ne bir hizmetimiz oldu. Bununla birlikte huzurda edeple çalışmanın manevi hazzını yaşadık.

Fatih Sultan Mehmed Han’ın türbesinin korkulukları yıllardır bakım görmediğinden gümüşlerin üzeri neredeyse siyah bir bağ tabakası ile kaplanmıştı. Şebeke, daha önce şifresi çözülmeden yapılan restorasyonlar nedeniyle oldukça bakımsız durumdaydı. Biz bu işlemi yaparken kimyasal madde ve zımpara kullanmadık. Osmanlı gümüşünde zımpara ve sair kimyasallar kullanılmamalıdır.

‘İstanbul’un Fatihi’nin türbesinde eliniz Osmanlı ustalarının ellerine değdi. Sanatkâr ecdadımızın göz nurlarının bulunduğu eserlere dokunmak, gerekli restorasyonu gerçekleştirerek gelecek asırlara sarkaçlanmasına vesile olmak nasıl bir duygu?

Bu hissiyatla çalıştığımız için manevi sorumluluğu üstümüzde çok büyük bir baskı oluşturdu. Biiznillah himmet ile hizmet ettik. Bunu böyle bilerek çalıştığımız için de çok şükür tamamlama imkânını elde ettik. Gündüzleri bedenen çalıştığımız bu işte, geceleri şifreleme ile ilgili çalıştım. Huzurda çalışmanın manevi hazzı bambaşka… Sorumluluğu ne kadar fazla ise himmete nail olmak ayrı bir lütuf. Gündüz çalışıp gece kaynaklar üzerinde araştırmalar yapmak ve Osmanlıca metinleri günümüz insanının irfanına arz etmek bizler için büyük bir baht oldu. Kendimizi Sultan ile birlikte İstanbul muhasarasındaki yeniçeriler gibi hissettik. İbrahim Ethem Bey bu restorasyonun her günü başlangıcından sonuna kadar hikâye içinde hikâye. Bir başka röportajda daha derine ineriz nasip olursa.

İnşaallah. Elleriniz dert görmesin. Sanatta geride kalan 15 yılın ardından sedef sanatı size neler öğretti?

Günümüzde artık yok denecek kadar az sayıda sanatkâr ile birlikte bu süsleme sanatını devam ettirmekteyiz. Maalesef gelişen teknoloji sedef kakma sanatını da vurdu. Kimyasal sektör ve makineleşme yapay sedef üreterek insanlarımızı işsiz bıraktı. 

Ne üretirseniz üretiniz, sanat adına hiç biri el sanatı değil. Emek harcamadıktan sonra antika özelliği de kazandırmıyor.

SEDEFKÂR ÜÇ: MADDE, MÂNÂDA GİZLİDİR!

Geçen yıllar boyunca sedef kakma sanatı bizlere çok şey öğretti. En önemlisi maddenin mânâda gizli olduğunu öğrendim. Sözden öte bunu bizzat yaşadım. Bu benim bir yolculuğum. Gördüğüm rüyadaki emir bizi buralara getirdi.

“BİZİM OLAN BİR ŞEY YOK!”

Aldığımız nefesi bile geri veriyoruz. Bizim olan hiçbir şey yok. Sedefkâr Mehmet Ağa’nın bir sözü ile bu bahsi tamamlamak isterim.

Buyurunuz lütfen…

Sedefkâr Mehmet Ağa ’”Sedef, azla yetinen olmayınca, içi inci ile dolmaz”  der. Bu söz, bir nevi ‘Kanaat bitip tükenmez bir hazinedir” mealindeki hadis-i nebevîyi şerh etmektedir.

Sizin ilave etmek istediğiniz hususlar nelerdir?

Öncelikle sizi -ne yazık ki- kaybolmaya yüz tutmuş sanatlarımızdan biri olan sedef kakma sanatına verdiğiniz önem ve destekten dolayı takdir ediyorum. Çünkü bu sanatlar aynı zamanda manevi bir hizmettir. Sizler de böylelikle sanatımıza ve bizlere kaleminizle hizmet ediyorsunuz.

Son olarak 15 yıllık sanat hayatımda şunu müşahede ettim. Bir medeniyetin yaşaması için milli hafıza ve şuur ile kültürün nesillere aktarılabilmesi gerekir. Bunun için de kültürü bir mühür gibi eserlere işlemektir sanat. Sanat bu fani âlemde bir kimlik edinmektir. Tarihin tozlu sayfalarına iz bırakmaktır. Zamana karşı –biiznillah- bir galibiyet isteğidir.

Ve sanat güzeli putlaştırmadan dondurabilmektir. Sedefkâr Mehmet Ağa’nın ağaçları sedefle süslemesi ve taşların diliyle Sultanahmet Camii’ne edilen bir şükürdür. Rabbim bizleri şükrü daim olanlardan eylesin.

Âmin. Teşekkür ediyorum.

Ben de teşekkür ediyorum İbrahim Ethem Bey. Sağlıcakla kalınız.

 

İbrahim Ethem Gören/10.05.2021

{name}
{content}
+
-
{name}
{content}
+
-

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

SİZİ ARAMAMIZI İSTER MİSİNİZ?

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.

SİTE HARİTASI

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

BİZ SİZİ ARAYALIM

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.