BİR ESER, BİR ÜSTAD

BİR ESER, BİR ÜSTAD

Ümmet-i Muhammed’in gönlüne işlemiş Peygamber (sav) sevgisi vardır. Müslümanlar, Allah’ı ve Resulünü cânından, cânânından daha çok sever ve Ahzab Suresi’nin 71’inci âyet-i celilesinde ifadesini bulduğu üzere itaat eder. “Ve men yutıillâhe ve resûlehu fe kad fâze fevzen azima / Ve kim Allah’a ve Resûlüne itâat ederse, o takdirde gerçekten büyük bir kurtuluşa ermiş olur.”

Gönlü Habib-i Kibriya Efendimize muhabbetle dolup taşan müminler, Allah’ın resulünü içten gelen bir iştiyakla sever. Sever ve hâl lisanlarıyla “Anam babam sana feda olsun Ya Nebiyyallah!” der.

Ümmet-i Muhammed’in tüm fertleri Muhammed Aleyhisselâm’ı analarından, babalarından, evlatlarından daha fazla sever. Çünkü onlar, “Hiçbiriniz beni anasından, babasından, çoluk çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe tam iman etmiş olmaz.” hadisine gönülden bağlanmıştır.

 

SANATKÂRLAR ESERLERİNDE RESULULLAH SEVGİSİNİ MÜTEMADİYEN İŞLEMİŞTİR

İslâm ümmetinin sanatkârları hemen her vesileyle Peygamber Efendimiz’e (sav) yönelik muhabbetlerine eserlerinde yer vermektedir. Bu sevgiyi hattatlar hilye-i şerifelerde, ebrucular gül ebrularında dile getirir. Çinicilerin sevgi çiçekleri gönül ocaklarında pişer. Tezhipçiler Muhammed (sav) ism-i şerifinin etrafını süslerken kirpikleri gözyaşlarıyla ağırlaşır. Minyatürcüler yeşil kubbeyi çalışırken Osmanlı asırlarına, Şair Padişah I. Ahmed zamanına gider. Biz de böyle bir girişten sonra sözü ‘Şair Padişah’a getirmiş olalım.

Sultan I. Ahmed güçlü bir şairdir. Şiirlerinde Bahtî mahlasını kullanır. Bahtî de kendinden önceki padişahlar gibi Sevgili Peygamberimiz’e (sav) en kalbî duygularla bağlıdır. 14’üncü Osmanlı Sultanı, Harem bölgesine ayrı bir muhabbet hissi duymaktadır. Sultan I. Ahmed tahta çıkıncaya kadar her yıl Zilhicce ayının 10’uncu gününde değiştirilen Beytullah’ın örtüsü Mısır’dan gönderilmekteydi. Onun padişahlığıyla birlikte ipek iplerden, sırma kumaşlardan dokunan Kâbe örtüsü İstanbul’dan gitmeye başlamıştır.

Sultan I. Ahmed bir yandan yiğit bir komutan, diğer yandan da alperen bir derviştir. Türk cihan hâkimiyeti tarihine Estergon Kalesi’ni kazandıran Osmanlı Sultanı, fırsat buldukça Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri’nin sohbetlerine katılarak manevi gelişimini aksatmaz. Sultanahmet Camii’nin banisidir. Tüm Osmanlı padişahları gibi oldukça iyi bir tahsil gören I. Ahmet, ilim ve irfan sahibi bir zattır. Bahtî mahlasıyla yazdığı şiirlerinden oluşan divanı edebiyat ve sanat sevdalılarının malumudur.

Şair Padişah Bahtî'nin divanında Allah ve peygamber sevgisi göze çarpar. Öznesinde Resulullah (sav) aşkı, “Kadem-i Şerîf” bulunan meşhur na’tı dilden dile gönülden gönle aktarılarak zamanımıza kadar gelmiştir. Bahtî’nin, kendisinden asırlar sonrasına sarkaçlanan söz konusu meşhur na’tını bilirsiniz:

N’ola tâcım gibi başımda götürsem dâim

Kadem-i pâkini ol Hazret-i Şâh-i Rusûlün

Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sahibidir

Bahtîyâ durma yüzün sür kademine o gülün.

Sultan I. Ahmed’in şüphesiz pek çok nat’ı bulunmaktadır. Bunlardan birini, Osmanlı hat sanatı tarihine ismini altın harflerle yazdıran Yesârî Mehmed Es’ad Efendi talik hatla kaleme almıştır. Metin şöyledir:

İftirâkınla Efendim bende tâkat kalmadı,

Yah-pâre oldu bu dil aşkda mahabbet kalmadı,

Şol kadar ağlatdı ben bîçâreyi hükm-i kazâ,

Giryeden hîç hazret-i Ya'kûb'a nevbet kalmadı.

Güçlü bir şiir kumaşına sahip padişahın Sevgili Peygamberimize müteveccih sevgisini ifade eden arz ettiğimiz kıt’ası Osmanlı hat sanatında talik yazıda ekol olan Yesârî Mehmed Es’ad Efendi (v. 1798) tarafından talik hat ile mâil kıt’a olarak yazılmıştır. Oldukça mahir bir tezhip sanatkârının eliyle tezyin edilen eserin serlevhasında “Merhûm Cennetmekân Sultan Ahmed Efendimiz hazretlerinin hasb-i halleridir.” ibaresi yer almaktadır.

 

“AYRILIĞIN YÜZÜNDEN BENDE ZERRE KADAR TAKAT KALMADI.”

“Efendim! Ayrılığın yüzünden bende zerre kadar güç ve takat kalmadı. Gönül, onca aşk ateşiyle bir buz parçası kesildi de (eyvah) aşktaki sevgi eriyip gitti. Alın yazım, zavallı beni öylesine ağlattı ki akıttığım gözyaşlarından dolayı Yusuf'u için ağlayan Hz. Yakub, gözlerinden elemini ve hasretini akıtmaya bir türlü fırsat bulamadı.” manasını havi levhanın alt kısmında “El-abdu’l-fakîr Mehmed Es’ad el-Yesârî ğafarallahu zunûbehû ve setera ‘uyûbehû” ketebesi yer almaktadır.

Kültür ve sanat çalışmalarıyla son yıllarda adından sıkça söz ettiren Zeytinburnu Belediyesi, Osmanlı’nın ekol sahibi hattatlarından Mehmed Es’ad Yesârî’nin eserinin tıpkıbasımını prestij kitap ve hat grafiği uzmanı Yüksel Yücel’e yaptırarak sanatseverlerin irfanına arz etti.

Yazdığı hurufat adedince Allah’tan rahmet niyazında bulunduğumuz Yesâri Mehmed Es’ad Efendi için birkaç paragraf açmakta fayda mülahaza ediyoruz.

XVIII. asrın en önemli talik ustaları arasında yer alan Hattat Mehmed Es’ad Yesârî’nin tercüme-i halini İbnü’l-Emin Mahmud Kemal İnal’dan ve Doç. Dr. Süleyman Berk’ten istifadeyle şöylece özetlemek mümkün:

Kara Mahmud Ağa isimli bir zâtın oğlu olan hattat İstanbul’da dünyaya gelmiştir.  Mehmed Es’ad, vücudunun sağ tarafı tamamen felçli olarak doğmuştur. Bu sebeple sağ tarafını hiç kullanamamış ve yazıyı sol eliyle yazmıştır. Kendisine bu sebeple “Yesâri” lâkabı verilmiştir.

 

“BU ÇOCUKTA İSTİDAT GÖZÜKMÜYOR!”

Devrin önemli talik hattatı Şeyhülislâm Veliyyüddin Efendi’den yazı dersi almak istediyse de Veliyüddin Efendi çocuğun haline bakıp “Bu çocukta istidat gözükmüyor!” diyerek genç hattat adayının talebini reddetmiş, muhatabımız daha sonra Hattat Seyyid Mehmed Dedezâde’den yazı dersi almak istemiştir. Derviş tabiatlı olup kimseyi incitmeyi sevmeyen Hattat Dedezâde, istemeyerek de olsa Mehmed Es’ad Yesarî'ye bir meşk verip “Oğlum işte buna benzet, getir.” dediği rivayet edilir.

Mehmed Es’ad Efendi, hocasının verdiği meşk üzerinde iki ay çalışır ve akabinde birtakım yazılarla hocasının yanına döner. Yazıları gören hocası Dedezâde, Yesârî’nin kopya çektiğini düşünür ve gözünün önünde bir kere daha yazmasını ister. Es’ad Efendi eli titreyerek hocasının yanında yazıları tekrar yazar. Bunun üzerine Hocası “Oğlum bu sana Allah’ın bir hediyesidir, çalışırsan bu yazıyı kısa zamanda başarırsın.” diyerek ona yeni dersler verir.

Kısa sürede icâzet alacak seviyeye gelen Yesârî Mehmed Es’ad Efendi’nin icâzetnâme merasimine devrin ünlü hattatları da katılır. Bunlar arasında, Es’ad Yesârî’ye yazı dersi vermeyi kabul etmeyen Şeyhülislâm Veliyyüddin Efendi de bulmaktadır. Veliyyüddin Efendi’nin, Es’ad Efendi’nin yazılarını görünce “Bu çocuğun hocası olmak şerefi bana ait olacaktı, ama bilemedim.” diyerek yakındığı rivâyet edilir.

 

“CENAB-I HAKK BU ZATI BİZİM KİBRİMİZİ KIRMAK İÇİN GÖNDERMİŞ.”

Yazı meşk ettiği dönemde medrese tahsilini de tamamlayan Mehmed Yesârî, bir süre kadılık görevinde bulunmuştur.

“Asrın İmâd’ı” unvanıyla anılan Veliyyüddin Efendi bir keresinde “Cenâb-ı Hakk bu zâtı bizim kibrimizi kırmak için göndermiş.” diyerek onun ne kadar güçlü bir hattat olduğunu ifade etmiştir.

Hattat Yesâri Mehmed Es’ad Efendi’nin tarihe bıraktığı eşsiz eserler arasında sayısız kitâbe, kıt’a, murakkaa ve meşkler bulunmaktadır.

 

DERS GÜNLERİ EVİNİN ÖNÜNDE YAZI PAZARI KURULURDU

Hattat Kıbrısîzâde İsmail Hakkı Efendi, ders günleri Yesârî’nin evinin önünde âdeta yazı pazarı kurulduğunu söylemiştir. Onun bu dünyaya bıraktığı en önemli eser şüphesiz yine kendisi gibi büyük talik hattatı olan oğlu Yesarîzâde Mustafa İzzet Efendi’dir. Yesârî’nin hat sanatındaki yeri, Osmanlı talik ekolünün zeminini hazırlamasıyla ilgilidir.

11 Recep 1213/19 Aralık 1798 vefat eden Yesârî Mehmed Es’ad Efendi’nin kabri Fâtih Türbesi Hazîresi’nde bulunmaktadır.

 

DOÇ. DR. SÜLEYMAN BERK: OSMANLI TALİK YAZISI ONUN ESERLERİYLE YENİ BİR ÜSLUP KAZANMIŞTIR

Hattat Doç. Dr. Berk, Mehmet Es’ad Yesari’nin hat sanatımız için ifade ettiği kıymeti şu cümlelerle ifade ediyor:

Kaynaklarımızda bahsedildiği gibi ancak sol eliyle yazabilecek bir durumda; bu hâliyle büyük bir istidat taşıyor. Kendisini kabul edecek hoca bulmakta zorlansa da kendisini kabul eden hocası sayesinde kabiliyeti inkişâf etmiş ve bugün gıpta ile temâşâ ettiğimiz eserleri vermiştir. Osmanlı yazı sanatımızda talik yazı, onun ve talebesi ve oğlu Yesârîzâde sayesinde bir yer bulmuş ve yeni bir üslûp kazanmıştır. Hele oğlunun kitâbe tarzı mermere mehkûk eserlerine İstanbul’umuzun her yerinde rastlamak mümkündür.

Çok sayıda orijinal hat levhasından müteşekkil nadide bir koleksiyona sahip olan Yalova Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Süleyman Berk’in tıpkıbasım levhalarla ilgili kanaatleriyle yazımızı nihayete erdirelim:

Hat sanatı öğretiminin iki yönü bulunmaktadır. İlki bir üstaddan yazı meşki almaktır. Müfredat ve mürekkebât denilen safhaları geçmektir. Bunun kadar diğer önemli bir safha ise eski üstadların önemli eserlerinin tetkik edilmesi üzerinde mütalaada bulunmaktır.

Bu sebeple önemli hattatların ekol olmuş yazılarını nazarlara sunmak önemlidir. Meraklısı ve yazı çalışan insanlar bu suretle önemli yazılara muttali olma ve mütalaa etme şansı yakalarlar.

Bir diğer husus da bu tür önemli eserlerimizin yaygınlaşması, evlere, işyerlerine girmesi sağlanarak sanat zevki yaygınlaşmış olmaktadır.

İnsanlar, imkânları varsa evlerine, işyerlerine bu eserlerin asıllarını alarak asmaları en doğru olanıdır. Böylece sanat ve sanatkâr da desteklenmiş olur ama eğer bu mümkün değilse bu tür lüks baskılarla bu ihtiyaç giderilebilir. Bu bakımdan tıpkıbasımı çok önemsiyorum.

 

İbrahim Ethem Gören

{name}
{content}
+
-
{name}
{content}
+
-

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

SİZİ ARAMAMIZI İSTER MİSİNİZ?

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

SİZİ DİNLİYORUZ

ÖZEL MÜŞTERİ HATTI 444 73 23

BİZ SİZİ ARAYALIM