BÜŞRA SAYİ İLE EBRUDAN AÇILMIŞ BİR SOHBET

BÜŞRA SAYİ İLE EBRUDAN AÇILMIŞ BİR SOHBET

Büşra Sayi gönlünü ebrunun güzelliklerine kaptırmış bir üniversite öğrencisi. Ebru teknesinde sanat ve estetik güzelliklere dair yolculuğu devam etmekte olan Büşra Sayi için ‘istikbal vadeden yetenekli bir ebru öğrencisi’ ifadesini kullanmamız vakıa mutabık olacaktır. Kalite kendini reklam etmez, ediyorsa zaten kalite değildir. Ama birilerinin de çıkıp güzel işler, çalışmalar, bir adım öte eserler ortaya koyan sanatkârların/sanatkâr adaylarının marifetlerine iltifat etmeli.

Büşra Hanımın hatip ve çiçek ebrularını, kadim dostum, Bursa Şabaniye Geleneksel Sanatlar ve Kültür Derneği Başkanı Hattat Mahmut Şahin Hocamızın evinde gördüm. Ve böylelikle okumakta olduğunuz röportaj ortaya çıktı.

Günümüz ebru sanatının duayenlerinden Alparslan Babaoğlu Üstadın talebesi Büşra Sayi ile ebru sanatı üzerine hasbihal ettik.

Büşra Hanım sizi tanıyabilir miyiz?
Tabii ki. Öncelikle bu güzel sohbet için teşekkür ediyorum. Aslen memleketim Van olmakla birlikte 1997 yılında İzmir’de doğdum. Lakin 2000 yılından itibaren Bursa’da ikamet etmekteyim. İlk ve ortaöğrenimimi Bursa’da tamamladım. Ardından 2010 yılında Bursa İpekçilik Anadolu İmam Hatip Lisesi’ni kazandım. Ve böylelikle Geleneksel Türk İslâm sanatlarımız ile tanışmama da burası vesile oldu. Şu an ise 2015 yılında lisans eğitimime başladığım Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde öğrenimimi sürdürmekteyim. 2017 yılında kazandığım Bursa Büyükşehir Orkestrası Türk Sanat Müziği Bölümü Konservatuarı'nda da eğitimimi devam ettirmekteyim.

Az önce geleneksel Türk İslâm sanatlarıyla ünsiyetinizin nasıl başladığına değindiniz. Sözü biraz daha açalım...
İlk olarak şöyle söyleyebilirim: Öğrenim gördüğüm İpekçilik İ.H.L. bana çok güzel kapılar araladı ve çok değerli hocalarımızla yollarımızın kesişmesine vesile oldu. Lise 1’de iken 2012 yılında hüsn-i hat ve ney sazı meşk etmeye başladım. Çok kıymetli ve sayılı neyzenlerden olan M. Zinnur Kanık hocam U.Ü. İlahiyat Fakültesi'nde Türk Din Musikisi alanındaki akademisyenliğinin yanı sıra her hafta okulumuza gelip bizlere değerli vaktini ayırırdı. Onun gibi kıymetli bir hocamızdan ney sazını sağlam bir şekilde öğrenmemin yanı sıra birçok güzel şey de öğrendim. Adeta bir derya gibidir kendileri, her alanda güzel tavsiyeleriyle, yönlendirmeleriyle güzel bir düşünce yapısına sahip olmama vesile oldu diyebilirim.

Aynı zamanda o yıl hüsn-i hat sanatında da meşk etmeye başladım. İlk 3 yıl okulda devam edip 4. yılda da Hattat Mahmut Şahin hocamdan hat meşklerime devam ettim. İlk 3 yıl okulumuza gelen hocalarım hakkında biraz bahsetmek istiyorum.

Tabii ki, buyurunuz Büşra Hanım.
Hepsi de çok kıymetli hocalarımız. Fisebilillah, hiçbir maddi beklenti olmadan sırf hüsn-i hattın gelecek nesillere aktarılması yolunda çaba harcamaya gayret ediyorlar.

İlk yıl Hüseyin Avni Kabaçalı, ikinci yıl Demirali Kurtulmuş, üçüncü yıl ise Feride Ateştepe Altun ve Nurşen Karahasanoğlu hocalarımız hat dersi için okulumuza geldiler. Hepsinden çok kıymetli bilgiler öğrendim. Allah hepsinden razı olsun.

Lise sonda iken de Bab-ı Nun Geleneksel Sanatlar ve Kültür Derneği’nde Hattat Mahmut Şahin hocamızla kaldığımız yerden meşklere devam etmeye başladım.

Bilhassa Hüsn-i Hat konusunda Mahmut Şahin hocamızın çok büyük emekleri var. Yıllarca Anadolu’nun birçok yerinde halis niyetlerle, fisebilillah dersler verdi ve vermeye devam ediyor. Hocamızın şiar edindiği ve dilinden düşürmediği, beni en çok etkileyen cümlesi şudur: ‘‘Malın zekâtı kırkta bir, ilmin zekâtı ise yüzde yüz. Talebe hocayı geçecek ki bu sanat ilerleme göstersin.’’ Nefsini aradan çıkarıp şan ve şöhreti düşünmeyen, sırf Allah rızası için gayret sarf eden üstatlarımız var. Bu durum karşısında kendimde büyük sorumluluk hissediyorum. Allah bütün hocalarımıza layık birer talebe olmayı nasip eylesin. Ayrıca son zamanlarda hocamla planladığımız Yunus Emre Hz.’nin beyitlerinden oluşan bir sergi projemiz var. Hüsn-i hat yazıları hocama, hatip ebruları ise naçizane şahsıma ait. En kısa zamanda sergimizi gerçekleştirme niyetindeyiz.

Bahsettiğiniz ebruları Mahmut Şahin Hocamızın Küçükköy'deki evinde gördüm. Elleriniz dert görmesin... Buradan, ebru serencamınıza geçelim dilersiniz.
Tabii ki, gelelim ebru serencamıma... 2013 yılında, yani ben lise ikinci sınıftayken bir gençlik derneğinde bir arkadaşımın vasıtası ile ebru derslerine başladım, fakat geleneğin ne kadar mühim bir şey olduğunu az önce isimlerini arz ettiğim hocalarımızın talebesi olduğumda idrak etmeye başlamıştım. O boşluğu zamanla hissediyordum. Başladığım ebru kursunun 3 yıl kadar sadece teknik yönünden bir katkısı olsa da yaptığı eserlerde teknikten de ötesini yansıtan Alparslan Babaoğlu hocamı o yıllarda tanımaya başlamıştım. Ve hocamıza talebe olma arzusu içimde yeşermeye başlamış, uzaktan uzağa hocamıza karşı içimde bir muhabbet oluşmuştu. Lise son sınıfta, üniversite sınavına hazırlandığım sene hayalim İstanbul’da okuyup hocamızla ebru meşk etmek idi, lakin nasip Bursa’da imiş. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazanınca Doç. Dr. Hicabi Gülgen ile 3 yıl çalışmalarıma devam ettim.

Hicabi Bey de neler gördünüz?
Türk İslâm Sanat Tarihi alanında akademisyenliğine devam eden hocamız da ebrunun yanında İslâm sanatlarına dair bakış açımızı şekillendirecek güzel düşünceler kattı, güzel ufuklara kapı araladı, sağ olsun.

Şu an ise çalışmalarımı Ebrucu Alparslan Babaoğlu ile devam ettirmekteyim. Yıllarca süren bekleyişin ardından hocamıza talebe olmak nasip oldu, elhamdülillah. Yakın zamanda da evime oluşturduğum küçük bir atölyemde ebru çalışmalarımı sürdürüyorum. Alparslan hocam ile şu an meşk usulü olarak derslerimize devam ediyorum.

Geleneksel Türk İslâm sanatlarıyla ünsiyetim, bahsettiğim gibi birçok kıymetli hocalarımız ile çalışma imkânımın doğması ile başladı. Şu an bu çalışmalarım 6-7 yıllık bir süreci kapsamaktadır.


EBRU, SIRLARIN GİZLENDİĞİ BİR DÜNYA...

Ebruda ne/neler arıyorsunuz?

Ebru sanatı sanki Hikmet-i İlahi’nin sırlarının gizlendiği bambaşka bir dünya. Ebru teknemin başında iken vaktimin nasıl geçtiğini anlamıyorum. Beni kendine çeken bu iştiyakın zamanla daha da arttığını hissediyorum. Sır-ı İlahi’nin tecellileri gözlerinizin önünde adeta hâreleniyor.


EBRUDA BENLİĞİMİ ARIYORUM

Bu, cevap verilmesi oldukça zor bir soru. Belki de bozulmaya yüz tutmuş bu çağda kendi benliğimi arıyorumdur.

Bildiğim kadarıyla Bursa’dan İstanbul’a giderek Alparslan Babaoğlu Hoca'dan ebru meşk ediyorsunuz.  Ebruda sizi yollara düşüren hikmete dair neler söylemek istersiniz?

‘Allah güzeldir ve güzeli sever’ Hadis-i Şerif’inin sırrınca güzel olan şeylere kendimi bildim bileli merakım sürekli arttı ve bu hususta bilhassa seçici olmamız gerektiğinin de düşüncesindeyim. Çoğu sanatımızda maalesef ki bir yozlaşma var. Batı sanatı normlarınca icra edildikçe bizden olan kökler dejenere oluyor. Seçici olmanın gerekliliği yanı sıra bir bilinç ve şuurla iştigal ettiği sanatta duayen olan Alparslan Babaoğlu hocamız, gerek sanatıyla, gerekse tevazu ve ahlâkıyla çok güzel bir örnek teşkil ediyor. Onun gibi değerli bir hocamıza talebe olmak ise benim için bir gurur kaynağıdır. Bundan sebeptir ki beni bu yollara düşüren hikmeti açıklarken kelimeler bazen kifayetsiz kalıyor. Bursa’dan İstanbul’a ne uğruna gittiğimi bilmek o yollardaki zorluğu ortadan kaldırıyor, severek gitmeme vesile oluyor.


SON YILLARDA BURSA'DA EBRU SANATI RAĞBET GÖRMEYE BAŞLADI

Bursa’da ebruluğumuza yönelik neler yapılıyor?

Bursa’da ebru sanatı son yıllarda önemli ölçüde rağbet görmeye başladı. Bilhassa Bab-ı Nun Geleneksel Sanatlar Derneği’mizde ebru sanatının yanında hüsn-i hat, tezhip ve musiki dersleri de veriliyor.

Irgandı Köprüsü’nde de klasik sanatlarımıza dair ciddi manada çalışmalar yapılıyor.

Lakin genel çerçevede Bursa'da ebru sanatımızdaki çalışmalara eleştirel bir gözle bakacak olursak bu sanatı icra ederken aynı zamanda köklü bir medeniyetimizin de idame edildiği\edilmesi gerektiği düşüncesini benimseyen sanatçıları görmek maalesef zorlaştı. Ayrıca bu sanatlarımızın hobi mantığı ile icra edilmesini de hiç tasvip etmiyorum. Zira hobi kelimesini, insanın boş vakitlerini değerlendirmesi için yaptığı etkinlikler diye tanımlarız. Zinnur Kanık hocamın bana söylediği çok güzel bir öğüdü vardı ve bu sözünü kendime her zaman şiar edinmişimdir.

Nedir o söz?
‘Hangi işle, sanatla iştigal ediyorsan onu bir meşgale olarak gör ve hakkını vererek icra et. Ney üflerken her bir perdenin hakkını ver, usul vuruyorsan da yarım vuruşluk es bile kaçırma’ demişti. Nitekim nice üstatlarımız bu düşünce ile Kutbü’n-Nayi Niyazi Sayın olmuş, Necdet Yaşar olmuş, Sami Efendi olmuş, Necmeddin Okyay, Mustafa Düzgünman, Alparslan Babaoğlu olmuş ve daha niceleri… Hiçbir üstadımız sanmıyorum ki bu sanatları hobi olarak görmüş olsun… Hepsi de bu sanatlar ile iştigal ederken hakkını vererek icra etmişler. İlk olarak bu algıyı oturtmamız gerekiyor. Yani uğraştığımız sanatlarımızla elimizden geldiğince en kâmil seviyede iştigal etmemiz lazım geliyor. Maalesef Bursa’da da böyle bir furya var. Bilhassa genç nesilde bu durum fazlaca görülmekte. Ebru meşk eden bir talebenin Necmeddin Okyay, Mustafa Düzgünman gibi üstatlarımızdan bîhaber olması, ebruya yükledikleri manalardan uzak kalmaları maalesef çok acı bir durum. Zinnur hocam 6 sene evvel hiç unutmam, ney dersimizi yaptığımız ilk gün daha neyimizi elimize almadan verdiği ödev Niyazi Sayın hocamızın hayatını öğrenip icra ettiği kayıtları dinlemek idi. Manevi köklerinden kopuk olarak icra edilen sanat maalesef zahirden öteye geçemiyor ve bizde olan o ruhu yansıtamıyor.

Bursa’da da inşallah bu zihniyetteki ebrucuların ve sanatkârların çoğalması ümidindeyim.


EBRU, HERHANGİ BİR SANAT DEĞİLDİR; İSLÂM SANATIDIR

İnşallah. Ebru sizce ne için yapılır/yapmalıdır?


Ebru öncelikle her şeyden evvel bir sanattır. Lakin her hangi bir sanat değil, bir İslâm sanatıdır. Bu da diğer bütün sanatlardan ve sanat felsefelerinden kendisini tamamen ayırıyor. Hocamdan edindiğim bilgiler ışığında ebru sanatı, başlangıçta üzerine yazı yazmak amacıyla yapılmışsa da daha sonraları, önce cilt kapaklarında cilt bezi yerine ya da yan kâğıdı olarak ve murakka albümlerinde kullanılmış, geçtiğimiz yüzyılda da levha pervazlarını süslemeye başlamıştır. Velhasıl ebru, tezhip ve ciltçilik gibi sanatlarımız, İslâm medeniyetimizde Kur’an-ı Kerim hattını tezyin etmek için kullanılagelmiş ve bu çerçevede gelişme göstermiştir. Hal böyle olunca diğer bütün sanat felsefelerinden tabii olarak ayrılıyor. Şimdi ebru ne için yapılmalıdır sorusunun cevabına gelecek olursak...

Buyurunuz...

İlk olarak zannımca ebru sanatına hangi pencereden bakacağımızı netleştirmemiz gerek. Ölçütümüz ne olacak? Gayemiz bir İslâm sanatı olan ebru sanatını mı icra etmek? Öyle ise az evvel bahsettiklerim mevzu bahis olmalı. Fakat öte yandan bir kişi İslâm sanatı icra etmenin gayesinde değilse, ebruda üç boyutu yansıtayım, tabiattaki çiçeklerin aynısını yapayım vs. diyorsa bu, hocamın tabiri ile çiçek ressamlığından öteye geçmez.


GELENEĞİMİZDE ÇİÇEKLİ EBRULAR ÜSLUPLAŞTIRILARAK MEŞK EDİLMİŞTİR

Yapılan eser ebru tekniği ile yapılmıştır, lakin Geleneksel Türk Ebrusu değildir. Ebru tekniği kullanılarak yapılmış bir çiçek resmidir\natürmorttur. Bizim geleneğimizde çiçekli ebrular üsluplaştırılarak, yani stilize edilerek meşk edilmiştir. Hocamdan ben böyle gördüm. ‘Duvara asmak için ebru yapmayız, beğendiklerimizden hoşumuza gidenleri asarız.’ der. İsimlendirme doğru olmazsa gerçek ebrumuz da kaybolmaya yüz tutacaktır. Hocamızın bütün gayesi budur. Ebru sanatındaki tekâmülü batı sanatları normlarına göre icra etmekte aramamak lazım. Özümüzden koptukça kendimizden de uzaklaşıyoruz maalesef.


EBRU AMAÇ DEĞİL; ARAÇTIR…

Hulasa, lafı fazla uzatmadan şunu söylemek isterim ki; bütün bu anlattıklarımın ışığında bir İslâm sanatı olan ebru, diğer sanatlarımız gibi Allah’ın rızasını elde etmek için yapılır ve yapılmalıdır. Bu sanat, amaç olarak değil bir araç olarak görülmelidir. Bunun bilincinde olan Müslüman Sanatçının her zaman bu gaye ile sanatını icra etmesi gerekir.

Ebru sanatının tevazu ile irtibatı var; yahut olmalıdır. Bu husustaki düşüncelerinizi öğrenmek isterim.

Alparslan Babaoğlu hocam bir konuşmasında şöyle diyor: "Ben boyalarımı usulüne göre hazırlarım. Hangi boyaya kaç damla öd koyacağım, ne kadar su koyacağım, hangi boyayı önce atacağım, hangi boyayı sonra atacağım, hangi boyayı kalın fırça ile hangi boyayı ince fırça ile serpeceğim? Bunlara hep ben karar veririm. Sıktığımda ne kadar boya bırakacağıma da ben karar veririm. Ama fırçayı elime alıp da sol elimin parmağına fırçamı vurduğum andan itibaren hangi damlanın nereye düşeceğine ben karar veremem. Oraya kadar benim cüz’i irademle yaptığım şeyler... Bundan sonrasına külli irade karar veriyor diye ebru, bu bahis anlatılırken tasavvufta hep örnek olarak gösterilen bir sanattır. Gerçekten de hangi damlanın nereye düşeceğine siz karar veremezsiniz.’

Açıkçası hocam bu durumu her yönü itibariyle özetlemiş. İnsan bu denilenleri zamanla idrak ediyor. Ebruya ilk başladığım zamanları hatırlıyorum, şu anki hissettiğim hissiyattan çok farklı. Ne zaman ebru yapmak için teknenin başına geçsem halen birtakım endişeleri de taşıyorum. Acaba boyaları, kitreyi istediğim gibi ayarlayabilecek miyim, boyalar su üzerinde istediğim gibi açılacak mı, kâğıtta akma yapacak mı diye… Sonra kendi naçizane tecrübelerimle ayar yapmaya koyuluyorum. Ama ben ne yaparsam yapayım, hocamın dediği gibi, kendimden ne kadar da emin olsam, hangi boyaya ne kadar su, öd atacağıma karar versem de o boya suya düşünce gerisine hiçbir müdahalem olamıyor, külli irade tecelli ediyor.


EBRUYA DOĞRU BAKILDIĞINDA NEFİS TERBİYESİNE KAPI ARALAR

Hal böyle iken ebru sanatının tevazu ile bir irtibatı nasıl olmasın? En başta bu hal benliği ortadan kaldırıyor. Ebru sanatına bu gözle bakıldığında bir nefis terbiyesine de kapı aralıyor. Fakat kişi ‘ben yaptım’ dediği anda yıkılıyor. Hele ki çevrede itibar görüp de insan şöhretin kucağına düşünce, kendini o girdaba kaptırınca benliğin pençesinden kurtulması da bir o kadar güçleşiyor. Buna mukabil bu sanatı icra ederken bendendir demek kişiyi hâşâ şirke sokar. Tamamen benden değildir demek de Allah’ın lütfu olan bu güzellikleri inkâra götürür. Müslüman bir sanatçının tevazu sahibi bir şekilde iştigal ettiği sanatta tüm benliğini aradan çıkarması, lakin kendisine bahşedilen bu güzelliğe de şükretmesi, yani ümit ve recâ arasında icra etmesi gerektiği düşüncesindeyim.

Alparslan Babaoğlu’nun ebru talebesi olmak nasıl bir keyfiyet?

Bu hususta hissettiklerimi kelimelere dökmek benim için biraz zor olacak. Zira yıllarca kıymetli hocamızın talebesi olmayı arzuladıktan sonra Allah bana bu lütfu bahşetti. Bu süreçte her ne kadar Alparslan hocamla yakinen hoca-talebe ilişkisi içerisinde olamasak da uzaktan uzağa o muhabbeti ben kendimde ziyadesiyle hissettim. Şu anda birebir çalışmanın mutluluğunu kelimelerle anlatamıyorum. Mevla’m kendisine layık birer talebe olmayı nasip eylesin, çizgisinden ayırmasın inşallah.


ALPARSLAN BABAOĞLU, USTALIĞININ YANINDA TEVAZUUYLA DA ÖRNEK BİR ŞAHSİYET

Hocanızdan ebrunun dışında ne/neler öğreniyorsunuz?


Hocamıza bakınca beni en çok etkileyen özelliği kendisinin ebru alanında bir virtüöz olmasının yanında kendisinde en ufak bir kibrini görmeyişim ve bilgisiyle karşısındaki insanı hiçbir şekilde ezmemesidir. Adeta tevazuuyla, bilgisini, tecrübelerini en ince ayrıntısına kadar -sosyal medya da buna dahil olmak üzere- herkesle paylaşmasıdır. ‘Bu ilim benim üstümde ise ve Allah bana bahşetti ise bunu diğer insanlara aktarmam benim boynumun borcudur.’ düşüncesinin hâkim oluşudur. Malum şu anda sair alanlarda kendisini usta diye nitelendiren insanların en ufak püf noktalarını saklamaları, başka diğer usta adaylarına aktarmamaları söz konusu. Buna karşın kıymetli hocamın takındığı bu hali sürekli kendime örnek alırım.

Hocamız, maddi çıkar uğruna değil: sırf bu sanatı Allah rızası için icra ediyor. En güzel bir şekilde tekâmül etsin diye bütün bu uğraşlarını ve tüm bunların neticesinde hocamda ‘Müslüman bir sanatçı nasıl olur? Sorusunun cevabını her yönüyle vücut bulmuş şeklini görüyorum. Allah kendisinden ve onu yetiştiren hocalarımızdan razı olsun, mekânlarını cennet eylesin inşallah.

Bu sanatta hedefleriniz ve hayalleriniz nelerdir?
Şu anda amacım Alparslan hocamdan eğitimimi hakkıyla tamamlayıp icazetimi almak. Teknemin başına her geçtiğimde eslâfın izinde bir İslâm sanatı icra ettiğinin şuurunda olan, bu yolun hakkını vermeye çalışan bir talebe olmaktır. Allah layık eylesin.

Ebru sanatı hayatınıza neler kattı?
Her ebru yaptığımda tekne başında kendimin sadece birer aracı olduğumu idrak etmem bana bu dünyada Takdir-i İlahi’nin yanında tek başıma ne kadar da aciz olduğumu, ancak O’nun varlığı ile var olduğumu ve ortaya eserler koyabildiğimi gösteriyor. Öyle zannediyorum ki her ebru yaptığımda ve aynı minvalde olan diğer sanatlarımızla iştigal ettiğimde defalarca bu duyguyu hissetmek ve gerçek hayata döndüğümde hayata, bütün olaylara bu çerçeveden bakabilmeyi bu sanatlarımızın hayatıma kattığı en önemli lütuf olarak görüyorum.

Son olarak sizin ilave etmek istediğiniz hususlar nelerdir?
Modernizme kucak açılmışlığın zirvesini yaşadığımız bu dönemde adeta bir cevher gibi muhafaza etmemiz gereken böylesine kıymetli sanatlarımız var ve geçmişin aksine imkânlarımız çok gelişti. Lakin bununla birlikte niceliğin artması ile nitelikteki düşüş de söz konusu. Bunun en büyük sebebi en baştan beridir ifade etmeye çalıştığım İslâm sanatlarımıza bakış açımızdaki bilinçsizliktir. Usulü ve geleneğinin göz ardı edilip hoca-talebe/usta-çırak ilişkisinin bile maalesef dejenere olduğu bir dönemdeyiz. Bu vaziyet karşısında kendimin de içerisinde bulunduğum genç kuşak için bu durumu kabullenmek yerine daha çok medeniyetimizi, kendisi yapan bu değerlerimizi aktarıp yaşatma yolunda yürünmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira bunca kıymetli hocalarımızın samimiyetle, severek birikimlerini paylaştığı bir dönemdeyiz. Allah cümlemizi bu uğurda doğru yolda ilerleyenlerden ve hakkını verenlerden eylesin inşallah.

İlginiz için teşekkür ediyorum.
Bu güzel sohbet için esas ben teşekkür ederim efendim.

 

İbrahim Ethem Gören

 

{name}
{content}
+
-
{name}
{content}
+
-

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

SİZİ ARAMAMIZI İSTER MİSİNİZ?

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • Kuveyt Türk müşterisiyim
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

BİZ SİZİ ARAYALIM

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • Kuveyt Türk müşterisiyim
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.