DR. ÖĞR. ÜYESİ NAİME DİDEM ÖZ İLE YAZMACILIK SANATI ÜZERİNE

DR. ÖĞR. ÜYESİ NAİME DİDEM ÖZ İLE YAZMACILIK SANATI ÜZERİNE

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Naime Didem Öz ile yazmacılık sanatı üzerine sohbet ettik.

Yazmacılık, Didem Öz’ün tarifiyle sanatçının eserini ortaya koyarken, kişisel beğenilerini ve anlatım dilini kullanabilmesine olanak sağlayan, çoğaltılabilir olma özelliği ile de geniş kitlelere ulaşabilen bir halk sanatı. Bizim nazarımızda da Anadolu coğrafyasını anlamlandıran öz değerlerimizden biri.

Dr. Naime Didem Öz, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Geleneksel Türk Sanatları Bölümü mezunu, sanatkâr bir akademisyen. 2005 yılında MSGSÜ’de araştırma görevliliğine başlayan Öz, Türk Yazmacılık Sanatı ve Son Dönem İstanbul Yazmaları başlıklı teziyle 2006 yılında yüksek lisansını; Yazmacılık Sanatımız İçinde Hitit Eserlerinin Yorumu serlevhalı teziyle de 2015 yılında sanatta yeterliğini tamamlamış ve aynı yıl Yardımcı Doçentlik unvanını almış.


KLASİKTEN YOLA ÇIKARAK ÖZÜNÜ KORUYAN YENİ ESERLERE İMZA ATIYOR

Yazmacılık tekniklerini Ali Rıza Arda’dan öğrenen sanatçı, klasik yazmalardan yola çıkarak yeni, ama özünü kaybetmemiş eserler ortaya koymakta. Ellinin üzerinde ulusal ve uluslararası sergiye katılan, yazmacılık ile ilgili çalıştaylar düzenleyerek konferanslar veren Öz’ün eserleri yurtiçinde ve yurt dışında önemli organizasyonlarda sanatseverlerle buluşmuş.

Yazmacılık hakkında birçok bildiri sunan, bu alanda yetkin makaleleri uluslararası dergilerde yayımlanan Öz, 2017 yılında sunduğu bildiri ile Karadeniz Teknik Üniversitesi tarafından Geleneksel Sanatlara En İyi Katkı Ödülüne layık görülmüş. Halen, MSGSÜ’de Doktor Öğretim Üyesi olarak akademik ve sanatsal çalışmalarına devam etmekte olan sanatçı ile yazmacılık sanatı üzerine sohbet ettik.


“MESLEK TERCİHİNDE İYİ Kİ “U DÖNÜŞÜ” YAPMIŞIM”

Geleneksel sanatlarla irtibatınız nasıl başladı?

Lise yıllarımda tekstil mühendisliği okumayı hedeflemişken, üniversite sınavına birkaç ay kala güzel sanatlar fakültesinde okumak istediğime karar verdim ve durumu aileme açtım. Onlar da kararıma saygı duydular ve yetenek sınavlarına hazırlanmaya başladım. Aynı yıl MSGSÜ, Geleneksel Türk Sanatları bölümünü kazandım ve bugün iyi ki hayatımda böyle bir “U” dönüşü olmuş diye düşünüyorum.

MSGSÜ’de sizi yazmacılık sanatına yönlendiren etkenler neler oldu?

İkinci sınıfta Halı Kilim ve Eski Kumaş Desenleri Anasanat dalını seçtim. Derslerden birinde hocam bana İstanbul’daki bir yazma atölyesinin telefon numarasını verdi ve o atölyeye giderek, yazma kalıplarından baskı yapıp katalog oluşturmamı istedi. Pamuklu kumaşlar aldım, kaynattım, ütüledim ve baskıya hazır hale getirdim. 2000 yılında çok karlı bir kış günü Mevlanakapı’daki Nedim Yapar’a ait yazma atölyesini sora sora buldum. Kapıyı tıklattım, bir gıcırtıyla açıldı. Kapıyı açan, ustanın rahmetli annesi idi. Biraz ürkmüştüm açıkçası, birlikte evin üst katındaki atölyeye çıktık. İlk defa bir atölye ortamı görüyordum.


“KARALIKLAR İÇİNDE BEMYEYAZ TÜLBENTLERE BASKI YAPAN USTA: NEDİM YAPAR…”

Baskı boyası ile kararmış kalıplar, boyanın ısı ile teması sırasında çıkan is ile simsiyah olmuş duvarlar, ama o karalıkların içinde bembeyaz tülbentlere baskı yapan Nedim Yapar… Havada biraz rutubet ile karışık bir koku…


“ANİLİN KOKUSU AKLIMDAN HİÇ ÇIKMADI”

Daha sonra ne olduğunu öğrendiğim anilin denilen boyanın kokusu o günden sonra hiç aklımdan çıkmadı. Baskımı yapıp ödevimi teslim ettim. Yıllar sonra yüksek lisans tezim için bir araştırma konusu seçmem gerektiğinde ilk aklıma gelen o atölye ve o anilin denilen yazma boyasının kokusu oldu.


YAZMACILIK, KUMAŞ SÜSLEME SANATIDIR

Yazmacılık sanatı denildiğinde ne/neler anlaşılmalıdır? Türk yazmacılık sanatının tanım parantezine neler girer?

Tanım olarak yazmacılık, çoğunlukla pamuklu kumaşlar üzerine, kalem diye tabir edilen fırça, kalıp veya her ikisinin birlikte kullanılması ile yapılan kumaş süsleme sanatıdır.

Yazmacılık sanatının ilk örneklerine değinir misiniz?

İlk yazma örnekleri gerilmiş kumaş üzerine özel bir fırça ile yazı yazar gibi çizilerek yapılmıştır. Bu nedenle yazmak fiilinden gelen yazmacılık terimi bu sanat için kullanılmıştır. Hangi teknik ile yapılmış olursa olsun, yazmalar Anadolu insanının hayatının her anında yanında olan vazgeçilmez bir öğedir. Kimi zaman tarlada güneşten veya rüzgârdan koruyan bir başörtü, kimi zaman alın terinin silindiği bir mendil, kimi zaman da göz nuru dökülmüş çeyizlerin saklandığı bir bohçadır. Yazmalar birçok maniye ve türküye de konu olmuştur:

Yemenimin Uçları, Çıkamam Yokuşları

O Yâre Selam Edin, Yedi Dağın Kuşları

Ah Allı Yemeni Pullu Yemeni

Bir Bahçeden Bir Bahçeye, Salla Yemeni

Tarihçesine kısaca değinir misiniz?

Yazmacılığın kökenine ilişkin bilgiler net değildir. Bu sanatın Hindistan, İran, Mısır, Orta Asya veya Güneydoğu Asya gibi Uzakdoğu kökenli olduğu çeşitli kaynaklarda savunulmaktadır.


YAZMACILIK EN YOĞUN ŞEKİLDE TOKAT’TA VE İSTANBUL’DA YAPILMIŞTIR

Türk yazmacılığının önemli merkezleri nereleridir?

Yazmacılığın geçmişte yoğun olarak yapıldığı birçok önemli merkez vardır. Bunlardan bazıları; Kastamonu, Ankara, İzmir, Elazığ, Malatya, Bartın, Gaziantep ve Hatay’dır. Bu şehirlerin birçoğunun kendine has teknikleri, kompozisyon şemaları veya motifleri vardır. Ancak yazmacılığın en yoğun yapıldığı şehirler Tokat ve İstanbul’dur. Geçmişte özellikle İstanbul’un Kandilli, Yeniköy, Kumkapı, Yenikapı, Samatya ve Üsküdar gibi semtlerde yapılan yazmalar bakanları hayran bırakacak güzelliktedirler.

Yazmacılığın geleneksel kullanım alanları nelerdir?

Geçmişte, yazma tekniği ile yapılmış ürünler Türk toplumunun kültürünün bir parçası olarak, doğumdan ölüme kadar günlük hayatta yoğun olarak kullanılmıştır. Bu kullanım alanlarını başlıca yedi guruba ayırabiliriz. Bunlar; başörtüsü, bohça, seccade, yorgan yüzü, yastık yüzü, mendil ve yağlıklardır.

Yazmacılık sanatında hangi malzemeler ve aletler kullanılır?

Yazmacılık sanatında kullanılan başlıca üç temel malzeme vardır. Bunlar; bez, kalıp ve boyadır. Yazma eserin güzelliği, kullanılan bezin kalitesi ile doğru orantılıdır ve kullanılan bezin hakiki pamuk olması çok önemlidir. Pamuk bezler boyayı hemen emer ve boya akmalarını önler. Bundan dolayı sentetik kumaşlar yazma sanatında pek kullanılmaz. Bezin haricinde kontür ve renk kalıpları ile yazma boyaları kullanılan başlıca malzemelerdir.

Yazmacılıkta kullanılan desenleme teknikler nelerdir?

Yazmacılıkta kalem işi, kalıp-kalem ve kalıpla yazma teknikleri kullanılır.


YAZMACILIK SANATININ EN GÜZEL ÖRNEKLERİ KALEM İŞİ TEKNİĞİ İLE ORTAYA KONMUŞTUR

Bahsettiğiniz kalem işi ve kalıpla yazma yöntemlerine kısaca değinir misiniz?

Yazmacılık sanatının en güzel örnekleri kalem işi tekniği ile yapılmıştır. Bu teknikte desen önce beyaz kâğıda çizilir ve gergefle gerilen kumaşın altına konularak aynen kopya edilir. Böylelikle desenin konturları çizilmiş olur. Konturların içleri de istenirse yine fırça ile renklendirilir. Kalıp-kalem tekniğinde ise hem kalıp hem de fırça birlikte kullanılır. Öncelikle desen konturları kalıpla basılır, sonra renkli olacak kısımlar fırça ile boyanır. Kalıp yazma tekniğinde ise, genellikle ıhlamur veya armut ağacından oyulan kalıplar kullanılır. Eskiden yalnız kalıp oyma işi ile uğraşan, “kalıp kazan” denilen ustalar bulunurmuş. İlk yazma kalıpları, taştan oyularak hazırlanmış daha sonra ağaç kalıplar kullanılmaya başlanmıştır. Kalıp yazma tekniğinde desen, kalıpla kumaş üzerine basılarak oluşturulur. Renkli olacak bölümler için de ayrıca dolgu kalıpları hazırlanır ve basılır. Bu teknik kalem işi yazma tekniğinin zorluğunu ortadan kaldırmak için düşünülmüş ve uygulanmıştır ama kalıpla yapılan yazmalar, kalem işi yazmaların kalite ve güzelliğine hiçbir zaman ulaşamamıştır. Kalem işi yazmalar incecik desenlere sahip olup, özenle yapılmışken, kalıpla yapılan yazmalar daha kaba desenli ve genellikle kalem işi yazmalara göre daha özensiz yazmalardır.

Yazmalar nasıl renklendirilmektedir?

Rengin yer almadığı siyah beyaz yazmaların tamamına ‘karakalem’ denir. Karakalem denilen yazmalarda, yazmalık kumaş üzerine siyah baskı yapılır sonra etrafı zemin çekme denilen yöntem ile yine siyaha boyanır veya siyah boyanmış kumaş üzerine beyaz baskı yapılır. Yahut nors denilen yazma boyasına atılan kumaş üzerinde kireç söktürme yapılır. Bu tekniklerden hangisi uygulanırsa uygulansın hiç fark etmez, ortaya çıkan yazma siyah beyaz olur. Renklendirilmiş yazmalara ise “elvan” denir ki “renkli, rengârenk” anlamına gelir. Yazmaların zemin renklendirmesi için ya “daldırma” denilen yöntem ile kazanda boyama yapılır veya boyaya batırılmış bir keçe parçası ile bütün zemin boyanır. Kontür içleri ise ya fırça ile tek tek boyanarak renklendirilir veya daha önceden bahsettiğim renk kalıpları kullanılır ki bunlar da keçe kaplı olur. Bir de mavi ağartma denilen bir yöntem vardır ki maalesef günümüzde bu tekniği bilip uygulayabilen sadece iki usta kaldı.

Yazmacılığın sanat ve zanaat yönleri nelerdir?

Geçmişte kalem işi denilen teknik ile yapılmış yazmalar, yazmacının kişisel beğenilerini, hayallerini, içgüdüsel olarak ortaya koyduğu tasarım anlayışını izleyebildiğimiz eserlerdir. Bu yazmalar tek başına bir sanat eseri olarak değerlendirilebilir. Zamanla ortaya çıkan teknik bir takım gelişmeler neticesinde, daha az zamanda daha çok baskı yapmak mümkün olmuştur. Bu durumda yazmacılık sanat yönünü kaybederek zanaate dönüşmüştür.


DESEN, YAZMACILIĞIN OLMAZSA OLMAZ UNSURUDUR

Klasik bir yazma eseri hangi özelliklere sahip olmalıdır?

Klasik diyebilmemiz için bir yazmanın, ince veya kalın olsun fark etmez ama muhakkak pamuklu kumaş üzerine yapılmış olması gerekir. Yazmanın kendine has anilin denilen bir boyası vardır ki, onu sürüldüğü yerden hiçbir şey söküp atamaz. Renklendirmede de geçmişte çoğunlukla bitkilerden elde edilen doğal boyaların kullanıldığını biliyoruz. Bir de desen unsuru var ki olmazsa olmaz. Günümüzde birçok yeni desen yazmacılıkta kullanılıyor ama ben bu yeni desenlerin kullanımı ile yazmaların yozlaştığı kanaatindeyim.

Günümüzde geleneksel yazmacılık teknikleri kullanan, tahta kalıplarla çalışan atölyeler hâlâ mevcudiyetlerini sürdürebiliyor mu?

Ne yazık ki, günümüzde yazmacılık sanatımızın yapıldığı atölyelerin birçoğunun kapanmış olduğunu, bu işle uğraşan ustaların da artık bu sanatı devam ettiremediklerini görüyoruz. Bugün Kastamonu, Tokat ve İstanbul gibi şehirlerde, bir elin parmağını geçmeyecek sayıda atölyede, atadan yazmacı olan kişilerin zor şartlarda devam etmeye çalıştıklarını biliyoruz. Bunun yanında son yıllarda Halk Eğitim Merkezleri, Olgunlaşma Enstitüleri gibi kurumlarda onlarca yazmacılık kursu açıldı ve yoğun talep alıyorlar. Bu durum bir nebze olsun sevindirici.


YAZMACILIK GÜNÜMÜZDE BASMACILIĞA DÖNÜŞEREK SANAT YÖNÜNÜ KAYBETMİŞTİR

Yazmacılık sanatını etkileyen unsurlar için de bir paragraf açalım dilerseniz…

Yazmacılığı etkileyen başlıca unsurlar, sosyal ve kültürel değişimlerle teknik gelişmelerdir. Birçok halk sanatında olduğu gibi yazmacılıkta da toplumun bu halk sanatına ait ürünlere ilgisinin azalması yazmacılığın yok oluşuna zemin hazırlamıştır. Yazma ustalarının yanlarında çalıştıracak çırak bulamamaları, harcadıkları emeğin karşılığında yeterli para kazanamamaları, yazmacılıkta kullanılan boyaların ve malzemelerin bazılarının piyasada bulunamaması gibi nedenlerle birçok atölye birer birer kapanmıştır. Eski ustaların yerine yeni ustaların yetişmemesi sebebiyle ortaya çıkan ürünler baskı ve boya yönünden kalitesizleşmiştir. El baskısı yazmacılığın yok olmaya başladığı bir dönemde, daha kısa zamanda daha çok ürün üretmeye imkan sağlayan ve emprime fabrikaları tarafından kullanılan serigrafi yöntemi, yazmacılıkta da kullanılmaya başlanmıştır. O tarihlerde bir zorunluluk, bir çıkış yolu olarak ortaya çıkan bu teknik gelişme ile bir dönem yeni yeni serigrafi atölyeleri kurulmuştur. Kalıpla baskı yapan az sayıdaki atölye ise, serigrafi baskı yapan atölyelerin hızına ayak uyduramayarak kapanmıştır. Zamanla eski desenler de moda kaygısıyla büyük ölçüde terk edilmiştir. Bütün bu gelişmeler ile birlikte yazmacılık baskıcılığa dönerek sanat yönünü tamamen kaybetmiştir. Bu gelişme bir süreliğine ustalara para kazandırmış olmasına rağmen yeterli olamamış ve serigrafi atölyeleri de zamanla kapanmıştır.

Modern zamanlarda yazmacılık nasıl yapılıyor?

Yakın zamana kadar yazmacılık daha çok serigrafi yöntemi ile yapılmakta idi. Kalem işi veya kalıpla yazma yöntemine göre daha az emek gerektirmesine rağmen serigrafi yönteminde de insan emeğine ihtiyaç duyulmaktadır. Bugün ise yazma adı altında üretilen ürünlerin büyük çoğunluğu, tamamen fabrikalarda çok gelişmiş tekniklerle basılan ticari ürünlerdir.

Üniversitelerde yazmacılık sanatına yönelik ne tür eğitim ve uygulama programları mevcut?

Birçok yüksekokul ve fakültede baskı sanatları adı altında çeşitli teknikler öğrencilere gösteriliyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’nde ise “Yazmacılık ve Kumaş Boyama Teknikleri” adı altında benim yürüttüğüm bir ders var. Bu derste öğrencilere yazmacılık ile ilgili teorik bilgilerimi ve uygulama tekniklerini aktarmaya gayret ediyorum.


“MSGÜ’DE KURDUĞUMUZ YAZMA ATÖLYESİNİ AKTİF BİR ŞEKİLDE KULLANIYORUZ”

Geçtiğimiz yıl da üniversitemizin desteklediği bir bilimsel araştırma projesini sonuçlandırdık. Proje çalışması ile, yazmacılık sanatımızın günümüzde sadece antikacılarda bulunan ve özel bazı koleksiyonlarda yer alan, çoğu hiç belgelenmemiş örneklerine ulaşarak belgeledik ve böylece kayıt altına aldık. Belgelenmiş olan klasik yazmalardaki motiflerden yola çıkılarak, hem eski yazmaların benzerlerini yaptık, hem de güncel, özgün tasarımlar ortaya koyduk. Yazmaların desenlerinden elde edilen motiflerden 87 adedi ıhlamur ağacından Tokat’ta oyuldu. Böylece, Güzel Sanatlar Fakültesi bünyesinde, çok eski ve çoğu hiç bilinmeyen motiflere sahip bir kalıp koleksiyonu da oluşmuş oldu. Ayrıca, proje ile bir “Yazma Atölyesi” kurarak üniversitemize kazandırdık ve aktif halde kullanıyoruz.


“YAZMACILIK TEZİMDE EN BÜYÜK DESTEKÇİM ALİ RIZA ARDA USTA OLMUŞTUR”

Ali Rıza Arda Usta’dan neler öğrendiniz?

Daha önce de belirttiğim üzere, yüksek lisansımı da yazmacılık üzerine yaptım. Tez başlığım, “Türk Yazmacılık Sanatı ve Son Dönem İstanbul Yazmaları”  idi. Bu durumda İstanbul’daki yazma atölyelerini arayarak bulmam gerekiyordu. Ben de uzunca bir süre araştırdıktan sonra 2005 yılında Ali Rıza Arda’ya ait, o tarihlerde kapanmak üzere olan atölyeyi Yedikule Zindanları’nda buldum. Kendisi öncelikle benim bu konuya ilgi duymama çok şaşırdı, zira çevresindeki hiç kimsenin yazmaya ilgi duymadığından ve bildiklerini aktaracak kimsesi olmadığından şikâyet ediyordu. Zaman içinde bendeki öğrenme isteğine karşılık vererek bildiği bütün bilgileri aktarmaya başladı. Yazmacılık konusunda kaynak oluşturacak bir tez yazabilmemde de en büyük destekçim kendisi oldu.

Yazmacılık üretim ve uygulamaları alanında neler yapıyorsunuz?

Ben geleneksel yazmacılığın tekniklerini ve motiflerini kullanarak özgün eserler ortaya koymaya çalışıyorum. Yıllardır ortaya koyduğum çalışmalar ile gerek yurt içinde gerekse yurt dışında birçok organizasyona katıldım. 2015 yılında katıldığım Paris Maison&Object Tasarım Yarışması sonucunda eserim, sergilenen yedi eser arasında yer aldı. Bu durum geleneksel teknikler ve motiflerle çağdaş eserlerin ortaya konulabileceğini göstermesi bakımından çok önemli ve benim için bir gurur kaynağı. Bunun haricinde yazmacılık hakkında birçok bildiri sundum ve makalelerim yayımlandı. 


KATÜ’DEN DR. DİDEM ÖZ’E “GELENEKSEL SANATLARA EN İYİ KATKI ÖDÜLÜ”

2017 yılında “Üsküdar’da Yazmacı Turnayan Ailesi ve İlk Serigrafi Atölyesinin Kuruluşu” başlıklı bildiri ile KATÜ tarafından “Geleneksel Sanatlara En İyi Katkı Ödülü’ne” layık görüldüm. 2018 yılında da yine Anadolu kadınının yazmasının uygulama teknikleri ve motiflerinden yola çıkılarak “Kızılcık Şerbeti” ve “Yazma-Dokuma” isimli iki kişisel sergi açtım.

Klasik yazmalardan yola çıkarak yazmacılığın özünü muhafaza eden çalışmalar ortaya koyduğunuzu gözlemliyoruz. Bu noktada denge nasıl sağlanmalı?

Ben yazma motiflerinden yola çıkarak, bu motiflere farklı bakış açıları ile bakarak kullanım amacı dışında özgün eserler ortaya koymaya çalışıyorum. Bazen tek bir motif ile bu mümkün olabiliyor iken bazen de başka teknikler ile yazma tekniklerini birleştiriyorum. Örneğin “yazMA-dokuMA” isimli kişisel sergimde, yazma ve dokuma tekniklerini bir arada kullanarak ortaya konmuş, biçim, doku, denge, ritim, ışık-gölge gibi temel tasarım unsurlarını bünyesinde barındıran eserlerim yer aldı. Eserlerde, sadece dokunmuş bezin yüzeyinde görülen yazma desenlerinin yerine, kimi zaman çözgülerin üzerinde, kimi zaman da hem çözgüde hem de bezin yüzeyinde yer alan desenler yer aldı. Yine bu sergide, belki de yüzlerce kez kullanılarak yırtılmış ve artık kullanılmaz hale gelmiş bir serigrafi bezi de eser olarak ele alınarak tekrar ışığa kavuştu…

Son olarak sizin ilave etmek istediğiniz hususlar nelerdir?

Günümüzde Batı’nın halk sanatlarına ilgisinin artmasıyla bizim de kendi kültürümüzün parçası olan sanat ve zanaatlara verdiğimiz önem gün geçtikçe artıyor. Bu durum yazmacılık gibi kaybolmakta olan veya kaybolmuş değerlerimizin canlandırılabilmesi için uygun zemini hazırlıyor. Atılacak doğru adımlar ile bunun mümkün olabileceğini düşünüyorum. Sizi de geleneksel sanatları tanıtmaya yönelik yapmış olduğunuz katkılardan dolayı tebrik ederim.

İlginiz için teşekkür ediyorum.

 

İbrahim Ethem Gören

{name}
{content}
+
-
{name}
{content}
+
-

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

SİZİ ARAMAMIZI İSTER MİSİNİZ?

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.

SİTE HARİTASI

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

BİZ SİZİ ARAYALIM

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.