GÜNÜMÜZDE HATTAT HAMİD AYTAÇ ÜZERİNE YAPILAN ÇALIŞMALAR…

20. yüzyılın en mühim yazı simalarından Hattat Hamid Aytaç’a rahmeti vesile kılarak Hattat Dr. Necmi Atik ile “Günümüzde Hattat Hamid Aytaç üzerine çalışmalar” serlevhalı bir e-mülakat gerçekleştirdik.

İbrahim Ethem Gören: Hâmid Bey’in hüsn-i hat hizmetleri yazı levha üretimi, yazı tedrisatı, Kur’an-ı Kerim kitâbeti ve dini-sivil mimari tasarım ve uygulamaları şeklinde üç ana başlık etrafında mütalaa edilebilir. Üstadın yazı tedrisatından geçerek icazet alan talebeleri üzerine titiz bir çalışma ortaya koyarak tek tek tesbit etmiştiniz. Söz konusu tesbitten hareketle ZKS 2021 Kültür Sanat Yıllığı için kaleme aldığım “Hüsn-i Hat Sanatının Bugününe Dair Bir Deneme” başlıklı yazıda Üstad’dan mücaz tüm hattatların isimlerine teberrüken şu cümlelerle yer vermiştim: “Hattat Hamid Aytaç (1891-1982), hat sanatının bu topraklarda olduğu kadar kardeş coğrafyalarda da neş’et etmesini temin eden mühim bir yazı siması oldu. Hattat Hamid Bey bereketli ömründe binlerce yazı kaleme almasının yanı sıra onlarca talebe yetiştirerek Anadolu coğrafyasını yazı yurdu haline getirdi. Hamid Bey’e rahmeti vesile kılarak icazet verdiği talebelerinin isimlerini zikretmeyi üzerimize vecibe addediyoruz: Haşim Muhammed el-Bağdâdî (d. 1917-ö. 1973), Muhammed Sâlih el-Musûlî (d. 1894-ö. 1975, Hâzim Azvü Mecîd (d. 1933-ö. 2005, Yusuf Zennûn (d. 1931-ö. 2020, Mustafa Bekir Pekten (d.1913-ö.1998), Ali Rüştü Oran (d. 1925-ö. 1998), Ahmet Fatih Andı (d. 1930-ö 2021), Hasan Çelebi (d. 1937), Hüseyin Tâhâ (d. 1934), Mahmûd Saîd el-Hevvârî (d. 1939-ö. 2010), Refet Kavukçu (d. 1930), Şemma’ el-Halebî, Mehdî el-Cubûrî (d. 1928-ö. 2015), Abdülkerîm Hüseyin er-Ramazan (d. 1939), Sâdık Ali ed-Dûrî (d. 1942), Hüseyin Kutlu (d. 1949), Mervânü’l-Harbî (d. 1954-ö. 2018), Ferah Adnan Ahmed İzzet (d. 1962), Cennet Adnan Ahmed İzzet (d. 1965), Abdülganî Abdülaziz el-Ânî (d. 1938), Saim Özel (d. 1937-ö. 2005), Salah Şirzâd (d. 1948), Ammar Abdülgınâ er-Rifâî (d. 1954), Eyâd el-Hüseynî (d. 1956), Abbas Hüseyin et-Tâî (d. 1945), Muhammed Fahreddin Bilgiç (d. 1928-ö. 2013), Abdullah Rıza (d. 1935-ö. 2014), Turan Sevgili (d. 1947), Ali Hâmid er-Râvî er-Rifâî (d. 1944-ö. 2011), Abdurrezzâk el-Hamdânî (d. 1957), Fuad Başar (d. 1953), Tâlib Ahmed Bekir el-Azzâvî (d. 1948), Bâsim Zennûn (d. 1946), Hüseyin Öksüz (d. 1944), Yusuf Sezer (d. 1961), Talip Mert (d. 1953), Cemaleddin Demirok (d. 1964), Ali Hüsrevoğlu (d. 1956), Mustafa Acet (d. 1921-ö. 1990), Yusuf Ergün (d. 1956-ö. 1985), Ziya Aydın, Ahmed Ziya İbrahim Kurucu, Maçiko Nagata, Abdulvahab Avanoğlu, Şahab Arunç (d.1910-ö.1991) ve Hüseyin Gündüz (d.1961). Vefât edenlere rahmet niyaz ediyorum.

Bu çalışmayı nasıl yürüttünüz, icazetname metinlerinin tümüne ulaştınız mı?

Hattat Dr. Necmi Atik: Aynı zamanda hattatların pîri olan Hz. Ali (r.a.) Efendimiz şöyle buyurur: “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.” Hamid hoca da, adını tespit edebildiğimiz ve edemediğimiz sayısız talebesine harf talimi yaptırmış, emek vermiş bir efendidir. Lakin daha önce de bahsettiğimiz gibi, Hamid hocanın yaşadığı döneminde, ne hat sanatı ne de hattatlar, itibar görüp takdir edilmişlerdir. 2000 yılı sonrası hat sanatına yöneltilen teveccühü ve itibarı, maalesef şahsına devşirmek isteyenler, Hamid hocanın icazetli talebelerinin sadece kendilerinin olduğu tezviratlarını, hatta icazetli olan talebelerinin bir elin parmakları kadar olduğu açıklamalarını, konuşmalarında dile getirmeye başladılar. Bu gerçeğe aykırı beyânatlar, Hamid hocaya ve daha da kötüsü hat sanatına töhmet getirmeye, hattatların meşrûiyyetinin sorgulanmasına yol açtı. Gerçeği belgeleriyle tespit edip, bu tehlikeli söylemlere bir son vermek, hem de Hamid hocanın silsilesini günümüz hattatlarına bağlayıp ulaştırmak için akademik bir çalışma yapmaya karar verdik.

“HATTAT HAMİD AYTAÇ’IN VERDİĞİ İCÂZETNÂMELER”

“Hattat Hamid Aytaç’ın Verdiği İcâzetnâmeler” başlığı altında yaptığımız çalışmaya, öncelikle her biri birbirinden kıymetli olan Hamid hocamızın hayatta olan talebeleriyle mülâkatlar yaparak başladık.

Hamid beyden mücâz talebelerle hangi hususları mütâlaa ettiniz?

Hamid hocadan hangi tarih ve dönemlerde ders aldıklarını, hangi hat nevinde, kaç sene meşk ettiklerini, meşk ederken başka kimlerin Hamid hocaya ders için geldiklerini, Hamid hocanın kendilerinden bahsettiği talebelerinin kimler olduğunu, icâzet aldıklarına şahit oldukları talebeleri ve bildikleri başka talebelerinin olup olmadığını kendilerine sorduk. Bizi kabul edip, sorularımıza tek tek cevap verdikleri için Türkiye’de ve yurt dışında yaşayan bütün hocalarımıza sizin vâsıtanızla tekrar teşekkür ediyorum

Var olsunlar… Sonra…

İkinci adımımız, Hamid hocanın sağlığında kendisi ile yapılan mülâkatlardı. Hamid hocanın mülâkatlarında isimlerini verdiği talebeleri de not ettik.

Daha sonra…

Üçüncü adımımız, Hamid hoca hakkında yazılan makale, tez ve kitaplardan ulaşabildiğimiz bütün dökümanlara ulaşmak ve Hamid hoca hakkında çekilen ses kayıtları ve videolardı. Taramalarını yaparak notlarımızı aldık, arşivlememizi yaptık.

Tesbitlerinizi de konuşalım…

Hay hay. Çalışmalarımız sonucu tespit edebildiğimiz Hamid hocanın yerli ve yabancı talebelerine ulaşmaya başladık, hayatta olanlarla bizzat kendileriyle, vefât edenlerin çocuklarıyla birçok kez yüz yüze ve telefonla görüşmeler yaptık, internet üzerinden yazıştık. Kendilerinden, aldıkları icâzetâmelerin fotoğraflarını ve kısa hayat hikâyelerini istirham ettik, bizleri kırmadılar, gönderdiler.

HATTAT DR. NECMİ ATİK: HAMİD HOCA’NIN BİRÇOK YENİ TALEBESİNİN OLDUĞUNU ÖĞRENDİK.

Hamid hocaya talebe olanlar arasında, bir müddet meşk edip belli bir merhaleye gelenler de vardı, onlarla da gerekli görüşmeleri yaptık. Görüşmelerimiz sırasında Hamid hocanın birçok yeni talebesinin olduğunu öğrendik.

Uzun süren çalışmamızda yeterli bilgi ve belgeye ulaştığımıza inandığımız zaman, makalemizin birinci bölümüne hüsn-i hat icâzetinin ne olduğu ile başladık. Sırasıyla Hamid hocanın kısa hayat hikâyesi, Hamid hocanın verdiği icâzetnâmeler konusundaki iddialar, verilen icâzetlerin şekil ve muhtevâ özelliklerini ele aldık.  Çalışmamızın ikinci kısmında, Hamid hocadan icâzet alan 46 talebesini, icâzetnâme verildiği tarih sırasına göre, önce kısa hayat hikâyelerini sonra da icâzet metinlerini ele aldık. Farklı nedenlerden dolayı icâzetlerine ulaşamadığımız yedi hattatı çalışmamızın son bölümünde değerlendirdik.

Hattat Hamid Aytaç’ın, tespit edebildiğimiz kadarıyla 46 kişiye icâzetnâme verdiğini tespit ettik. Bu kişilerden yirmi dördü Türk, yirmi biri Arap ve biri Japon’du. Bu şahıslar dışında da bizim ulaşamadığımız icâzet verilen kişilerin olduğu ise şüphesizdir. İcâzet alanlar dışında Hattat Hamid Aytaç’tan yıllarca meşk eden ve icâzet alacak seviyeye gelip farklı sebeplerle icâzetlerini alamayan talebelerinin sayısı da az değildi.

Hamid beyden mücâz vefât eden hattatlarımıza rahmet olsun…

Âmin... Çalışmamızda Hattat Hamid Aytaç’ın icâzetnâme verdiği hattatlardan, Hâşim Muhammed el-Bağdâdî’nin, Muhammed Sâlih el-Musûlî’nin, Hâzim Azvü Mecîd’in, Ali Rüştü Oran’ın, Mehdî el-Cubûrî’nin, Mervânü’l-Harbî’nin, Sâim Özel’in, Muhammed Fahreddin Bilgiç’nin, Abdullah Rıza’nın, Ali Hâmid er-Râvî er-Rifâî’nin, Mustafa Acet’in, Yusuf Ergün’ün, Ziya Aydın’nın, Abdulvahab Avanoğlu’nun, Mustafa Bekir Pekten’nin ve Yusuf Zennûn’nun vefat ettiklerini öğrendik.

Cümlesine rahmet olsun… Ali Rüştü Oran’a ve Saim Özel’le görüşkme, tanışma, hasbihal etme imkânımız oldu.

Az önce, Hâmid Bey’in verdiği icâzetnâmelerle alâkalı iddiâlardan bahsettiniz, ne gibi iddiâlar bunlar? Ben de bahsettiğiniz iddialardan ilham alarak 1997 yılında Yeni Şafak gazetesinde “Kim 5 bin liraya icazet verir?” serlevhalı bir yazı kaleme almıştım.

Hattat Hamid Aytaç’tan icâzetnâme alan bazı hattatların iddiasına göre, kendileriyle birlikte Hattat Hamid Aytaç’tan hak ederek icâzetnâme alanların sayısı bir elin parmaklarından azdır. Diğer icâzetnâme alan kişiler ise, Hattat Hamid Aytaç’ın Haydarpaşa Numûne Hastanesi’ne yatırıldığı dönemde şuurunda altı aylık bir bunama ve kayıp olduğu zaman, bu zafiyetten istifâde ederek ücret mukâbili icâzetnâmelerini aldıkları için, aldıkları icâzetnâmelerin herhangi bir hükmü ve geçerliliği olmadığı şeklindedir.

Aynı iddia sahipleri, icâzet aldıklarını söyleyen diğer hattatları Hattat Hamid Aytaç’ın yanında hiç görmediklerini ifâde ederek, kendi şâhidlikleri ile sözlerinin doğru olduğunu söylemektedirler.

Yine bir elin parmaklarını geçmeyen aynı iddia sahiplerine göre; icâzetnâme metinleri mutlaka Besmele ile başlamalı sonra sırasıyla Allah’a hamd, Rasûlüne salavât, icâzete konu levha, icâzet alanın açık ismi ve yazdıklarına imza atmaya icâzet verildiğinin beyânı, duâ, icâzet verenin ismi ve icâzet verildiği tarih icâzetnâmede olmalıdır. Kendilerine göre bu geleneksel sıralama ile yazılmayan icâzetnâmeler de geçerli değildir.

Bu keyfiyete dair değerlendirmelerinizi istirham ediyorum…

Bu iddiaları ortaya atanların niyetleri, maksatları ve hedefledikleri maddî ve manevî konular üzerinde herhangi bir yorum yapmadan değerlendirmelerimize geçiyoruz.

Lütfen…

Hattat Hamid Aytaç’ın Mayıs 1980 ilâ vefâtı olan Mayıs 1982 tarihleri arasında, Haydarpaşa Numûne Hastahanesi’nde ve atölyesinde iki yıl boyunca kendisiyle bizzat ilgilenen İsmail Yazıcı ile yaptığımız görüşmelerde, iddia edildiği gibi Hattat Hamid Aytaç’ın şuûrunda hiçbir zaman bulanıklık olmadığını kendisi kesin bir dille ve defalarca ifâde etmişlerdir. Konuyla alâkalı görüştüğümüz Hattat Hamid Aytaç’ın diğer talebeleri de kendisinin hiçbir zaman şuûrunda bulanıklık meydana gelmediğini, aksine, hastahanede kendisini ziyaret ettikleri zamanlarda, Arapça ve Farsça çok uzun şiirleri dahi hafızasından hiç zorlanmadan okuduğunu beyan etmektedirler.

Diğer yandan şuûru yerinde olmayan birisinin girift icâzet metinlerini düzgün cümleler kurarak yazabilmesi veya şuûru yerinde olmadığı halde farkında olmadığı maddî bir karşılıkla bunu yapabilmesi iddiası ise akıllı insanların asla kabul edebileceği bir şey değildir. Ayrıca verilen icâzetnâmelerin 32 adedi (ulaşabildiğimiz!) Hattat Hamid Aytaç’ın sağlıklı olduğu günlerinde, 1980 yılı öncesi verdiği icâzetnâmelerdir.

Hamid Aytaç’ın yazdığı icâzetnâmelerde aşağıda verilen icâzetnâme metinlerinde görüleceği üzere, iddia edildiği gibi; Besmele, Hamdele, Salvele ve benzeri sıralı kalıp cümleler kullanılmamıştır. Hattat Hamid’in verdiği icâzetnâmeler göstermektedir ki, hattat icâzet verirken yazacağı ifâdeleri ve kullandığı dili değiştirebilir, cümleleri uzun veya kısa kurabilir, kendine göre özel bir metin de hazırlayabilir. Bazen icâzetnâme tamamen Arapça yazılan Besmele, Hamdele, Salvele, icazet verilenin ismi, duâ, icâzet verenin ismi ve hicrî tarih; bazen Hamdele ve Salvele Arapça, icâzet verilenin ismi, duâ, icâzet verenin ismi ve hicrî tarih Türkçe; bazen icâzet verilenin ismi, icâzet verenin ismi ve mîlâdî târih Arapça; bazen “Eceztü” “İcâzet verdim” diye başlayan Arapça kısa bir metinle olabilir.

İcâzet veren hattat, duâ kısmı hâriç tamamen Türkçe’den oluşan bir icâzetnâme metni yazabileceği gibi, icâzetnâme verdiği kişinin ismini hüsn-i hat sanatı ile yazıp, altına takdirlerini belirterek de icâzet verebilir. Hatta sadece bir cümle hâlinde, “Eceztü fülânen ve ene’l-fakîr Hâmidü’l-Âmidî, sene.” Yani “Falancaya icâzet verdim, Ben fakîr Hâmidü’l-Âmidî, sene.” yazması dahi icâzetnâme olarak yeterlidir.

Bir hattat, baştan sona kendisinde meşkeden talebesine icâzet verebileceği gibi (Hattat Ahmet Fatih Andı, Hattat Turan Sevgili gibi), başka bir hattatta başlayıp, kendisinde ikmâl eden talebesine (Hattat Saim Özel, Hattat Ali Rüştü Oran gibi), başka bir hattatta meşkedip ikmâl eden, lâkin çeşitli nedenlerle (üstadının hastalığı, vefatı, hicreti vs.) icâzetini alamayana veya başka bir hattattan icâzet almış kişiye (Mustafa Bekir Pekten, Hattat Hâşim Bağdâdî, Hattat Hüseyin Tâhâ gibi) icâzetnâme verilebileceği görülmektedir.

İddia sahiplerinin: “Biz icâzet alan bu şahısları Hattat Hamid’in yanında hiç görmedik” sözlerine gelince… Bilindiği üzere hüsn-i hat dersi alan bir talebenin icâzet alma süresi takriben 4-5 yılı civârındadır. Hüsn-i hattın farklı dallarında çalışan talebenin icâzet alması ise 7-10 yıl arasındadır. Bu süreler, bir hattattan ders alan talebe gruplarını değiştirmekte, icâzet alan talebelerden hocası ile aynı ilde olmayanların memleketlerine dönmesi ile irtibat zayıflamakta veya kopmaktadır. Hattat Hamid Aytaç gibi seksen yıla yakın, bereketli sanat hayatına sahip hattatların, kendilerinden ders alan talebelerinin sözkonusu süreler içerisinde defalarca değişip farklılaşması ise kaçınılmazdır. Kendileriyle görüşme imkânı bulduğumuz Hattat Hamid Aytaç’tan icâzet alan hattatlara: “Hatta Hamid Aytaç’tan sizin tanıdığınız başka icâzet almış hattatlar var mı?” diye sorduğumuzda hemen hemen her hattat kendi ders dönemlerindeki gruplarda yer alan ancak beş ilâ on arası farklı isimler söyleyebilmişlerdir. Diğer yandan Hattat Hamid’in talebelerinin ders aldığı günlerin farklı olması, İstanbul dışındaki bazı talebelerin mektupla ders alması ve İstanbul’a geldiklerinde farklı zaman dilimlerinde Hattat Hamid ile görüşmeleri de söz konusudur.

Son yılların en önemli sanat-vefâ aktivitelerinden biri hiç şüphesiz 16-18 Ekim 2020 tarihlerinde Artuklu Üniversitesi nezdinde düzenlenen Uluslararası Geleneksel İslâm Sanatları ve Hattat Hamid Aytaç Sempozyumu. Malum olduğu üzere bir medeniyetin yapı taşları olan ilim, irfan ve sanat, yazılı metinler ve şifâhi anlatımlar ile tespit edilip değerlendirilmekte, üzerinde yapılan çalışmalar ile zenginleştirilerek bir sonraki kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarılmaktadır. Sempozyum, son devir Osmanlı döneminin ve Cumhuriyetin ilk devrinin yaşayan şahitlerinden ve ender hattatlarından biri olan, yetiştirdiği ustalar eliyle hüsn-i hat sanatının günümüze ulaşmasını sağlayan, bu süreçte büyük sıkıntılar yaşayan Hattat Hamid Aytaç gibi bir değerin, onlarca akademisyen tarafından her yönüyle ele alınıp değerlendirilmesi muhalled bir çalışmanın ortaya çıkmasına vesile oldu. Sempozyumu genel manada değerlendirmenizi istirham ediyorum.

Diyarbakırlı Hamid hocanın, memleketi olan Diyarbakır’da, Kayapınar Belediyesi, Dicle Üniversitesi, Artuklu Üniversitesi, İlim Yayma Cemiyeti Diyarbakır Şubesi ve Kadim Akademi’nin ortaklaşa düzenlediği bir sempozyumla anılması gerçekten anlamlı ve kaydedeğer oldu. Düzenleme Kurulu, sempozyumu geniş ve farklı açılardan projelendirdi. Sempozyum tarihi öncesi vefât eden Ahmed Fatih Andı ile yaptığınız mülâkât dâhil, Hamid hocanın, yaşayan talebelerine ulaşıldı ve söyleşiler yapıldı, sempozyumda sunuldu. Hamid hoca ile alâkalı daha önce yazılmış makalelere yer verildi. Birçok akademisyen ve araştırmacı tarafından Hamid hocanın farklı yönlerinin ve özelliklerinin ele alındığı makaleler paylaşıldı. Sempozyum dijital platformlarda canlı yayınladı ve videoları yüklendi. En önemlisi, sempozyum çalışmaları kitaplaştırılarak basıldı, herkesin istifadesine sunularak kalıcı hâle getirildi.

Sempozyuma ne türden destek verdiniz?

Sempozyum kurulundaki hocalarımız bizimle sempozyum programını paylaşarak, Hamid hoca ile alâkalı daha ne gibi içerikler olabileceğine dair istişârelerde bulundular. Sempozyuma farklı çalışmaları ve makaleleriyle tebliğ sunabilecek tanıdığım hocaların isimlerini paylaştıktan sonra, öteden beri aklımda ve hedefimde olan Hamid hocanın hayatta kalan talebeleriyle geniş yelpâzeli söyleşiler yapmak fikrimi sempozyum kurulundaki hocalarıma ilettiğimde onların da böyle bir düşünceleri olduğunu öğrendim. Hocalarım, bize Hamid hocanın talebelerine ulaşmak ve onlardan konu ile alâkalı randevu almak konusunda yardımcı olmamızı rica ettiler, biz de seve seve kabul ettik. Hamid hocanın talebelerini fırsat buldukça ziyaret eden ve kendilerinden istifade etmeyi nimet sayan birisi olarak, tek tek görüşmelere başladım ve çok önemli olan bu konuda yardımlarını rica ettim. Her zamanki gibi gösterdikleri anlayış ve teveccüh ile sağlıkları ve vakitleri müsait olan hocalarımdan randevular aldım, müsait olmayanlardan da konu ile alâkalı yazı yazmalarını istirham ettim. Müsait olanlarla canlı söyleşiler yapıldı, olmayanlar da yazılarını gönderdiler, böylelikle Hamid hocanın talebelerinden, canlı şahitlerinden Hamid hoca ile alâkalı çok önemli açıklamalara ulaşılmış ve bunlar belgelenmiş oldu. Yapılan bu önemli çalışma ile Hamid hocanın birkaç talebesi etrafında şekillenen ve tekrar tekrar yayınlanıp kısır bir döngü hâline gelen hayatı ve sanatı, diğer önemli talebelerinin de açıklamaları ve yazılarıyla detaylandırılmış oldu.

Âlâ… Hâmid Bey’in yazılarıyla ilgili envanter çalışmaları yapılıyor mu?

Hamid hoca, 80 yıllık sanat hayatında sayısız esere imza atmış,  Rabbimizin el ve gözlerine verdiği metânet ile ölümüne kadar eserler yazabilmiştir. Arşivlerde, Hamid hocanın ulaşabildiğimiz en eski yazısı 1321/1903 tarihli II. Abdülhamid tuğrasıdır. Söz konusu tuğrayı yazdığı zaman Hamid hoca 12-13 yaşlarındadır. En son yazısı da doksan yaşlarında iken 1402/1981 tarihli, talebesi Mustafa Acet’e verdiği icâzetnâme metni yazısıdır. Bu tarihler bizim tespit edebildiğimiz tarihlerdir, araştırmacıların tespitleri ile bu tarihler farklılaşabilir.

Hamid hocanın yazdığı yazıların hepsini tespit etmek ise neredeyse imkânsızdır, sebebi ise Hamid hocanın farklı alanlarda ve konularda yazı yazması ve bu yazılarının dünyanın her tarafına dağılmasıdır.

Bu meyanda yapılmış çalışmalar söz var mı?

Hamid hocanın yazılarının tespiti ile alâkalı yapılan herhangi bir çalışmaya şahsen ben rastlamış değilim. Lakin, şahsımda da olmak üzere, Hamid hocanın eserlerinin dijital görsellerin olduğu arşivler mevcut. Günümüzde, Hamid hocanın eserlerinin dijital arşivinin en kapsamlılarından biri Prof. Dr. Fatih Özkafa hocadadır, kendisinden ricam üzerine sağolsunlar bizimle de bu arşivi paylaşmışlardır.

Biz de Hattat Fatih Özkafa hocamıza paylaşımları için müteşekkiriz…

İbrahim Ethem Bey, Hamid hocanın eserlerinin envanter çalışmalarını yapmak gerçekten önemli bir konudur. Yalnız konu, devlet yetkililerinin projelendirmesi ile ancak mümkündür. Şahsî çalışmalar nâkıs ve lokal kalmaktan kurtulamaz.

HATTAT HÂMİD AYTAÇ MÜZESİ!

Devletin projesi ile “Hattat Hâmid Aytaç Müzesi” adı altında bir çalışma ile neticeye rahatça ulaşabilir ve bütün dünyanın istifadesine sunulabilir. Hamid hoca gibi, bir milletin yüksek ve örnek şahsiyetleri ancak devlet çalışmaları ile bir sonraki nesillere ulaştırılabilir ve ulaştırılmalıdır. Envanter çalışması, Hamid hocanın eserlerinin olduğu kişi ve kurumlara duyurularak ve katılımları sağlanarak, İstanbul’da yapılacak “Hattat Hamid Aytaç Eserleri Sergisi” ile başlatılabilir

İnşallah… Hamid Bey’le ilgili yeteri kadar yayın yapıldı mı?

Bildiğiniz gibi Hattat Hamid Aytaç 18 Mayıs 1982 tarihinde vefât etmiştir. Kameranın icadı 1814 yılıdır ve ilk video kaydedici görüntü ve sesin eşzamanlı kaydı ise 1956 yılında gerçekleştirilmiştir. Hamid hoca ile alâkalı çekilen birkaç dakikalık kısa metrajlı video sayısının 3-5 taneyi geçmediğini ve bu görüntülerinde çok bozuk ve anlaşılmaz olduğunu söylersek, dev bir sanatkâra gösterilen ilgi ve itibarı da anlamış oluruz. Videolar bir tarafa, 80 yıllık aktif sanat hayatı bulunan Hamid hocanın çekilen fotoğraf sayısı da ortadadır. 

DR. HATTAT NECMİ ATİK: HATTAT HAMİD AYTAÇ YAŞADIĞI DÖNEMDE RESMEN YOK SAYILMIŞTIR.

Hamid hoca ile alâkalı, yaşadığı dönemde yapılan gazete haberi sayısı da bellidir ve maalesef bu haberlerde 1980’li yıllarda hastahanede yattığı zamana âittir. Sanatı ile alâkalı yapılan haber ise neredeyse yok hükmündedir. Yine Hamid hocanın yaşadığı dönemde, kendisiyle yapılan mülâkatlar da birkaç taneyi geçmez, bu mülâkatlar da öğrencileri vâsıtasıyla gerçekleştirilmiştir. Yani, Hattat Hamid Aytaç yaşadığı dönemde resmen “yok” sayılmıştır.

Hamid hocanın vefâtından sonraki kendisiyle alâkalı yayınlar ise az da olsa öğrencileri sayesinde olmuş, zaman zaman yapılan anma programları çerçevesinde Hamid hoca hakkında yayınlar yapılmıştır. Hamid hocanın, gündeme geldiği ve hakkında çeşitli yayınların ortaya çıktığı dönem 2000 yılı sonrasıdır. Hat sanatının toplumda karşılık bulması ve devletin hat sanatının öğretildiği ve eğitiminin yapıldığı faklı kurumları açmasıyla Hamid hocanın etkisi hızla artmıştır. Üniversitelerin farklı bölümlerinde hat sanatı konulu panel, sempozyum, makale, tez gibi çalışmaların yapılmasıyla konu, akademik bir hüviyet de kazanmıştır. Yaşadığı dönemde “yok” sayılan Hamid Hoca, vefâtından sonra, hakkında geniş çaplı sempozyumların yapıldığı, makale ve tezlerin yazıldığı, belgesellerin çekildiği bir sanatkâr olmuştur.

Bu alanda yaptığınız değerli çalışmalar için Kuveyt Türk Katılım Bankası nezdinde zatıâlinize teşekkürü borç biliyoruz.

Hâmid Bey’in hatırası Türk hat sanatına yaptığı hizmetlerle doğru orantılı bir şekilde yâd edilmiş midir?

Yâd edilmeye başlandı ve bu bir başlangıç diyelim. İnşaallah devamı gelir.

İnşaallah. Bu meyanda talebelerine, geleneksel sanatlar camiasına, ilgili kurum ve kuruluşlara ne türden görev ve sorumluluklar düşüyor?

Hamid hoca ne kadar “yok” sayıldıysa bile, ölümünden sonra bile olsa güneş hükmündeki talebeleri ve eserleriyle kendini tüm dünyaya göstermeye devam ediyor, yani güneş balçıkla sıvanmıyor. Hamid hoca, altın hükmündedir, hiçbir zaman değerini kaybetmeyecek, ara sıra ârizî düşüşler yaşansa da o her zaman kıymetini koruyacaktır.

İbrahim Ethem Bey, asıl sorun Hamid Hoca sonrasıdır, günümüzdür, yani yaşayan talebeleri ve onların eserleridir. Hamid hoca hakkında ne kadar az bilgiye sahip isek, yaşayan talebeleri konusunda da durumumuz maalesef aynıdır. Hamid hocanın talebelerinden bilinenler ve devamlı gündemde tutulan birkaç kişidir, diğerleri Hamid hoca gibi sanki “yok” hükmündedir.

Günümüzde, Hamid hocanın, malzemeyi hazırlarken dikkat ettiği hususları, meşkederken ah bir elini görsek diye yana yakıla aradığımız maalesef olmayan videoları, olmayan ses kayıtları… gibi, aynı durum Hamid hocanın talebeleri için de -Allah hepsine hayırlı ve sağlıklı ömürler versin- bir müddet sonra söz konusu olacak.

Hamid hoca konusunda ne kadar ah vah edilse, çok fazla yapacak bir şey kalmadı, ama, günümüzde yaşayan talebeleri için durum aynı değildir. Neler yapılabilir, çok şey. Mesela, “Hattat Hamid Aytaç’ın Talebeleri” adlı bir belgesel programı olabilir. Hamid hocanın talebeleri daha sağ iken üniversitelerde tez konusu olabilir, icâzetlerinin de olduğu “Hattat Hamid Aytaç’ın Talebeleri Sergisi” yapılabilir, “Hattat Hamid Aytaç’ın Talebeleri” başlıklı eserlerinin de bulunduğu biyografik bir kitap hazırlanabilir... Söylediklerim şu an düşündüğüm birkaç başlık, bunlar geliştirilebilir ve başka konular da eklenebilir. Milletimizin medâr-ı iftihârı olan kişilerin, bir sonraki kuşaklara sağlıklı ve verimli aktarılabilmesi için o kişiler yaşarken bütün imkânlar kullanılarak yapılmalıdır.  Kısacası, kıymet vermek ve itibar etmek, kişinin yaşadığı dönemde daha verimli, önemli ve anlamlıdır.

Hattat Hamid Aytaç beye rahmeti vesile kılarak iki bölüm halinde yayınladığımız mülakatımıza gösterdiğiniz nazik alaka için şahsım ve kurumum adına teşekkürü borç biliyorum. Var olunuz, kaleminiz dert görmesin. Âmin.

TEŞEKKÜRLER…

Yazımda kullandığım fotoğraflar için arşivlerini paylaşan değerli hattat Prof. Dr. Fatih Özkafa’ya, Hattat Dr. Necmi Atik’e ve Hamid Aytaç portresine yer verdiğimiz Hattat-Ressam Turan Sevgili’ye hususen teşekkür ediyorum.

 

İbrahim Ethem Gören/13.06.2022-Yazı No: 301

 

 

{name}
{content}
+
-
{name}
{content}
+
-

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

SİZİ ARAMAMIZI İSTER MİSİNİZ?

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.

SİTE HARİTASI

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

BİZ SİZİ ARAYALIM

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.