‘HOCALARIN HOCASI’ NİLGÜN GENCER İLE ÇALIŞMALARI VE MİNYATÜR SANATI ÜZERİNE…

‘HOCALARIN HOCASI’ NİLGÜN GENCER İLE ÇALIŞMALARI VE MİNYATÜR SANATI ÜZERİNE…

Nilgün Gencer minyatür sanatımızın duayen isimlerinden biri. 50 yıllık sanat hayatında Türk tezyini sanatlarına birbirinden kıymetli eserler, projeler, kitaplar ve öğrenciler kazandıran sanatkâr Nilgün Gencer ile öznesinde sanat çalışmaları olan bir e-mülakat gerçekleştirdik.

Geleneksel sanatlarla ilginiz nasıl başladı?

İbrahim Ethem Bey, geleneksel sanatlarımıza yönelik alakam babam üzerinden başladı.  Babam matbaacıydı, basın yayın camiasındandı.

Merhumun ismi neydi?

Süleyman Karabakal. Az önce de ifade ettiğim gibi merhum babam matbaacıydı, Babıali’de. Süheyl Ünver Hoca’nın tüm matbaa işlerini yapardı. Ayrıca babam Süheyl Hoca’nın kitap ciltlerini de bizzat kendi elleriyle yapardı, çalışanlarına bırakmazdı.

“BABAMIN SÜHEYL HOCA’YA ÖZEL HÜRMETİ VARDI.”

Süheyl Hoca’ya özel bir hürmeti vardı. Ben resim yapmayı çok seviyordum. Babam bir gün ben 19 yaşındayken (1970 yılında) bana “gel seni Süheyl Hoca’yla tanıştırayım. Oradaki çalışmalarını görmeni istiyorum” dedi. Ben bu şekilde tanıştım Süheyl Hoca’yla.

Nerede tanıştınız?

Cerrahpaşa Tıp Tarihi Kürsüsü Türk Süsleme Sanatları dersinde tanıştım.

Böylelikle Cerrahpaşa Tıp Tarihi Kürsüsü Deontoloji Anabilim Dalı’nda Süheyl Ünver hocanın tezyini sanatlar seminerlerine katıldınız. ‘Kürsü’nün ortamından söz eder misiniz?

 

Tabii ki. Beni çok etlimleyken bir ortamdı. Türk’ler kadar, belki de daha fazla yabancı öğrenciler vardı. Kursta sanat, kültür ve medeniyet seminerleri Türkçe’nin yanında İngilizce ve Almanca olarak da veriliyordu. Süheyl Hoca işin başındaydı.

Asistanları kimlerdi?

Azade Akar ve Melek Antel. Derslere Cahide Keskiner de gelirdi. Ben o ortamdan çok etkilendim. Ve orada derslere başlama kararı aldım. Bu sanatlarla ilgim bu şekilde başladı. Olağanüstü çalışmalar yapılıyordu.

Cerrahpaşa’da nasıl bir eğitim süreci vardı? Neler öğrendiniz?

Cerrahpaşa’da olağanüstü bir sanat çalışması vardı, son derece ciddi ve disiplinliydi, uluslararası bir platform gibiydi. Yabancı öğrencilerin yoğun olduğu bir ortamda arz ettiğim gibi disiplinli bir eğitim görüyorduk.

Süheyl Bey’den klasik dönemlerin kronolojisini öğrenmeden yeniliklerin yapılamayacağını öğrendim. Bu şekilde çok disiplinli bir şekilde çalıştık. Uzun yıllar röprodüksiyon çalışmaları yaptık. Süheyl Hoca orijinal eserlerin kopyaları için “geçmişten gelen mektuplardır, iyi okumazsanız cevabını da yazamazsınız” derdi.

Süheyl Bey’den uzun yıllar Türk tezyini sanatlarının alfabesini öğrendik. Çağdaş yorumlar yapmak için bir alt yapı gerekiyordu. Süheyl Hoca’nın derslerinde sık sık tekrar ettiği bir hakikat vardı: Sanat taklid ile öğrenilir. Bununla birlikte taklit ile ilerlemez” Bu çok önemli bir tesbittir.

Birlikte ders aldığınız arkadaşlarınız kimlerdi?

Semih İrteş, rahmetli Nusret Çolpan, Günseli Kato, Sevgi Yılmaz ve İlhan Gökşen ile birlikte dersler aldık. Arkadaşlarım bunlardı.

Süheyl Bey nasıl bir hocaydı?

Süheyl Bey son derece nazik bir hocaydı. Son derece disiplinliydi. Yanlış yapan öğrencisini incitmeden eleştirirdi. “Yanlış yapmazsanız doğruyu da öğrenemezsiniz, yanlış da bir nakıştır” diyerek hata yapan öğrencilerini yüreklendirirdi.

Merhumun Hoca’nın Türk tezyini sanatlarına yaptığı hizmetler ve ürettiği katma değer için neler söylemek istersiniz?

Türk tezyini sanatlarına yaptığı hizmetler sınırsızdır. Süheyl Hoca’nın o yönlerini anlatırsam uzayıp gider… İnanılmaz eserler vermiş, binlerce kitap ortaya çıkarmıştır.

Tıp doktorluğu hizmetlerinin yanı sıra 1936 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’nde Türk Minyatürü hocalığı yapmaya başlamış bu hocalığı 1956 yılına kadar sürmüştür. Süheyl Hoca 1939’da Profesör, 1954’te de Ordinaryüs Profesör olmuştur. 1951’de Dr. A. Süheyl Ünver Arşiv ve Kütüphanesi’ni kurarak irfanımıza 3.000 kadar yazma ve nadir baskı kitaplarla birlikte beş bin kadar sanat eseri örnekleri ve binlerce not bırakmıştır. Yırtışında 28 sergi açmıştır. 18’i yabancı olmak üzere birçok derneğin üyesi olmuş, muhtelif ödüller kazanmıştır. Tıbbın yanı sıra kültür ve sanat alanında da sayımız eserler vermiştir. Her zaman saygı ve rahmetle anıyoruz.

Cahide Keskiner ve Ülker Erke hocalara rahmet olsun, Azade Akar sağlıkla yaşasın… Keskiner, Erke ve Akar’ın geleneksel sanatlarımızın aktarımına yönelik katkılarını değerlendirir misiniz?

Azada Hocama saygılar, diğer hocalarımı rahmet, minnet ve şükran ile anıyorum. Geleneksel sanatlarla ilgili aktarımlarında çok başarılı olarak, sayısız eserler bırakıp, birbirinden kıymetli talebeler, hocalar yetiştirerek öz sanatlarımızın gelecek kuşaklara aktarılması hususunda önemli bir köprü hizmeti görmüşlerdir.

NİLGÜN GENCER: PORTRE ÇALIŞMALARI SEVİYORUM.

Minyatür sanatında nasıl karar kıldınız?

Ben portre ağırlıklı çalışmaları seviyor(d)um. Bu konudaki yeteneğimi Süheyl Hoca da tesbit ve teşvik etti. Böylelikle tezhip eğitimimden sonra minyatür çalışmaya başladım. Sonrasında minyatür, tercihim oldu. Uzun süre Süheyl Hoca’nın gözetiminde minyatür yaptım. Bir müddet sonra Süheyl Hoca benden matematik araştırmaları profesörü, İstanbul Üniversitesi Rektörü Nazım Terzioğlu’nun portresini yapmamı istedi. Ben de portreyi yaptım. Hocam da, Rektör Bey de beğendi.

Söz konusu portre şu anda nerede bulunuyor?

Bugün o portre Matematik Araştırma Enstitüsü’nde bulunmaktadır.

Minyatür sanatının günümüzde geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Minyatür sanatının günümüzde geldiği nokta maalesef pek iç açıcı değil. Talep çok ama hoca yok! Yetersiz hocalar eliyle maalesef bizim minyatür sanatımız ve dolayısıyla Türk süsleme sanatlarımız riske girmekte…

“NOTA BİLMEYEN BESTE YAPAMAZ!”

İbrahim Ethem Bey, minyatür sanatında ilerleyebilmek için evvelemirde çok uzun yıllar röprodüksiyon çalışmak lazım. Bu işin altyapısını öğrenmeden “çağdaş yorum” adı altında birçok yanlışlar yapılıyor. Nota bilmeyen beste yapamaz!

Geleneksel sanatlarda yenilikçiler-gelenekçiler şeklinde bir gündem var. Minyatür sanatında gelenek ve yenilik konusunda neler söylemek istersiniz?

Geleneği bilmeyen yeniliği yapamaz. Süheyl Ünver Bey’in bu konuda çok önemli sözleri vardır: “Maziye dönülmez ama maziden hız alınır. Sanat taklid ile öğrenilir, taklid ile ilerlemez.” Ancak ve ancak geleneği çok iyi tanıdıktan sonra geleneğe bir takım yeni kapılar açabilirsiniz. Süheyl Hoca’nın arz ettiğim sözlerinde de yeniliğe ne kadar açık olduğu görülüyor.

Bugünün minyatür sanatı çalışmalarıyla dünü kıyaslar mısınız?

Dünü kıyaslarsam… Eskiden azınlıktık, doğru ellerde disiplinli çalışmalar yapıyor, geleneği bozmadan işlerimizi ilerletiyorduk. Bugünün minyatür çalışmaları kontrolsüz bir şekilde gidiyor. Minyatür sanatımız İran taklitleriyle Türk minyatüründen ayrılarak hızla yozlaşıyor.

Belgesel nitelikli minyatür eserleriniz hakkında bilgi verir misiniz? Bu alana hangi saiklerle yöneldiniz?

Minyatürün tarihi belgelemek adına birçok özelliği vardır. Minyatür sanatıyla, sayfalar dolusu yazmak istediğiniz yazıyı bir resimle anlatma şansına sahipsiniz.

GENCER: KAYBOLAN DEĞERLERİMİZİ CANLARDIRMAYA ÇALIŞIYORUM.

Ben de bu minyatürün bu alanlarından yararlanarak belgesel nitelikli Türkiye konulu çalışmalar yaptım/yapıyorum. Gelecek kuşaklar adına bir kültür hizmeti olarak kaybolan değerlerimizi canlandırmaya çalışıyorum.

Bu çerçevede ortaya çıkan projeleriniz/eserleriniz nelerdir?

Belgesel nitelikli minyatürlerimde ortaya çıkan projeler… Birincisi Uluslararası Moda Festivali... Daha önce moda tasarımı alanında eğitim aldım. Hilton’da düzenlenen Uluslararası Moda Festivali’ne Selçuklu desenleriyle katıldım. Sonra ‘Antalya Yaşayan Medeniyetler Projesi’ vardı. Orada 27 antik kentin kalıntılarını resimledim. Daha sonra Kültürlerin Kesiştiği Ülke: Türkiye konulu belgesel çalışmalarını yaptım. Akabinde Çağdaş Minyatüre Bir Bakış isimli kitap ve sergi ortaya çıktı. Bunları Aşk-ı Türkiye sergisi takip etti.

Uzun soluklu ve süreli eserlerden bahsediyorsunuz…

Evet İbrahim Ethem Bey, bu çalışmalar yaklaşık 30 yılımı aldı. Öğrencilerimle Kuşlar sergimiz oldu. Sonra Deniz Müzesi’nde ‘Altı Ütü Su Projesi’/Derinlikler sergisini gerçekleştirdik. Burada iklim dengesizliklerine dikkat çekmek istedik. Bu önemli bir sergiydi, insanlık tarihi için farkındalık sergisiydi. Burada Tasavvuf, Kurgu Bilim, İlim, Arkeoloji, Tarih, Zamanda Yolculuk ve Mitoloji gibi konuları işledik.

STK’larda da hizmetlerinize şahit oluyoruz…

Evet, bir çok derneğin üyesiyim. BASAT, Klasik Türk Sanatları Vakfı, Mim Sanat Akademisi bunların başında geliyor. Bu dernekler kanalıyla da birçok sergiye katkımız oldu,  ayrıca özel protokol sergileriyle de yurt içinde ve yurtdışında ülkemi temsil ettim.

Eserleriniz nerelerde, hangi koleksiyon ve müzelerde bulunuyor/sergileniyor?

İstanbul Matematik Araştırma Enstitüsü’nde, Basın Müzesi’nde, Samsun Çarşamba Müzesi’nde (“Çarşambayı sel aldı” türküsünün hikâyesini üç minyatürle anlattım) Şişli Atatürk Müzesi’nde, Sakarya Müzesi’nde ve Rahmi Koç Müzesi’nde eserlerim bulunmaktadır. Minyatürlerim ABD ve Almanya’da özel koleksiyonlarda yer almaktadır.

Minyatürlerinizin alametifarikası nedir?

Minyatürlerimin alametifarikasına gelince… Minyatürde perspektif algısının olmamasından yararlanarak her santimetre karede birbirinden bağımsız ayrı ayrı tablolar resimlerim. Siz bir tabloya bakarken birçok tablo ile yüzleşirsiniz.

Bir eserinizin hikâyesini dinlemek isteriz?

‘Türkiye Haritası’nın hikâyesini anlatmak isterim… Türkiye Kültür ve Sanat Haritası isimli çalışmam benim iki yılımı aldı. Bu çalışmayı Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen All-Arts’da sergilerken, eserin tanıtım kartına açıklama sadedinden 8 Mevsim Bir Resim ibaresini yazdım.

Neden?

Çünkü ben o sekiz mevsimi görmemiştim. İki yıl boyunca günde on iki saat ‘Türkiye Haritası’nı çalışmıştı.

Haritada neler var?

Ülkemin kültürel değerlerini, karakteristik mimari yapısını, kaybolan geleneklerini bu haritada resimledim.

“MİNYATÜR SANAÇISI BİLDİĞİNİ DE YAPABİLİR.”

Minyatür sanatçısı gördüğünü değil bildiğini de yapabilir. Kuşbakışı görüntüye cepheden yaklaşabilir. Tarihsel seyri ile bir araya gelemeyecek konuları ve olayları aynı karede resmedebilir.

Hikâye demiştik…

Türkiye Haritası üzerinde çalıştığım dönemde ilk yerli gemimiz olan amfibinin denize indirilme heyecanı yaşanıyordu. Ben o gemiyi resimledim. Aynı zamanda Arap Baharı olayları da yaşanıyordu. Ben haritada o bölgeye barış güvercinleri kodum. Huzur ve banış dolu bir dünya ve Türkiye diliyorum.

Minyatür sanatı lisan-ı haliyle size neler söylüyor?

Bunun cevabı şöyle…

“MİNYATÜRÜN BİR ADI DA SÖZ SANATIDIR.”

Minyatürün bir adı da söz sanatıdır. Anlatan resimdir. Sayfalar dolusu yazıları ya da kitaplar dolusu bir konuyu bir minyatürle anlatabilirsiniz. Mesela ben Koç Ailesi için de böyle bir çalışma yaptım. Bu eserim şu anda Sütlüce’deki Koç Müzesi’nde sergileniyor.

Bir minyatür levhasını tamamladığınızda kendinizi eserin neresinde görüyorsunuz?

Kendimi eserin her yerinde görürüm. Kurgu, tasarım, renk aşaması, ritmik disiplin, yaşanan olayı şifreleme… Benim çalışmalarımda bunlar hep vardır. Onun için her yerinde görürüm kendimi.

Sanatla terapi çalışmalarınızdan söz eder misiniz?

Sanatla terapi çalışmalarına ilk olarak 1989 yılında eşimin turizm sektöründe görev alması nedeniyle adım attım. Eşimin görevi nedeniyle Antalya’da turistik bir otelde yaşıyorduk. 5 senem 5 yıldızlı bir otelde geçti. Orada müdür eşleri bunalıma girmişti, iş güç olmayınca… Ben onları odamda toplayarak İstanbul’dan kaynak ve malzeme getirip Türk Süsleme Sanatları dersleri vermeye başladım. Ve çok olumlu geçmeye başladı derslerimiz. Otel yönetim kurulu bunları görünce çok etkilendi. Beni kış sezonunda haftada 16 saat yabancı konuklara ders vermeye yönelik bir programa ikna ettiler. Sanatla terapi çalışmalarım böylelikle başladı. Yabancı konuklara haftada 16 saat ders veriyordum. Bu arada otelin sanat yönetmenliği vazifesini de üstlenmiştim. Beni çok etkileyen bu derslerime Avusturyalı, genç, felçli bir anne de katılım sağlıyordu. İki çocuk annesiydi ve tekerlekli sandalyede olduğu halde derslerime geliyordu.

15 günlük programlar halinde geliyordu turistler. Mini sergiler de düzenliyordum. Felçli annenin eşi, dönecekleri gün yanıma geldi ve “biz 15 gün daha burada kalıp sizin seminerlerinize iştirak edeceğiz, eşim derslerinizden çok mutlu oldu” dedi. Rehabilitasyon gibi gelmiş kendisine. Bu nedenle 15 gün daha kaldılar. Bu çift Avusturya’ya giderken kendilerine orada da çalışabilecekleri bir ders programı verdim. Derslerime iştirak eden yabancı konuklar bir sene sonra benim derslerime tekrar katılabilmek için bizim oteli tercih ediyorlardı. Türk Süsleme sanatları onları o kadar etkilemişti. Bir kültürü hizmeti yapıyordum ülkem adına.

Mim Sanat Akademisi’nde dersler veriyorsunuz. Akademiden, derslerinizin içeriğinden, eğitim süreçlerinden bahseder misiniz?

Mim Sanat’ta önce klasik eğitimin kronolojik süreçlerini öğretiyorum. Reprodüksiyon çalışmalarıyla başlıyoruz. Akabinde sanat tarihi derslerimiz geliyor. Sonrasında da tasarım ve kurgu aşamaları ve projeler geliyor. Bu şekilde titiz çalımalar yaparak derslerimize devam ediyoruz.

Mim Sanat Akademisi’nde devlet koruması altındaki çocuklarımıza yönelik yürütülen sanatla terapi çalışmalarını da konuşalım…

Mim Sanat’taki özel çocuklarımıza yönelik farklı bir çalışma uyguluyorum. Ben onlara “özel çocuklarımız” diyorum. Çok zor olan minyatür sanatını 9-11 yaş aralığındaki çocuklara göre animasyon şeklinde dersler veriyorum. Çocukların programları her zaman bizim istediğimiz gibi ders akışlarına uymayabiliyor. Her zaman gelemeyebiliyorlar. Çocuklar bazen başka okullara geçebiliyor. Bununla birlikte o çocuklara benimle oldukları süreçte onlara daha fazla nasıl faydalı olabilirim diye eğitim şeklini onlara göre uyarlıyorum. Ana göre eğitim çözümleri üretiyorum.

“HAYAT HEP DERS VERMEK DEĞİL!”

Çünkü öfke nöbeti geçiren çocuklar da var. Mesela bazıları teneffüslere bile çıkmıyor, daha fala derste kalmak istiyorlar. Orada anlık birçok şey yaşıyorum. Sonuçta özel çocuklarımız mutlu olarak ayrılıyorlar. Hayat hep ders vermek değil biz de onlardan ders alıyoruz.

Sizin ilave etmek istediğiniz hususlar nelerdir?

Türk süsleme sanatları hobi gibi çalışılacak, sanatlar değildir. Çok disiplin, bilgi birikimi gerekir, uzun yıllar reprodüksiyon çalışmak gerekir. Tarihe ve kültürümüze sahip çıkmak istiyorsak bu sanata saygı duymak zorundayız.

Son olarak okuyucularımıza nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

Süheyl Hocayla başladık, yine onunla bitirmek isterim.

Tabii ki…

Bizden sonraki senelerde Türk Süsleme sanatlarının tarihine bakıldığında 20’inci asrın Türk Süslemesi tarihi Süheyl Ünver hocamızın adı ile geçecektir. Süheyl Bey, ihmal edilmiş, unutulmuş, İran-Arap ekollerinin içinde kaynayıp gitmiş olan bizim öz sanatımızı canlandıran, esi Türk sanatlarını tekrar dünyaya tanıtan bir zattır. 20’inci asır Türk Süsleme ekolünün müessisi olan Süheyl Ünver hocamı saygı, şükran, minnet ve rahmetle anıyorum…

İlginiz için teşekkür ediyorum.

Ben de teşekkür ediyorum İbrahim Ethem Bey.

 

İbrahim Ethem Gören/16.11.2020

 

{name}
{content}
+
-
{name}
{content}
+
-

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

SİZİ ARAMAMIZI İSTER MİSİNİZ?

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.

SİTE HARİTASI

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

BİZ SİZİ ARAYALIM

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.