MÜNİR USTA İLE AHŞAP YAKMA SANATI ÜZERİNE...

MÜNİR USTA İLE AHŞAP YAKMA SANATI ÜZERİNE…

Münir Erbörü ahşabı yakarak sanata dönüştüren hakikatli bir usta… Münir Usta Cumhuriyet döneminde hüsn-i hat sanatını ahşap yüzeylere yakma yöntemiyle aktaran ilk sanatkâr olma hususiyetini haiz, fütüvvet ehli bir zat.

Anadolu coğrafyasında Selçuklular döneminde icra edilmekte olan Ahşap yakma sanatı Osmanlı asırlarından sonra unutularak bir nevi nisyan karanlığının içerisinde kalmış. Amerikalıların ‘Kızılderili Sanatı’ olarak kendilerine mâl etmek istedikleri atalar sanatımıza 40 yıldır emek veren, bu alanda binlerce eser, yüzlerce öğrenci yetiştiren ‘ustaların ustası’ Münir Erbörü ile Taşdelen’deki atölyesinde hayatı, mesleği, meslek ahlâkı, sanatı ve sanatının incelikleri üzerine konuştuk.

Sizi tanıyabilir miyiz?

İsmim Münir Erbörü. 1942 Konya doğumluyum. İlkokulu bitirdikten sonra memleketimde ortaokula devam ettim. İki yıl sonra ayrıldım.

Neden ayrıldınız?

Babam beni henüz sekiz yaşımdayken yanına, işyerine götürüyordu.

Babanız ne işle meşgul oluyordu?

Çarıkçıydı. Çarık yapıyordu. Beni yanına aldı. Böylelikle ticareti, sanatı ve zanaatı sevdim. Bunun için ortaokuldan ayrıldım. Babamın yanında çarıkçılık mesleğinin sırlarını öğrenmeye başladım. 18 yaşına kadar da çarıkçılık yaptım.

Hangi yıllar?

1952’den 1960 yılına kadar. O tarihlerde Konya Kapu Camii yakınında işyerimiz vardı. Kendi mülkümüz.

Kapu Camii deyince Tahir Büyükkörükçü hocaefendiye de rahmet niyaz edelim…

Rahmet olsun. Konya’ya, Türkiye’ye, irfanımıza hizmetleri büyüktür.

“KONYA’NIN KÖYLÜLERİ ÇARIK GİYERDİ…”

Tekrar çarığa gelelim. Çarığı kimler alırdı?

Köylüler ve kasaba sakinleri alırdı. Konya’nın civarından, köylerinden, Beyşehir’den, Karaman’dan, Akşehir’den ve Ereğli’den çarık almaya gelirlerdi.

-Münir ustamız bu esnada eline 1958 yılında yaptığı bir çarığı alıyor. 62 yıl önce, henüz bir çırak iken yaptığı çarıkta has derinin kokusuna emeğin, alın terinin ve dahi Anadolu ahilerinin bilgeliği karışmış.-

Çocuk denecek yaşta melekle, zanaatla tanışmışsınız…

Evet, o zaman öyleydi, çocuklar hayatın içinde mesleği, sanatı, zanaatı ve insanlığı öğrenirlerdi. Şimdiki çocuklar hiçbir şey yapmıyor. Biz altı yaşında iş yapandık. Dizlerim falçata, bıçak yaralarıyla doludur.

-Çarığı tekrar elime alıyorum ve çarık özelinde konuşmaya devam ediyoruz…-

Bildiğimiz ham deri. Kurban bayramlarında ham derileri toplar, bunları tuzlar, dürer ve depolardık. Zaman geçtikten sonra dört metre derinliğinde, 5x10 m. çapında kuyulara kireç atar (kireçler kaya şeklinde olurdu) orayı suyla doldurur, kirecin yanmasını beklerdik. Kireç patlayıp eridikten sonra ham deriyi içene salardık. Deri orada 3 gün kalırdı. Üç gün sonra çıkartıp yatay şekilde kesilmiş bir ağacın üzerine yatırarak kendine mahsus bıçakla kıllarını kazırdık. Sonra yıkar, sererdik. Fazla kuramadan, derinin üzerine çarığın ıstampasını koyar, keser, sonra üst kısımlarından sırım çekilir, sonra da delerek çarığı meydana getirdik.

Çarıkçı neler yapar?

Altı lastik, üstü gönden çarık diker. Köylülere satar.

Çarıkları köylülere kaç liraya satardınız?

7-8 lira.

Kaç yıl çarıkçılık yaptınız?

18 yaşına kadar devam ettirdim.

“ÇARIKÇILIĞIN KIYMETİ BİLİNMEDİ.”

Sonra…

18 yaşından sonra çarıkçılığın kıymeti bilinmediği için manifatura tezgâhtarlığına başladım. İki sene manifaturacılık, tezgâhtarlık yaptım.

Ne alıp ne sattınız?

Kumaş, basma, kadife, tül, tırıl.

Tırıl nedir?

Tırıl beyaz bir kumaştır, eskiden tırılla iç gömleği ve pijama dikilirdi.

Sonra…

Sonra askere gittim.

Nerede askerlik yaptınız?

Ankara Çankaya’da muhafız alayında askerlik yaptım. Yirmi dört ay askerlik yaptım.

Benim hesabıma göre 1960 Darbesi’nden hemen sonra askerlik yaptınız. Biraz da askerlik hatıralarınıza değinelim…

Hatıralarım çoktur. 1963 senesinde Talat Aydemir’le Alparslan Türkeş yapılan ihtilâli kabul etmediler. Aslında kendileri de işin içindeydi. Fakat ihtilalciler sözünde durmadı. Kendi aralarındaki mutabakata göre yönetimi üç ay içinde sivillere devredeceklerdi. Zamanın Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’di, Başbakan İsmet İnönü’ydü. Yönetimi sivillere bırakmak istemediler. Bunun üzerine Talat Aydemir ve Alparslan Türkeş ihtilalcilerin düşüncelerine karşı çıkarak karşı bir ihtilâl yapmak için teşebbüse geçti. Alparslan Türkeş radyoevine, Talat Aydemir de Çankaya’ya hareket etti. Biz o zaman Çankaya’da askerdik. Çıkan çatışma esnasında bir asteğmenimiz, bir erimiz ve bir binbaşımız vefat etti. Karşı ihtilâl sonuçsuz kaldı, Talat Aydemir’i öldürdüler, Alparslan Türkeş’i de tırnaklarını çekerek Hindistan’a sürdüler.

Ben ayrıca İsmet İnönü’nün evinde 3-4 ay kadar nöbet tuttum.

Askerlik dönüşü neler yaptınız?

Tezkeremi alır almaz memleketime döndüm. Konya’da, Hükümet Konağı’nın yanında manifaturacı dükkânı açtım.  Üç sene çalıştıktan sonra bırakıp İstanbul’a geldim.

Evliliğinizden bahsetmediniz?

O arada, 1965 senesinde Aynur Hanımla evlendim. Bir yıl sonra kızım Zehra Nur dünyaya geldi.

Sonra…

1968 senesinde İstanbul’a geldim.

İstanbul’da neler yaptınız?

Baba mesleğime devam etmek için Bayrampaşa’da ayakkabıcı dükkânı açtım.

Dükkânda neler yapıyordunuz?

Klasik bayan, erkek ve çocuk ayakkabılarını alıp sattık. İki yıl boyunca 1970 yılına kadar bu şekilde devam ettik. Sonra ailemin akrabaları, kayınpederim, kayın biraderim ile birlikte ortak bir toptan ayakkabı ve spor mağazası açtık, şirket olduk.

Şirketin ismi neydi?

Ali Yamak ve Ortakları Kolektif Şirketi…

Siz bu şirkette neler yaptınız?

Orada benim vazifem Türkiye’yi dolaşıp plasiyerlik yapmaktı. Spor ayakkabısı, mes, mes lastiği, çizme, terlik vs. sattık. Ben numune ile gider, gezer, siparişleri alır, malların satılmasını temin ederdim.

Daha sonra…

1979 senesinde şirketimiz dağıldı?

Neden dağıldı?

Ortaklarımız arasında muhtelif anlaşmazlıklar çıktı. Ben de böylelikle ayrıldım.

Kendi başınıza iş mi kurdunuz?

Evet.

Ne yaptınız?

Aynı işe 20 sene boyunca, 1999 yılına kadar devam ettim. Yalnız olduğum için fazla dayanamadım ve ticaret ahlâkı benim karakterime uymadığından bıraktım.

Ticaret ahlâkı için de bir paragraf açalım…

Genelde ahlâk önemli.

“BEŞERÎ MÜNASEBETLER AHLÂK ÜZERİNE BİNA EDİLİR.”

Hayatın tüm şubeleri, beşerî münasebetler, iş, ticaret, sanat, zanaat ahlâk üzerine bina edilir. Bir işin temelinde ahlâk yoksa en basitinden bereket ortadan kalkar. Geriye içi boş, mesnetsiz bir yığın kalır. Ticaretin özü, esası ahlâktır, sanatın ve zanaatın da öyle…

1999’dan sonra neler yaptınız?

Bir sene boş gezdim. Baktım olmayacak. Bayrampaşa’da yarı toptan, yarı perakende gıda işine girdim.

Hangi ürünler alıp sattınız?

Şeker, çay ve bakliyat ürünleri ve un sattım. Beş sene sonra bunu da bıraktım. Akabinde birkaç yıl, 2005 yılına kadar Güneşli’de bakkaliye dükkânı işlettim.

Sözün bu yerinde sanat hayatınıza ve ahşap yakma sanatına giriş yapalım müsaadenizle. Sanatla nasıl tanıştınız?

Ağabeyim Arif Erbörü (rahmet olsun) sanat okulunda elektrik bölümündeydi. Havya makinesi yapıp talebelerine satıyordu?

Hayva makinesi nedir?

Havya makinesi ucu değişebilen, gücü 40 volta kadar düşürülmüş, ayarlı ve ayarsız makinelerdir. Ucunda ince, krom tel vardır.

Ağabeyim bana bir adet havya makinası verdi. “Sen resim yapmayı seversin, sana bir tane vereyim?” dedi. Kendisine “Bu ne işe yarar dediğimde” aldığım cevap şöyle olmuştu: “Ahşabın üzerine isim, muhtelif tabiat motifleri, insan ve hayvan resimleri çizip yakabilirsin.”

Ben de havya makinesini alıp İstanbul’a getirdim.

Tarih…

1978 senesinden bahsediyoruz.

Akşamları işten dönünce onunla ufak çapta ahşabın üzerine resimler kopyalayarak yakmaya başladım. Çalışmalarım gün geçtikçe etrafımda ilgi görmeye başladı. Ben de bunu daha büyük ölçekte yapmaya başlayıp elimdeki eserleri şimdiki ismiyle Yeryüzü Doktorları olan dernekte sergilemeye başladım.

İlgi gördü mü?

Oldukça fazla ilgi gördü. Böylelikle daha yoğun çalışarak bu sanatı icra etmeye başladım.

Ticareti bıraktıktan sonra 2005 yılında Küçükayasofya’da küçük bir atölye açtım. Ve burada, atölyemde ahşap yakmaya başladım. Bu arada eserlerimi de sanatseverler talep etmeye başladı. Diğer yandan üniversite öğrencileri, meraklılar, ev hanımları “ders verir misiniz?” diye kapımı aşındırmaya başladı. Ve böylelikle ben de talebe yetiştirmeye başladım.

Ahşap yakma sanatını nasıl tarif edersiniz?

Kısaca ahşabın yakılarak sanata ve zanaata dönüştürülmesidir. Bilindiği üzere bir mesleği görerek, ustanın elinden çıktığı gibi yapmak zanaattır. Zanaata kendi ruhunuzu, estetik değerlerinizi, kendi yorumunuzu katmak ise sanattır. Bu perspektiften hareketle yakmak istediğiniz bir resmi, tabloyu yahut gravürü istediğiniz ebatta büyütür, ona göre ahşabınızı ayarlar ve yakarak tamamlarsınız.

KAVAK, IHLAMUR VE HUŞ AĞAÇLARI…

Hangi ahşapları kullanıyorsunuz?

Ham mdf, kavak, ıhlamur, huş ağacı ve kontrplak.

Bahsettiğiniz malzemeyi nasıl işliyorsunuz?

Bunların üzerine büyüttüğümüz resimlerin kopyasını koyar, altına karbon kâğıdıyla geçiririz. Ahşaba aktardıktan sonra havya ile yavaş yavaş yakmaya başlarsınız.

Burada ustalık nerede?

Resme, figüre derinlik vermekte, gölgelendirmekte. Resimlerde, figürde çizgi olmayacağı için gölgelendirmeye çok dikkat etmek lazım.

Bir ahşap yakma eseri nasıl tamamlanır?

Çalışma yakıp bitirildikten sonra verniklenir, sonra da çerçeve yapılır. Böylelikle sevdiklerinize, eşinize, dostunuza verirsiniz.

42 yılda hayva size neler öğretti?

Havya bana öncelikle insanlığı öğretti. İnsan olmak kadar insan tabiatı üzerine yaşayabilmek de önemli… Daha sonra bana hüsn-i hat sanatını öğretti, resmi öğretti, perspektifi öğretti.

Ustanız var mıydı?

Ustam yok. İlk defa başladığımda Türkiye’de iki kişiydik. Biri Selahattin Ölçeroğlu… Dünyada ahşabın üzerine ilk defa hat aktaran biiznillah benim.

Ahşap yakma sabır işi. Öğrencileriniz ne kadar sabırlı?

İbrahim Ethem Bey, bahsettiğiniz gibi ahşap yakma sanatı bizatihi sabır işi. Sabır olmazsa hemen her işte muvaffak olunamayacağı gibi ahşap yakmada da tutunamazsınız.

Öğrencilerinizden bahsedelim biraz da…

Kabiliyetler Allah vergisidir. Bildiklerinizi muhataplarınıza öğretmelisiniz. Sanat ve zanaatta usta bildiklerini kendine saklamaz, her ne biliyorsa öğrencilerine gösterir. Bu mülahazalarla tüm öğrendiklerimi de 400 öğrenciye aktardım.

“SANAT, KABİLİYET ALLAH VERGİSİDİR.”

Talebe yetiştirme hizmetinden ücret almıyorum. Hiç kimseden bir kuruş almadım. Bu bir Allah vergisi. Allah vergisi parayla satılamaz.

Az önce bahsettim, lakin tekrar faydalıdır. Ahşap yakma sanatını icra etmezden önce sabrı tahsil etmek gerekir. Sabır bu sanat ve zanaatta olmazsa olmazdır. Bu sanatın %80’i sabır, %10’u bilgi, %10’u da el becerisidir.

Böylelikle tüm bildiklerimi talebelerime aktardım. Bu sanat on senedir tamamen Türkiye’ye yayılmış durumdadır. Belediyelerin açmış olduğu meslek ve sanat kurslarında beş senedir ders olarak verilmektedir.

Siz belediyelerin meslek ve sanat edindirme kurslarında dersler verdiniz mi?

Maalesef İbrahim Ethem Bey, beni ilkokul mezunu olduğum için kabul etmediler. Olsun, benim öğrencilerim dersleri veriyor. Böylelikle benim hasenat hesabıma da yazılıyor! İstanbul’un 5-6 merkezindeki kurslarda ahşap yakma sanatının incelikleri öğretiliyor, ağırlıklı olarak da İstanbul’un Anadolu yakasında…

Eserler nasıl değerlendiriyorsunuz?

İsteyenlere satıyoruz, imkânı olmayanlara hediye olarak veriyoruz.

MÜNİR ERBÖRÜ: GÖNLÜMÜZ ZENGİN

Gönlünüz zengin… Aşağı yukarı 100’ün üzerinde camilerde yazılarım vardır. Türkiye’nin muhtelif bölgelerinde 100’den fazla camiye tablolarımı hediye ettim.

Hangi camilerde var?

Pek çok camii de var, Allah bana 2014 yılında Amasya’nın Taşova ilçesinin Hüsnüoğlu köyünün Dazlı mahallesinde bir cami yaptırmaya nasip etti. Bu camide pek çok çalışmam yer alıyor.

Konyalısınız Konya’ya, ya da ikamet ettiğiniz İstanbul’a değil de neden Taşova’yı tercih ettiniz?

Buraya camii yaptırmama sebep olan ayakkabıcılık yaptığım yıllarda Amasya Dazlı köylü, tezgâhtarım Selahattin Çav’dır. Babası köyün ileri gelenlerden biriydi. “Bizim oranın camii yok, bizim oraya bir cami yaptır” derdi. Ben de “Kısmet” deyip geçerdim.

Sonradan Amasya’dan bir talebem bana gelip eğitim aldı. Eli çok düzgündü, bir yıl içerisinde mesleği öğrendi, güzel icra etmeye ve öğretmeye başladı. Kısa bir süre sonra da öğrencileriyle birlikte Amasya’da sergi açtı. Beni de serginin açılışı için ‘şehzadeler şehri’ne davet etti. Amasya’ya gittim. Sergiyi açtıktan sonra ‘cami meselesi’ aklıma geldi. “Beni Dazlı köyüne götürür müsünüz?” dedim. Köye gittik. Cami yapılacak yeri gösterdiler.

Köyde cami yok muydu?

Dört metrekarelik bir odayı cami olarak kullanıyorlarmış. Dedim ki “camiiniz burası mı?” “Evet, burası” dediler. Ve kadrolu imamı da varmış.

Bir eve davet ettiler. Çay ikramında bulundular. “Bana bir kâğıt ve kalem verir misiniz?” dedim. Bir cami planı çizdim. Sonra da köyün nüfusunu sordum. 120 kişi kadar dediler. Köyün ve gelecek misafirlerin tamamını alabilecek şekilde ölçü koyarak orada planı çizdim. “Aranızda inşaatla ilgilenen var mı?” diye sordum. “Var” dediler, çağırdılar, planı gösterdim. Pazarlığını yaptık. Bir senede camii bitirdik hamd olsun. Bir yıl sonra açmaya gittik. Güzel bir ziyafet verdik. Elhamdülillah, Rabbim bize nasip etti. Camiinin içini de biiznillah eserlerimizle tezyin ettik.

Tekrar sanatınıza dönelim… Birkaç sanatçının yaptığını icra edebiliyoruz. Hattını, tezhibini, minyatürünü…

Bu böyledir İbrahim Ethem Bey. Ahşap yakma sanatında yazıyı da yaparsınız, tezyinat unsuru olarak da tezhibini ve minyatürünü…

Şimdiki azmanda neler yapıyorsunuz?

Artık ince işçilik gerektiren şeyleri yapamıyorum. Muhataplarımın evlerinde, işyerlerinde kullanacakları sehba, sandık, kutu ve salon masalarının üzerlerini yakıyorum.

“BIRAKTIM SAYILIR…”

Artık çok yoruldum, ellerim de titriyor… Bıraktım sayılır… Bununla birlikte bilgi edinmek isteyenlere de yardımcı oluyorum.

Hüsni hat sanatının anatomisini nasıl öğrendiniz?

Bakarak, görerek, inceleyerek, hattın ruhuna, arka planına, mânâ planına nüfuz ederek… Yazıyı ahşabın üzerine aktarırken dikkat etmek lazım. Bahsettiğiniz gibi harfin anatomisini bozmamak lazım. Yıllar yılı hat yaktığım için bir meleke kesbettim. Yüzlerce, belki binlerce ahşap üzerine yazıyı havya ile aktardım.

Kuran-ı Kerim’e de hizmetiniz sebkat etti? Kur’an-ı Kerim’i ahşabın müşfik yüzüne aktarma fikri nasıl ortaya çıktı?

Kendime mahsus kalıcı bir hizmetimin, eserimin olmasını istedim. Talebelerimden de yazıların ahşaba aktarılması hususunda yardım aldım. Ve tüm Kur’an-ı Kerîm’i kendi başıma ahşabı yakarak yazdım.

Kaç yıl sürdü?

Günde beş saat çalışarak üç yılda tamamlamak nasip oldu. Şükürler olsun.

Hangi malzemeyi tercih ettiniz?

Huş ağacını... Huş ağacının üzerine yazdım. 30 cüz halinde deriyle kaplayarak cildini de yaptırmış oldum.

Harflerde hatalar olur, nasıl düzelttiniz?

Diyanet İşleri Başkanlığı’na, Mushafları Tetkik Kurulu’na kontrole götürdüm. Kontrol ettirdim. Hareketlerdeki eksiklerimizi işaretlediler. Ve biz de gerekli düzeltmeleri yaptık.

Atölyenizde 12’inci cüzünü okuma, inceleme imkânı bulduğum Mushaf-ı Şerif’in tamamı nerede bulunuyor?

Şu anda kızım Zehra Nur Metinkale’nin evinde bulunuyor. Allah nasip ederse Çamlıca Camii haziresinde Eski Eserler Müzesi açılacakmış, Oraya hediye edilecek inşallah.

Atölyenizde koleksiyonunuza değinelim?

Hüsn-i hat koleksiyonum vardır.  10 senedir topluyorum. 150’ye yakın tablom vardır.

Kimlerin yazıları var?

Hasan Çelebi’nin talebesi Suriyeli Mustafa Sofu’nun, Gürkan Pehlivan’ın, Levent Karaduman’ın, Mesut Dikel’in ve onların öğrencilerinin yazıları var. Turan Sevgili’nin de çok güzel bir eseri var.

Tezhipler kimlere ait?

Tuba Asiltürk, Elir Nurcihan, Nursel Ersungur, Gülnilal Alakuş, Oya Metalar, Senem Kaş, Nagihan Çiçeklizan, Meltem Cantürk, Gülçin Taştan…

Büyük ölçekli sergi açtınız mı?

Allah bana Sabr-ı Gönül sergisini açmayı nasip etti. 2018 yılında Üsküdar Belediyesi nezdinde Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde sergi açtık. Sergide hem kendi eserlerimi hem de koleksiyonumu sergiledik. Kur’an-ı Kerîm’i de sergiledik.

İlgi nasıldı?

Çok güzel ilgi gördü. İbrahim Kalın Bey de sergimizin açılışında vardı. Eserleri gezdi, gördü ve beğenilerini ifade etti. 80 eserimiz sergilendi.

Yeni sergi projeniz var mı?

Rabbim kaldırdıktan sonra tekrar, yetişmiş talebelerimle birlikte sergi açmayı düşünüyorum.

Çocuklarınız ilgili mi?

Ne çocuklarım ne de torunlarım ilgili maalesef!

“BİR EVDE BİR SANATÇI YETER!”

Sorduğun zaman “bir evde bir sanatçı yeter!” diyorlar. Ama bununla birlikte çocuklarımın evlerinde onlarca hüsni- hat ve tezhip levhası bulunuyor.

40 yılın sonunda ahşap yakma sanatı size neler öğretti?

Başta insanlara hizmetin çok makbul ve değerli bir şey olduğunu öğretti. Ve bunun değerini öğretti. İnsanın, hocanın, talebenin, eserin, vefanın kıymetini öğretti. Allah bana vefâlı talebeler lütfetti. Talebelerim Ramazan-ı Şerif ayında okudukları hatimleri geçmişlerimin, anne ve babamın ruhlarına hediye etmektedir. Bundan daha güzel bir mutluluğun bu dünyada olacağını zannetmiyorum.

Vermeyi, ihsan etmeyi öğretti ayrıca… Kâr getirmesi için hizmet etmedim. Makul fiyatlarda isteyene eserlerimi takdim ettim. Parası olmayanlara da hediye ettim.

Son olarak yakma sanatına sevdalı olanlara nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

Bu sanatın değerini şu anda hissettiremesek de ileriki yıllarda en değerli sanat ve zanaatlardan biri olacak biiznillah. Bunun için bütün dostlarından, arkadaşlarımdan sabırla sanata sarılmalarını, devam etmelerini, yeni eserler ortaya koymalarını ve öğrenci yetiştirmelerini gönülden istiyorum.

Teşekkür ediyorum Münir Bey.

Ben de teşekkür ediyorum İbrahim Ethem Bey.

 

İbrahim Ethem Gören-21.10.2020

{name}
{content}
+
-
{name}
{content}
+
-

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

SİZİ ARAMAMIZI İSTER MİSİNİZ?

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.

SİTE HARİTASI

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

BİZ SİZİ ARAYALIM

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.