RENGİN ALKIN İLE CAM SÜSLEME SANATI ÜZERİNE BİR SOHBET…

SANAT HAYATIMA SEVGİYLE ADIM ATTIM

Sanatınızla nasıl tanıştınız?

Sanatımla çevremdeki insanların ve işlerin en yoğun ilgiye ihtiyaç duyduğu bir dönemde tanıştım diyelim. Ve o dönemde hiç aklımdan geçmezdi ki bir gün eğitim aldığım mesleğimi ikinci plana alacağım, bir cam atölyesi açacağım, burada üretim yapacağım, burada eğitim vereceğim. Ancak sevgi böyle bir şey işte.

Yıl, 2004 ailemin bana daha çok ihtiyaç duyduğu, işimde geldiğim noktada beklentilerin arttığı, vakit anlamında neye ne kadar zaman ayırmam gerektiğinin yol ayrımı noktasına geldiğim, bir tercih yapmam gerekliliği bir nokta... Geldiğim bu noktada, işime bir süre ara verme kararı aldım. Hem biraz dinleneyim, hem de aileme daha çok vakit ayırayım düşüncesiyle mevcut işimden 2004 yılına bir ay kala istifa ettim.

Ne yaptınız pekiyi?

Ne yapayım, bu boşlukta bir şeyler yapayım dedim. Düşünürken, bir gün bir baktım; bir gazete ilanında Avrupa Birliği destekli bir proje muhtelif sanatlarda “Girişimci sanatçı yetiştirilmesi kursu”nun ilanını gördüm. O zamanlarda tezhip sanatımız çok ilgimi çekiyordu. Belki giderim diye ilanı sakladım. Ancak, bir süre sonra gittiğimde kursun merkezinde kayıtların dolduğunu öğrendim. Kayıt yapan kişi üzüldüğümü anlamış olacak ki, bana diğer odaları gezmemi ve oralardan istediğim bir sanat dalı var ise yedeklerden kayıt yapabileceğini söyledi. Beyefendinin bulunduğu odadan çıktım, bundan sonra ilk girdiğim oda en uzak köşedeki cam odası idi. İçeri girdim ve orada bulunan, sergilenen her şeye hayran kaldım. Her şey son derece güzeldi.

Ne düşündünüz o esnada?

O an sadece “Ben de bunlardan yapmak istiyorum” dediğimi hatırlıyorum. Bu arada, tesadüf eseri orada bulunan cam hocasıyla da tanıştık.

 

İstersem yedeklerden kayıt alınabileceğini söyledi. Yaklaşık bir ay sonra da kursa başlamıştım. Sultanahmet gibi çok özel bir ortamda derslerimiz başladı. Benim için yeni öğrenileceklerimin olacağı, sabır gibi eski tecrübelerden ders aldığım yeni bir dönem böyle başladı.

CAM SÜSLEME SANATI DEMEK DAHA DOĞRU…

Rengin Hanım, cam işleme sanatı deyince ne anlamamız gerekiyor?

Sanatımın, Cam Tezyinatı (Süsleme) olarak bahsedilmesini daha doğru buluyorum. 17’inci yüzyılda saraylarda üretilen pek çok geleneksel sanatımız gibi, muhtelif şekillerde üretilen camları süslüyorum, tezyin yapıyorum.

Ana maddesi cam olan ve cama dair pek çok sanat dalımız var. Cam işleme deyince aklıma, üretilmiş olan, örneğin bir şişenin üzerinde aşındırma ile yapılan işleri anlıyorum. Oysa ben camda herhangi bir kimyasal işlem uygulamadan sadece fırça vasıtası ile süsleme (tezyin) yapıyorum.

Sorunuza cevap olarak sade bir camın boyalar ve fırçalar vasıtası ile süslenmesi olarak tanımlandırabilirim.

Pekâlâ, oldukça açıklayıcı oldu. Cam tezyinatına yönelik Osmanlı asırlarında neler yapılmış?

Cam sanatı 17’inci ve 19’uncu yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu döneminde çok başarılı bir dönem yaşamıştır. 17’inci yüzyılda geleneksel Osmanlı cam sanatı dendiğinde “Beykoz Camları” akla gelir. Bu camların kendisine özgü şekil ve desenleri, o dönemin zevk ve yaşam kültürünü yansıtmaktadır.

O yıllarda Osmanlı İmparatorluğu sarayları için Avrupa’nın cam merkezi olarak bilinen İtalya, Venedik, Bohemya ve Fransa’dan çok sayıda cam satın alınmıştır.

OSMANLI CAM SÜSLEME SANATI SARAYIN HİMAYESİNDE GELİŞMİŞTİR

Aynı zamanda o dönemde Osmanlı cam sanatı, saraya bağlı olarak, padişahın maddi ve manevi varlığı ve destekleri ile faaliyetlerini sürdürmüştür.

O dönemde, geleneksel Osmanlı camcılığının temelini oluşturan atölyeler İstanbul’da  Eğrikapı, Balat, Ayvansaray, Bakırköy gibi  belirli merkezlerde toplanmıştır. O dönemde saray tarafından yurtdışından getirilen cam ustalarının buralarda çalıştığı bilinmektedir. Bu durum cam sanatının gelişmesine ciddi ölçüde katkı sağlamıştır.

Cam, o dönemde pahalı bir malzeme olduğu için lüks eşya olarak sınıflandırılmış, ancak bu görüş zamanla değişime uğramıştır.

Lüks cam eşya, saray ve çevresinde kullanılan objeler şekerlik, gülsuyu şişeleri, vazolar, lâledan, gülabdan olarak imal edilmiş, bunların çoğunun altın ve gümüşle süslendiği görülmüştür.

Günlük kullanım için üretilen cam eşyalar neler?

Bunlar günlük kullanım için üretilmiş olup daha çok dekorlu cam eşyalardır. Kavanozları, lamba, ilaç ve yağ şişelerini de bu bağlamda sayabiliriz. 

Vitray, cam boncuklar; Osmanlı–Türk mimarisinde önemli yeri olan pencere camları ile duvar ve tavanlarda kullanılan renkli ve renksiz camlar ile çeşitli dekoratif süs eşyalarının yapıldığı cam biblo ve cam boncuk eserlerini de unutmamalıyız.

Osmanlı cam sanatı mirası gereği gibi muhafaza edilebilmiş mi?

Osmanlı cam sanatımız, 17’inci yüzyılda III. Selim’in sanata olan ilgi ve merakı ile başlamış... O dönemde Avrupa’nın pek çok şehrinde –bugün de var olduğu gibi- cam işleme ve cam süsleme vb. gibi cama dair üretimler yapılmaktadır. III. Selim de o dönemde Mehmet Dede adı bir dervişi, bu sanatın inceliklerini ve tekniklerini öğrenmesi için İtalya’ya göndermiş. Mehmet Dede, padişahın ve sarayın himayesinde bir süre İtalya’da kaldıktan sonra İstanbul’a dönmüş ve ilk cam atölyesini İstanbul’un Beykoz ilçesinde açmış. İtalya’da öğrendiği tekniklerle kendisine özgü ilk desenleri cama bu atölyede uygulamış. Sonra Osmanlı’nın yükseliş ve çöküş sürecinde cama ticari bir kuruluş sahip çıkmış. Şu anda pek çoğu mevcut olmayan atölyelerin açılmasını,  buralardan çıkan eserlerin pazarlanmasını sağlayarak destek vermiş. Ancak zaman içerisinde bu ticari kuruluşumuz da cama gereken destek ve ilgiden vazgeçince bu atölyeler -üreten insanların pazarlama da yapması zordur, ancak bir organizasyon dâhilinde yapılabilir- birer birer kapanmış.

Bugün o zamana özel üretilen süslenmiş cam eşyalarını müzelerde görebiliyoruz. Bir de ilgili ticari kuruluşun mağazalarında küçük bir bölümde görebiliyoruz. Satın almak için yüksek ücretler ödenmesi gerekliliğinden ancak belirli bir müşteri kitlesine hitap etmektedir. 

CAM VE CAM OBJELER ANA MALZEME…

Sanatınızda hangi malzemeleri kullanıyorsunuz?

Sanatımda ana malzeme cam ve cam objeler. Sentetik esaslı fırçalar, emaye cam boyalar, tiner, 24 ayar altının özel bir solüsyonda cama uygulanması için hazırlanan cam altını, cam üzerinde yere paralel çizgilerin ve desenlerin verilmesi için kendi ekseni etrafında dönen turnet, uygulanan boya ve altının pişmesi için min. 600 °C ısı verebilen seramik cam fırını camı tezyin etmem için gerekli malzemeleri oluşturuyor.

Bahsettiğiniz malzemeleri hangi tekniklerle ve nasıl işliyorsunuz?

Bu malzemelerle öncelikle camın üzerine ne tür bir desen uygulayacağıma karar veriyorum. Öncelikle her bir desen doğaçlama olarak cama uygulansa da desenlerin bir uyum içerisinde olabilmesi için camda bazı noktaları cam kalemi ile cam obje üzerinde belirliyorum. Sonra da süsleme işine başlıyorum. Objede altın da kullanacaksam, desene göre önce altınlama ve fırın prosesi, sonra boyama (süsleme) işlemi ve fırın prosesi veya tersine, önce cam boyaları ile desen oluşturma ve sonra altınla desen oluşturma proseslerini uyguluyorum. Boyama işlemi biten ve fırına giren her bir obje yaklaşık bir gün fırında kalarak (ısınma ve soğuma prosesi) boyaların ve/veya altının 600 °C’de pişmesini sağlıyor.

Atölyenizden tür eserler ortaya çıkıyor?

Üretilen objelerin her birinin tek olduğunu söylemeliyim. Neden? Her bir obje birbirinin benzeri gibi görünse de her bir şekil, desen vb. fırça ile o anki ortam ve duygularla cama aktarılmaktadır. Dolayısıyla her bir şeklin bir önceki şekil ve desenle aynı olması mümkün değildir.

Atölyemizde duvar panoları, süslenmiş dekoratif objeler, özel günlerde kullanılabilecek her türlü süslenmiş cam objeler üretilebilmektedir.

HER CAM OBJE KİŞİYE ÖZELDİR

Bazen de isteğe göre cam üfleme tekniği ile imal edilen cam objeler üzerine el boyaması ile cam objeler de üretilmektedir. Bu da demektir ki cam üfleme tekniği ile üretilen cam obje benzerleri olsa bile ufak tefek farklarla tektir, üzerindeki desenler el boyaması ile zamana, şartlara, üreten kişinin o andaki duygularına göre farklılık arz eder. Aklınızda sizi olumsuz etkileyen bir şeyler varsa bu sanatı icra etmeniz zordur, aksi durumda da üreten insana tarifsiz bir sakinlik ve dinginlik verir. Bu nedenlerle her bir obje, kişiye özel olma özelliği taşımaktadır.

Bir eserinizin hikâyesini anlatır mısınız?

Bir şekerlikten başlayalım. Şekerlik önce sıcak bir potada ana maddesi kum iken bir ustanın elinde şekerlik formuna girer, sonra üzerine desen yaptırtmak için başka bir ustanın masasına gelir. Usta bu şekerliğin formuna bakar, nasıl bir desen güzel olur, bu şekerliği hangi desenle giydireyim diye düşünür. Sonra, deseni cam kalemi ile cam şekerlikte işaretlerle belirler. Cam ustası fırçayı eline alır ve şekerliği renklerle, motiflerle giydirir. Sonra bu şekerlik üzerindeki desen ve renklerin sabitlenmesi için yaklaşık 600 °C’de pişirir. Eser, bir gün fırında kaldıktan sonra değer bilen evlerde onu seyredene, kullanana güzel hisler yaşatır. Hediye edilirken de keyif ve iyimserlik duyguları veren bir objeye dönüşür. 

Süslemede ağırlıklı olarak İslâm-Türk motiflerini kullanıyorsunuz. Hadisenin tezyinat kısmında başarılı olmak için nelere dikkat etmek gerekiyor?

Süslemede Türk-İslâm motiflerini kullanmayı seviyorum. Desenlerimiz bize özel, o dönemin beğenilerini, duygularını yansıtıyor. Ancak devraldığım ve hâlen sabırla üretilmesine, tanıtılmasına katkıda bulunduğum cam sanatımızın olabilecek farklı desen isteklerine de olumlu bakıyorum. Sonuçta her şey değişim içerisinde ve bizler de özümüzü koruyarak bu değişime uyum sağlamak durumundayız.

Eğer sanatım bana altınla hazırlamış tığ Beykoz ve baklava Beykoz desenlerinin arasında bulunan boşluklara bir çiçek veya meyve deseni yerine bir hayvan vb. desen uygulamam gerektiğini söylüyorsa bunları da uyguluyorum.

Sonuçta özümüzden kopmadan hep aynı desen ve objelerin üretilmesinde ısrarcı olmamak gerekir ki mevcut düzen içerisinde bizler de yerimizi koruyabilelim, genç kuşakların da ilgisini çekebilelim, sanatımızı kuşaktan kuşağa aktarabilelim. Yani geçmişle, bugün arasında köprü olabilelim.

KÜLTÜR-SANAT GEÇMİŞİMİZ ÇOK ZENGİN

Sanatseverler, kamuoyu çalışmalarınıza ne kadar ilgili?

Konunun en önemli, beni de en çok etkileyen boyutu belki de bu.

Tüm geleneksel sanatlarımızda olduğu gibi biz Osmanlı mirasının torunları (zaman zaman görüştüğüm kimi topluluklarda belirtildiği gibi) sanatına, kültürüne çok değer verebilmiş bir toplum olamadık. Uzun yıllar, müzelerimiz yağmalandı, kültürümüze ait değerler bir başka toplumun kültürü olarak tanımlandırıldı. Çok zengin bir kültür ve sanat geçmişimiz var. Ancak insanlarımız kültürümüzden çok farklı ulusların etkisinde. Teknolojiyi çok yakından takip ederken kendi kültürüne ait değerlerden yoksun bir orta ve genç kuşak var şu anda. Basında bakıyorum magazin haberleri daha önde ve takipte. Sanat sadece sanatı yapan ve sergileyen kişilerin tekelinde yürüyor. Veya maddi sorunlarını halletmiş insanların ilgisinde… Oysa sanatımız, kültürümüz küçük yaştan itibaren ilgi alanında olmalı insanlarımızın. Bugün yaşanan pek çok sorunun sanat ve kültürle çözülebileceğini düşünüyorum. Ve biz bu gücü kullanamıyoruz maalesef.

İlginin artırılması için neler yapılabilir?

İlginin arttırılması için kapsamlı bir tanıtım ve eğitim sisteminden geçmeli insanlarımız. Bu sponsor olabilecek kuruluş/kuruluşlar vasıtasıyla olabileceği gibi devletimiz de bu işe artık önem vermeli. Zaman zaman görüştüğüm Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda işler maalesef siyasi olmanızla/olmamanızla bağlantılı yürüyor. Bunu senelerdir Bakanlığa gidip gelen, işleyişi gören ve bu işleyişe bir çare bulamayan bir kişi olarak söyleyebilirim. Zaman içerisinde pek çok masanın yeri ve görevi değişse de hâlâ bu işleyiş eskisi gibi devam ediyor.

Yıllar önce Hollanda’nın Amsterdam kentine kısa bir ziyaretim olmuştu. Hayretle, yaşları tahminen 3-5 aralığında olan çocukların müze ziyaretinde olduğunu görmüştüm. Bizlerden acaba kaç kişi Topkapı Sarayı’nı ziyaret etmiştir? Veya Sultanahmet’teki müzeleri ziyaret etmiştir? Veya kaç kişi turlarla gidilen yerlerdeki müzeleri ziyaret edip ilgiyle tarihimiz hakkında bilgi almak istemiştir?

Yine, 2013 yılında İtalya’nın Roma şehrinde kişisel bir sergi açmıştım. (O dönemde serginin sponsoru olmak isteyecek bir kişi veya kuruluş bulamadığımı hatırlıyorum, Kültür Bakanlığı da dâhil). Kendi imkânlarımla açtığım sergide,  Roma Büyükelçiliği Sergi Salonunda, büyük bir ekonomik krizle karşı karşıya olan İtalyan halkının ilgisi, katılımı bu işi yapmaya devam etmemde önemli bir noktayı teşkil etti. İtalya basınının ilgisi de bu konuda yadsınamaz.

İtalya sergisi beni çok motive eden bir sergi oldu. İtalyan basınından bir kişi şu soruyu sorduğunda söyleyecek cevabı bulmakta zorluk çektiğimi hatırlıyorum.

Nasıl bir sorudan bahsediyorsunuz?

Soru, “Kendilerinde cam sanatının kaybolmak üzere iken, Türkiye’de bu eserlerin nasıl yapılabildiği, bu sanatın nasıl sürdürebildiği” şeklindeydi.

Nasıl bir cevap verdiniz?

Düşündüm ve şunu söyleyebildim. “Türkiye’de bu sanat üniversitelerde ve Güzel Sanatlar Liselerinde ders olarak okutulmaktadır.”

Şimdi bir haber duydum geçen gün, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı bir toplantıda Geleneksel Sanatlar Liseleri’nin açılması kararından bahsediyordu.

İtalya’da bir güzel sanatlar lisesinden “Burada ders verir misiniz?’’ teklifini almıştım. Ancak Türkiye’de atölyemin olduğu yerdeki yerel yönetim ve İtalya’daki yerel yönetim bir araya gelemediği için o teklif de uygulamaya alınamamıştı.

Kültür insanları, toplumları bir araya getirebilecek bir güç. Ve biz bu gücü kullanamıyoruz.

Peki, öğrenci yetiştiriyor musunuz? Ne kadarlık bir emek ve sabır sonrasında talebeleriniz cam sanatına dair üretime başlayabiliyor?

Atölyemde öğrenci yetiştiriyorum. Bu işe başlarken, cam tezyinatının günümüzde (maliyet ve satış fiyatlarından ötürü)  üst gelir grubunun ulaşabilir olmasından çok, toplumun her kesimine bu sanatın varlığını tanıtmak, isteyenlere üretebilmesine vasıta olmak vizyonuyla yola çıktım.

Kültür Bakanlığı Cam Süsleme Sanatçısıyım. Önceliğim, kendi atölyemde ders vermekti. Ancak zaman içerisinde benden kaynaklanan hatalarla (atölyenin yeri gibi) öğrenci sayısında istediğim kapasiteye ulaşamadığımı gördüm. Bu işin bir sanat ve bir de promosyon bölümü var. İstedim ki evde işi olmayan bayanlar bir meslek edinsin, evde veya bir atölye ortamında üretim yapsın, bu üretimler bir yerlerde satılsın, bu insanlar gelir elde etsin, bu insanlar sanatla bağlantı kursun, nefis âfetleri ile daha kolay baş edebilsin, mutlu olabilsin. Bahsettiğim amaçların gerçekleştirilebilmesi için yerel yönetimlere kadın girişim atölyeleri kurulması yönünde sunduğum projelere henüz cevap alamadım.

Cam objelerin üretilmesi, bir binanın temelini yapmak gibidir. Yavaş yürür cam tezyinatında ilk çalışmalar, biraz zaman alır. Sonrasında her şey çok kolay ve keyiflidir. Ortaya çıkan eserler, bu sanatı yapmak/sürdürmek için bizleri ayakta tutar. Yaklaşık bir yıllık bir öğretim süresinden sonra öğrenciler tek başlarına üretim yapabilirler. Tabii ki ara süreçlerde üretilen objeler de var. Ancak tüm proses ve süreçler için bir yıllık bir süre yeterli oluyor, sonrası öğrencinin kendisini ne kadar geliştirmek istediğine bağlıdır.

Cam sanatı önemli bir kültürel miras. Bu mirasın yaşatılması, gelecek kuşaklara aktarılması için bireye, topluma ve devlete ne gibi görevler düşüyor?

Az önce de Amsterdam’daki müze örneğinde bahsettiğim gibi tüm geleneksel sanatlarımız için, eğitim ve öğretim için anaokullarına kadar inmek gerekli. Çocuklarımızı kültürümüzün yaşadığı, sergilendiği yerlere götürmek gerekli. Bu konuda duyarlılık kazandırmak çok önemli.

Ne kadar derin bir kültüre sahip olduğumuzu çok küçük yaşlardan itibaren verebilmek gerekli. Bir zamanlar ortaokullarda el işi dersleri vardı, belki onun gibi dersler girebilir müfredatın içerisine.

Bunu ben kişisel çabalarımla oğlumda gerçekleştirebildim. O masanın her iki tarafını da görebilen bir yapıda artık. Oğlum, üreten kişilerden bir şeyler alınması gerektiğini benim hiç düşünmediğim bir zamanda dile getirmişti, yaşından beklenmedik bir olgunlukla. Bunu hâlâ gururla anlatırım. Bunu her aile yapamayabilir. Ancak tanıtım ve üretim işini çocuklar için, okullar, bir takım özel sektör kurumları, yerel yönetimler, bakanlıklar yapabilir.

BAŞLAMAK ÖNEMLİ…

Son olarak okuyucularımıza, sanatseverlere nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

Gençlerimizi sanatla tanıştırmak, gençlerimizin sanatla ilgilenmesi, fırçayla tanışması, bunları tanıtmalarını, belki pazarlanmasını (üretilen her şeyin pazarlanması gerekir ki üretilmeye devam etsin)  sağlamak, teşvik etmek olabilir diye düşünüyorum. Çocuklarımızı böylelikle bilgisayar, tablet, cep telefonu vb. ortamlardan uzaklaştırıp doğayla, sanatla, kültürle, müzikle tanıştırabiliriz. Bunlar mevcut yapıda çok zor görünse de başlamak da önemli değil mi?

Sanat ve kültürün yadsınamaz bir gücü vardır manevi anlamda. Kültür, sanat, bugün sayıları gittikçe artmakta olan psikolojik danışmanlık merkezlerinden çok daha önemli bir araçtır.  Kültür ve sanatın birleştirici gücü ile ortak geçmiş hafızamızın canlandırılması ve insan ve toplumların ortak bir noktada buluşmasına imkân sağlamak önemlidir.

İtalya’nın Murano adasında camla ilgili turistik bir ada var ve dünya ulusları sırf oraları görmek için İtalya’ya gidiyor. Biz de oldukça zengin bir kültür çeşitliliğine sahibiz. Söz konusu kültür çeşitliliğini daha efektif bir şekilde kullanabilir, böylelikle bir yandan ülkemizin tanıtılmasına katkı sağlarken diğer taraftan da sanatkârların desteklenmesini temin edebiliriz.

 

İbrahim Ethem Gören

{name}
{content}
+
-
{name}
{content}
+
-

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

SİZİ ARAMAMIZI İSTER MİSİNİZ?

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • Kuveyt Türk müşterisiyim
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.

İşleminiz gerçekleştiriliyor. Lütfen bekleyiniz...

BİZ SİZİ ARAYALIM

  • ADINIZ
  • SOYADINIZ
  • TELEFON NUMARANIZ
  • E-POSTA ADRESİNİZ
  • Kuveyt Türk müşterisiyim
  • AÇIKLAMA
  • Kişisel Verilerle İlgili Aydınlatma Metni ’ni okudum, başvuru kapsamında kişisel verilerimin işlenmesine onayım vardır.